Hayattan öğrendiklerim


| 04 Aralık 2009 | 0 yorum | 3307 gosterim

Bu gün yepyeni bir sayfa daha başlatıyorum hayatımda, hayat defterimde yeni bir yaprak daha çevirdim, bu sayfaya ne yazacağımı, neler yaşayacağımı daha neler öğreneceğimi bilmiyorum ve beni nelerin beklediğini, daha ne acılar çekeceğimi bilmiyorum.

Bu hafta kendi hikâyemi anlatmak istiyorum sizlere, aslında öyle yazsam roman olur tarzında bir hayat hikâyem yok belki ama hayattan öğrendiklerimi sıralarsam upuzun bir liste çıkarabilirim.
Bir kış çocuğum ben, o yıl ben doğacağım gün başlamış kar yağmaya, artık dünyaya gelmek için öyle sabırsızmışım ki doğmak için hastaneyi yetişmeyi bekleyememiş yolda bir arabanın içinde gelmişim dünyaya. Hayat bana daha doğarken sabrı öğretmek için olsa gerek sabırlı kadın anlamına gelen Sabriye olmuş adım.

Hayatım boyunca sabırlı olmayı, sabredersem eğer istediklerimi elde edebileceğimi öğrendim, öğretildim, ama ben hep sabırsızdım hayata karşı. Hep istediklerim çok çabuk olsun istedim ve bunun için gerçek anlamda ciddi bedeller ödedim.
Mutlu bir çocukluğum oldu, çocukluğumu, çocukluk anılarımı hala gülümseyerek hatırlarım. Sonra büyüdükçe, insanları tanımaya başladıkça üzerime bir zırh geçirmeye, etrafıma duvar örmeye başladım. Zaman geçtikçe öğrendim ki insanlardan zarar geliyor en yakınındakiler bile. İnsanı aslında sadece Seni Seviyorum diyenler zarar veriyor, üzüyor ve yaralıyor. Ve ben bunu öğrendikçe kalınlaştırdım duvarlarımı, kimsenin girmesine izin vermedim oraya.

Liseyi bitirdiğim anda çalışmaya başladım. Çalışırken ve bir şeyler başarabilmenin doyumuna ulaştığımda mutlu hissettim kendimi. İş hayatım da bana bir sürü şey öğretti. Kendimi korumam gerektiğini, insanlarla samimiyet dozunu fazla kaçırdığımda benden başka, başka beklentilere girdiklerini, bazı değerlerim olması gerektiğini ve hiçbir şey için değerlerimden ödün vermemem gerektiğini öğrendim mesela. Sonra kendi yaptığım iş dışında da başka işleri de öğrenmem gerektiğini, bir şeyleri başarabilmenin anahtarının kendine güvenmek, karşımdakini dinlemek, çalışmak ve gülümsemek gerektiğini öğrendim. Her değiştirdiğim işim bana farklı bir şeyler öğretti, değerlerimi taşıdığım çantama yeni, yeni değerler ekledi.
Sonra aşkı tanıdım, belki de âşık olduğumu çok sevdiğimi sandım. Zırhlarımı açtım O’na. Ördüğüm duvarların ardına aldım O’nu. Seviyordum ve O benim yaşamım olacak sanıyordum. Hayatımın sonuna kadar Onunla yaşayıp Onunla nefes alacağım sanıyordum. Gözüme çarpan bütün eksikliklerini, bütün hatalarını, bütün yanlışlarını göz ardı ederek, herkesin karşı çıkmasına rağmen gidip evlendim Onunla. Ama hayat sabretmem gerektiğini bir daha hatırlatmaya başladı. Eğer mutlu olmak istiyorsam sabredecektim, ama evliliğimde bu kez sabretmem işe yaramadı. Evlenmeden önce göz ardı ettiğim bütün hatalar, bütün o yanlışlar büyüyerek kocaman olup dikildiler karşıma. Hepsi hayatıma maddi ve manevi darbeler olarak, acı olarak, çıktılar karşıma. Onunla birlikte hayattan yine bir dolu şey öğrendim. Korkmayı öğrendim mesela, pişman olmayı, gözünü tavana dikip kaybettiğim hayallerimi ve pişmanlıklarımı düşünmeyi öğrendim. Şiddetin, aşağılanmanın, hakaretin, sözsel ve fiziksel eziyetlerin insanın içinde hayatının sonuna kadar geçmeyecek yaralar açacağını ve bu yaraların ne yaparsam yapayım geçmeyeceğin, geçemeyeceğini öğrendim. Birini affedememenin, kırgınlığının acısının çok büyük olduğunu, ama hala affedemediğin kişiyle aynı masada yemek yemenin ne kadar utanç verici olduğunu öğrendim. Ve acı çekmenin dayanılmaz olduğu noktada ardıma bakmadan çekip gidebileceğimi bu acıları çekecek kadar sabırlı olduğumu ve bütün bunları yapabilecek kadar cesur olduğumu öğrendim.

Sonra yalnız kalınca tekrar ördüm duvarlarımı bu kez daha kalın ve daha sert, bu kez o duvarların ardına kimseyi almayacağıma söz verdim kendime. Ne yaşamış olursam olayım, ailemin hep ardımda durduğunu, babamın benim üzüntülerimle kahrolduğunu, artık ne olursa olsun hiç kimse için O’nu karşıma almamam gerektiğini, hayallerimin peşinden koşmam gerektiğini, hayallerimi gerçekleştirmenin gücünün bende olduğunu, çalışırsam ve istersem mutlaka yapabileceğimi, öğrendim.

Kendimi yazarak daha iyi ifade eden biri oldum, her geçen gün kendimi biraz daha iyi tanıdım. Beni üzenleri ve üzmeye çalışanları hep susarak, suskunluğumla cevap verdim. Suskunluğum benim en büyük silahım oldu. Sevgimi sarılarak, öfkemi susarak, mutluluğumu gülerek, acımı gözyaşlarımla kendi kendime ağlayarak yaşadım.

Bugün yaşım 26 oluyor, hayat bana bir sürü şey öğretti hepsini yaşayarak, hepsi için bedeller ödeyerek öğrendim hepsini. Hayattan aldığım her bir gerçek dersinin bedellini, acıyla, gözyaşıyla, düşüp, düşüp tekrar kalkarak ödedim. Bugün hayattan öğrendiğim derslerin dökümünü çıkarıyorum. Ne kadar acı çekersem çekeyim mutluyum hayatın bana öğrettiklerinden. En önemlisi hayattaki en önemli şeyin verdiğim kararlara saygı duymam gerektiğini, kendime olan saygımın benim ayakta kalmamı sağladığını, kendimi sevmemin hayatın en önemli şeyi olduğunu öğrendim. Ve kendimi seviyorum. Ben iyi ki varım diyebiliyorum…

 

Sabriye NİŞANCI

snisancii@hotmail.com

Konu ile ilgili yorum yapmak ve yorumların tamamına ulaşmak için tıklayınız