İkinci Bahar


| 01 Aralık 2008 | 2 yorum | 4421 gosterim
ikincibahar

Hüseyin amcayı babamın hastanede yattığı süreçte tanıdım. Biz neredeyse 10 günü aşkın bir süredir hastanedeydik o geldiğinde. Refakat günlerınde yani, gün aşırı hastaneye gidiyordum. Yine bir refakat günümde yanımızdaki yataktaki hastanın taburcu olduğunu öğrendim yerine Hüseyin amca gelmişti..


86 yaşında görmüş geçirmiş , bir insan melek . İyileşmek üzere o yatağı bu kez Hüseyin amca doldurmuştu. Sakin ve sessiz görüntüsünün ardında kalbinden dolan taşan bir sevgiyle karşılaştım. Hiç bir şey söylemesine gerek yoktu. Sadece bir bakışıyla gülümsemesiyle bunu hissetmemek olanaksızdı.

Hastane odaları farklı bir enerji taşır. Orada insanları birbirinden ayıran farklı rahatsızlıklarıdır ve hepsinin tek bir amaçları vardır; bir an evvel iyileşmek ve evlerine taburcu olmak. Birde hastanelerin olmazsa olmazı hasta ziyaretleridir. Kim gelirse gelsin, yeterki gelsinler. Hatırlanmak, anımsanmak, değer verilmek, sevildiğini bilmek hastaları motive eder. Kimbilir belki de iyileşmelerine katkısı vardır bu ziyaretlerin.

Ertesi gün ziyaret günü geldi çattı. Her hasta kendi yakınını beklemeye koyuldu belli belirsiz… Hüseyin amca ise tatlı bir telaş içindeydi. Traşını oldu, üstünü değiştirdi ve hazırdı. Sanki yatakta genç ve yakışıklı bir delikanlı edasında beklemekteydi.

Kendimi tutamadım ve sordum;

– Bu gün kimi bekliyorsun Hüseyin amca ? Gülümseyerek cevap verdi .
– Eşimi bekliyorum dedi, çocuklar getirecek onu, rahatsız yanlız gelemez. Sesinde eşini özlediğinin ifadesi vardı o bunu söylemesede anlaşılıyordu. Öylesine şeffaf öylesine açıktıki ..

Artık beni de bir meraktır aldı, eşini bende bekler oldum.. Ben bu düşünceler içerisindeydim ki çok zaman geçmedi. Odanın kapısı açıldı ve tekerlekli iskemlede yüzünde gülücükleriyle yaşlı bir teyze cocuklarının refakatinde içeri girdi. Tanıştık ; Nur teyze 85 yaşındaydı. Adı gibi nur yüzlü…. Nur Teyzenin iskemlesi Hüseyin amcanın yanına yanaştı. Bedenini güçlükle kaldırdı Nur Teyze ve kucaklaştılar.

Gördüklerim karşısında gözyaşlarıma engel olamadım. O kucaklaşmada öyle derin bir sevgi ve özlenmişlik vardıki. Son zamanlarda belki hasret kaldığımız sevgi paylaşımıydı gördüklerim. Hani hiç bir şarta bağlı olmaksızın, içinde hiç bir beklentiyi barındırmayan, sadece gönülden. Neredeyse artık sadece filmlerde yada romanlarda şahit olduğumuz tarzda bir sevgi gösterisiydi.

Daha sonra başbaşa cam kenarına geçtiler ve koyu bir sohbete başladılar. Sanki hastanede değillerdi, sanki yanlız ikisi vardı, başbaşaydılar. Ben yine dayanamadım ve aralarına katılarak gördüklerim karşısında duygularımı ifade ettim ve sormaya devam ettim. Hüseyin amca yanıt verdi büyük bir coşkuyla ;

– Biz ikinci baharımızı yaşıyoruz dedi.
– İkinci bahar derken neyi kastediyorsunuz ? diye sordum
– Biz 62 yıldır evliyiz dedi. İlk 50 yıl birinci baharımızdı. 50 yıldan sonraki bölüme ikinci bahar adını verdik.

62 yıl yarım asırdan fazla bir süre. Onlar için şimdi bir an sadece.. Onları seyrederken farkettiklerim koşulsuz sevgi ve aşktı. Belliki birlikteliklerinin ilk yıllarında ektikleri sevgi tohumları bu gün koşulsuz sevgiyi ve aşkı yaşatır olmuştu.

