Kendi Olmayan İnsan, Rumuz: A.İlhan


| 10 Ağustos 2005 | 0 yorum | 4432 gosterim

Kendi olamayan insansa hayatı ciddiye alır. İlişkilerinde analiz yapar, irdeler, yargılar, tepki verir…


İnsan sağlığı özellikle psikolojik sağlık günümüzün çelişkili yaşam şartları içinde adeta çürümekte.

Acil çözüm getirilmesi gereken çok önemli bir sorun.

Bu noktada Değerli arkadaşımız Rüya Hanımın aklımda devamlı gidip gelen dünkü yazısından bir pasaj var.

“Kendi olamayan insansa hayatı ciddiye alır. İlişkilerinde analiz yapar, irdeler, yargılar, tepki verir, özetle tüm savunma mekanızmalarını kullanır. Birine bir şey anlatmak telaşındaysak; haklı çıkmaya çalışıyorsak; iki kişi tartışıyorken araya girip, içlerinden birini savunuyorsak, bilinki içimizde bir şeyler tetiklenmektedir. Bize ait olmayan yanlış öğrenmeler, öğrenilmiş acizlikler sözkonusudur. Bu koşulda hayatın eğlenceli yanını göremeyiz. Oysa içsel temizliğimizi yapabildiğimizde, kendimiz olabildiğimizde hayat eğlenceli bir oyundur aslında. “

Bu bakımdan yukarıya aldığım paragrafın, konunun uzmanları tarafından biraz daha açılması, somut örneklerle hayatın gerçeklerine yansıtılması gerekli.

Bu açıklamalardan dolaşmış bir çok yola ışık tutulabileceğine, aşılamayan çeşitli bunalımlara rehber olunabileceğini düşünüyorum.

Sevgilerle.
Ayşe İlhan EZEL



İş hayatımda müdürlüğe atandığım yıllarda, işimde çok deneyimli olmama rağmen müdürlük deneyimim olmadığı için başlangıçta stres dolu bir süreç geçirdim. Benimle beraber 5 kişilik bir ekiptik. Ekipte benim gibi deneyimsizdi . Başlangıçta herşeyi aşırı kontrol etmek ihtiyacındaydım, işlerin akışı, giriş çıkışlar, sorumluluklar bana beni adeta unutturmuştu. Sürekli analiz yapıyordum, hatalardan ötürü insanları yargılıyordum, sert tepkiler veriyordum, birlikte çalıştığım arkadaşlarım hata yapınca hatanın bana ait olmadığını tüm savunma mekanizmalarımı kullanarak üstlerime aktarıyordum. Müdür olmuştum mutlu olmam gerekirken mutsuzdum, tüm dengelerim bozulmuştu. Bu yetmezmiş gibi insanlar benden uzaklaşmayada başlamışlardı. Bu durumu eşimle dostumla paylaşıyordum ve onlara içinde bulunduğum sıkıntıları büyük bir telaş içinde ve sürekli içinde bulunduğum stres ortamında ne kadar haklı olduğumu anlatmaya çalışırdım. Ben haklıydım, herkes haksızdı. Herkes sanki bana karşıydı. Anlayamıyordum.

Bir gün birden farkettimki ben iş kimliğimde kendim olamamıştım. Kendi eksiklerimin farkında değildim. Mükemmelliyetçi yapım beni strese sokuyordu. Kendime güvensizliğim her şeyi kontrol etmeme neden oluyordu. Sınırlarımı kaybetmiştim. Kimselere güvenemez olmuştum. Yetmezmiş gibi sert mizaçlı biri olup çıkmıştım ki bu hiç istemediğim bir durumdur, iş dışındaki diğer kimliklerimde sevgi dolu insan canlısı biriyimdir, buda iç çatışlamarına neden olmuştu.

Öyle bir duruma gelmiştimki böyle bir konu ile ne zaman karşılaşsam, o kişiyi kendimi savunduğum gibi savunurdum. Birisi şaka yapsa hemen kişisel algılar tepki verirdim, imalı cevaplarla karşımdakini incitirdim. Mizahı unutmuş gibiydim.

Tüm bunlar ben farketmeye başladıktan sonra değişmeye başladı. Öncelikle kendi zaaflarımı tesbit ettim ve onlarla yüzleştim. Altından neler çıktı neler. Babamın çocukken “işinde başarılı olmak zorundasın , sakın işini kaybetme “ sözleri neredeyse iş hayatımın temeli olduğunu farkettim. Benim davranışlarımı nasılda otomatik etkilemişti . Başarısız olsaydım ne olurdu. Bunu düşünemezdim bile. Ama başarısızllık babam için önemliydi ve bu bana öğretilmişti, yetmezmiş gibi beni acizleştirmişti de.

Sonra sorumluluklarımı ve kendimin eksik yönlerimi tesbit ettim, onları geliştirdim. İlave eğitimler aldım.

Birlikte çalıştığım arkadaşlarımla daha açık bir iletişim içine girdim, onlara beklentilerimi net olarak aktardım. Birlikte hedeflerimizi tespit ettik. İşleri paylaşarak yapıyorduk ve ben tüm deneyimlerimi onlara aktarıyordum.

Farkındalıklarım giderek artıyor ve ben giderek güçleniyordum. Her yeni farkındalıkla davranışlarım daha yumuşuyor ve pozitif çözümler geliyordu. Ben değiştikçe birlikte çalıştığım arkadaşlarımda değişmeye başlamıştı. Öyleki hataları oyun haline getirmiştik. En çok hata yapana ceza filan verir hale gelmiştik.. Böylece hatalar ve yapılan işler daha basit hale geliyordu. Aslında herşey giderek basitleşmeye başlamıştı. Böyle oldukça ben daha etkin hale geliyordum. Sevildiğimi hisseder olmuştum. Mutluydum ve artık çalışmak bizim için eğlence yerine gelmek gibi olmaya başlamıştı . İş yoğunluğu değişmemişti, sorumluluklarımız değişmemişti ama biz değişmiştik.

Kendimizi artık ifade edebiliyorduk, olanın farkındaydık, sorumluluklarımızdan kaçmıyor aksine onları cesaretle üstleniyorduk, çözüm odaklıydık. İşimizi suçluluk duygusu duymadan keyifle yapar hale gelmiştik. Üstelik daha da başarılıydık, Sürekli motive edilmiş haldeydik.

Yani anlayacağınız çalışmak eğlenceli bir oyuna dönüşmüştü. Karşımızdakine “ bütün suç sende “ demek çok kolay ama işin gerçeği bizim o olayı niye öyle algıladığımızda yatmaktadır. Bunu farkedene kadarda davranışlarımız otomatik tepkiler halinde olmaktadır.

Sevgiyle kalın

Rüya

Konu ile ilgili yorum yapmak ve yorumların tamamına ulaşmak için tıklayınız