Zamandaki Zamansızlık


| 17 Ocak 2007 | 0 yorum | 3564 gosterim

“Uzun bir süre” yine zamanın sınırları içinde olduğunu farketti. Oysaki o “an ” zamanın ötesindeydi.. Üstelik ne bir korku, ne bir endişe vardı orada sevgi dışında hiç bir şey yoktu… Keşke tekrar yaşayabilseydi o anı…


Sadece ayağının dokunduğu yerdeki kurumuş yaprak seslerinin hışırtısını duymaktaydı. Öylesine yavaş hareket ediyorduki sanki dünya durmuştu. Arada sırada etrafta farklı farklı öten kuşların seslerini duyuyordu. Kimi zaman gözlerini kapatıyor ki o zaman sesler daha güçlü farkediliyordu. Etrafı izlediğinde de yavaş hareket etmesindenmidir nedir her şey daha net ve parlaktı. Sanki görünmeyeni görür gibiydi. Öyle ya hızlı hareket ederken insan o kadar çok şeyi kaçırıyorduki gözlerinden.

Ne zaman gözlerini kapasa ve etrafına konsantre olsa her sey daha net duyuluyordu ancak konsantrasyonunu kaybettiğinde de zihnide düşünce ve soru yağmuruna tutuluyor gibi oluyordu. Ya bir yılan çıkarsa, ne yırtıcı bir hayvan bir agacın hemen arkasındaysa, acaba önümde şimdi ne var ? gibi olan , olmayan gerçeklerle dolu bir yığın düşüncenin içine giriyordu. Sadece düşüncelerin içine girse iyiydi, düşünceler hemen duygularıyla ve geçmiş deneyimleriyle bağ kuruyor ve endişe, korku, huzursuzluk vs gibi duyguları şiddetle çağrıştırmaya başlıyordu.

Tüm bunların yaşandığı süreçte ise geçen zamanın farkında bile olamıyordu.. Ya kaçırdıkları, neler vardı etrafta, neleri görememiş, neleri duyamamıştı. Zihninde geçmiş deneyimleri, tanıdığı tanımadığı insanlara ait yaşanmışlıklar yada gelecek endişesi, zarar görme korkusu, belki de ölüm korkusu… Zaman zihninin hareketi ile beraber ortaya çıkmaya başlıyordu .

Yere eğildi ve yapraklardan birini aldı. Yeşilden kahvarengine ve kısmende kırmızıya dönmüştü yaprak. Kurumanın getirdiği bir sertlik ve esnekliğini ve suyunu kaybetmenin getirdiği yeni bir şekil. Hatta uçlarıda kopmuştu. Tekrar gözlerini kapadı ve yaprağı parmaklarının içinde hissetti. Kurumuş olmasına rağmen hala canlıydı. Onunla bütün olduğununu tüm benliği ile hissetmeye çalıştı. Öylesine derin konsantre olmuştuki sanki yaprak avuçlarının içinde kaybolmuş gibiydi, kendinin yaprak olduğunu hissetti,, her şey durmuştu sanki ve derin bir sevgi hissetti derinliklerde . Zaman durmuştu ve sadece sevgi vardı ve o sevgi içinde ilk aşkın oluşma kıvılcımlarını taşıyordu, çoşkulu…Kendini çok iyi hissetmeye başlamıştıki çok kısa sürdü bu an zihni hemen devreye girdi ve sormaya başladı . “ Neler oluyor ? ” Iste o an zamansızlıktan çıkmış yine zihniyle beraber tekrar eski kalıplarına dönmüştü. Büyü de bozulmuştu tabiki…..Tıpkı bir rüyadan uyanış gibi………………

Yaşadıkları inanılmazdı. Müthiş bir deneyimdi. İnsan aşık olacak karşı cinsten biri olmadan nasıl aşkı hissedebilirdiki. ? Bu mümkünmüydü ? …Yoksa bu yaşadıkları gelecekte yaşayacakları ile ilgili bir haber anlamına mı geliyordu ? .. Zihni yine devredeydi. Akıl yürütüyordu yaşadıklarıyla ilgili. Farkettiki zihni ve aklı hep bir iş birliği içindeydi. Onların işbirlikçiliğinde insanın derinden birşeyleri hissetmesi pek mümkün gözükmüyordu.

Yazıkkı yaşadığı o muhteşem duyguyu içinde uzun bir sure tutması mümkün olamamıştı. “Uzun bir süre” yine zamanın sınırları içinde olduğunu farketti. Oysaki o “an ” zamanın ötesindeydi.. Üstelik ne bir korku, ne bir endişe vardı orada sevgi dışında hiç bir şey yoktu… Keşke tekrar yaşayabilseydi o anı…

Arkadaşlarının sesini duydu “ Haydi gidiyoruz, otobüs hareket etmek üzere ” . Ses oldukça derinden geliyordu ve gezi kafilesinden oldukça uzaklaşmış olduğunu farketti. İç güdüsel bir hareketle koşmaya başladı. Şimdi ne bastığı yerin farkındaydı, nede etrafındakilerinin. Herşey hızlı çekimle filimlenmiş gibiydi. Zihninde bir an evvel otobüse yetişme isteği ve birazda korku ve endişe duyguları taşıyordu . Otobüsün önüne geldiğinde nefes nefeseydi. Hızlı hareket etmesine rağmen sanki çok zaman geçmiş gibiydi geldi ona.

Otobüse bindiğinde içinde hala o derin sevgi deneyiminden kırıntıları var gibiydi. Sanki fokurdayan bir suyun azalmış çırpınışları hala oradaydı. Yaşadıklarını tekrar düşündü. Yavaşlayınca zihni de yavaşlamıştı hatta durmuştu. Zihin durunca zaman kavramı anlamını kaybetmişti ve sadece an kalmıştı. Anda ise sadece aşk tadında sevgi duygusu vardı deneyimlediği. Herşey çok açıktı. Hızlanınca zihnide hızlanıyordu, dış dünyadaki farkındalık azalıyordu. Zihnin düşünce hızına iç dünyamızdaki eski deneyimlerin oluşturduğu duygular katılıyordu ki onlarda bizi zaman çemberinin içine alıyordu.

Yavaşlayınca anda kalabilmek mümkünmüydü? Bir kez deneyimlemişti… Evet mümkündü ! Peki bunu sürekli kılmak olabilirmiydi.? Niye olmasındıki bir kez deneyimlememişmiydi. Deneyimlerini artırdıkça farkındalığı da artacak ve sevgi dolu aşk hallerinin süresi giderek artabilecekti. Evet kendisine itiraf etti ki kolay değildi ama imkansızda değildi. ! .. Aşk için denemeğe değerdi…

Evet sevgili dostlar, anda kalabilmek böyle bir şey….İçinde sevgiyi ve aşkı barındırıyor. Tüm yaşamımızda bu çoşkuyu deneyimlemek dileklerimle

Sevgiyle

Rüya Yüksel

Konu ile ilgili yorum yapmak ve yorumların tamamına ulaşmak için tıklayınız