Sohbetlerimi sürdürdükçe onlar hakkında daha çok bilgi ediniyordum. 62 yıl önce birbirleriyle tanışarak evlenmişlerdi. Üç tane çocukları olmuştu. İçlerinden birini elim bir trafik kazasında kaybetmişlerdi. Üstünden yıllar geçmiş olmasına rağmen içindeki yaraları hala kanıyordu besbelli. O gün diğer çocukarı, torunlar bir aradaydılar. İki kişiyle başlayan aileleri oldukça genişlemişti.

Gördüklerim ve hissettiklerim bana günümüzde değerlerimizin nasıl yozlaştığını, bireysellik adına birliktelikleri nasıl yok ettiğimizi, menfaatlerin nasıl önem kazanır olduğunu, kendimize değer vermediğimiz için yaşamımızdaki insanlara da değer vermediğimiz gerçeğini farkettirdi.

Artık maneviyat dünyasının yerini son yıllarda madde dünyası almış durumda. Değerlerimiz de bu anlamda hızla değişmekte. Tutunduklarımızı elde etmek için ne var ne yoksa herşeyi yakar yıkar olduk. Ve neredeyse sevginin her kapıyı açan anahtar olduğunu unutmuş gibiyiz.

Sevgisizlikten yüreklerimiz buz gibi. Yanlızlık içimizi ürpertiyor. Hiç bir şey bizleri memnun etmiyor, içimizi ısıtmıyor. Geçici zannetmeler ile oyalıyoruz kendimizi. Hep birilerini arıyoruz sevgi adına , aşk adına.. Hep bir ihtiyaç hali içindeyiz yüreklerimizi ısıtabilmek için. Yokluk ve yoksunluk tüm hücrelerimizde…

Nereye kadar ?? Giderek daha doyumsuz hale gelmeye başladı ilişkiler.. Anahtar sözcük sevgi ise , sevmek ise nereden başlamalıyız ? Seveceğimiz kişileri nerede bulacağız ? Bu soruların cevabını bir teş kişi verebilir. Biz, kendimiz, içimiz, özbenliğimiz. Önce kendimize sevgi göstererek işe başlamalıyız. Bedenimizi severek, onu olduğu gibi kabul ederek, sevilmeye layık olduğumuz farkındalığını içimizde büyüterek başlamalıyız.

Yaşamımızda başımıza gelen olumsuz diye ifade ettiğimiz olayların değerlendirilmesini yaparken kendimizi suçlayarak sabote edeceğimize kendimize sevgi ve şevkat göstererek içimizi ısıtmayı kendi kendimizle başlamalıyız. Bu süreç ; bizim dışardan birilerine kendimizi tamamlamak adına ihtiyaç duymayacağımız zamanlara kadar sürdürülmeli. Ne zaman kendimizle barışır ve gerçek sevgiyi içimizde kendimize karşı hissederiz o zaman etrafımızdaki insanlarla da paylaşımlarımız farklılaşır. Madde yerini maneviyata bırakır. İçimiz ısınır, kalbimiz dolar taşar. Sevgi dolu iletişimler deneyimleriz.

Hüseyin amcayla birlikte geçirdiğimiz 4 günlük süreç babamın taburcu olmasıyla bitti. Ayrılırken Huseyin amcamın artık hayatımda bir yeri vardı ve hep olacaktı. Bizde birbirimizi sevmiştik. Ayrılırken kulaklarımda Huseyin amcanın şu sözleri vardı. “ kızım; seni kızım gibi sevdim ”… Sevgi sevgiyi çekmişti.

Hepinize sevgi dolu farkındalıklar dilerim

Sevgimle

Rüya Yüksel
29.11.2008

Forumdan Yorumlar (2)

  1. metin alperr 23 Haziran 2010

    beni gerçekten çok etkiledi bu güzel hikaye eski insanların sevgileri sanki daha saf daha temiz keşke bende okadar yılı beraber yaşıcam insanı bulsam ona kayıtsız şartsız sahip çıkar bi ömrümü onun uğrunda harcardım içimde yaşattığım kadın böle uzun yıllarımı alacak ve bıktırmıcak bi insan ama sanmıyorum bu zamanda böle insanlar çok az kaldı. neyse hikaye için çok tşkrler.

  2. ayşe 24 Şubat 2009

    sevgiye gel demek o nu hissetmek ve yaşamak. Bu sevgi neye duyulan sevgi olursa olsun.Çiçeğe, böceğe, yağmura, insana neyi seversek sevelim ama sevelim o güzel duyguyu anlayalım bilelim.Ve en önemlisi yazarımızın dediği gibi farkına varalım.Farkındalık bizi gerçek benliğimizi tanımaya kendimizi geliştirmeye götürecektir.

Konu ile ilgili yorum yapmak ve yorumların tamamına ulaşmak için tıklayınız