Eve Dönüş


| 11 Ağustos 2006 | 0 yorum | 3701 gosterim

Yıllardır hiç istemediğim halde doğduğum yerden uzaklardayım. Gözlerimi kapayarak, yasemin, portakal ve limon çiçeklerinin keskin güzel kokusunu tekrar içime çektim. 

Temmuz’da eşim ile birlikte dünyanın cennet köşelerinden biri olan evime yani Kıbrıs’a gitmek üzere yola çıktık. Son geceye kadar doğru dürüst hazırlık yapamadık bile ama ne önemi vardı, bol oksijen, sıcacık bir hava, nefis yiyecekler ve en önemlisi uçsuz bucaksız masmavi deniz bizi beklemiyor muydu? Adı tatildi bu gezinin, amaç dinlenmek, biraz da geçmiş ile bağlantı kurmak ve Kıbrısımı yeniden yaşamaktı.

Uçaktan iner inmez o sıcak, tanıdık, kuru ve insanın ciğerlerini ferahlatan hava karşıladı bizi. Savaşın arkasından kuraklaşan ada yerini yavaş yavaş daha yeşil daha bakımlı bir görüntüye bırakmıştı. Etrafta hemen farkedilen bir gelişim yaşanıyordu, seyyar satıcıların tezgahları mevsimin güzel sebzeleri ve meyvaları ile dolup taşıyordu, bahçe kenarlarında ise karpuz yığınları bolluğun habercisi gibi üst üste birbirlerinin umuzlarında duruyorlardı. İçimi büyük bir sevinç kapladı. Ada’da üretimin önemsenmeye başlandığını görmek umut verici bir gelişme. Ne güzel!

Çocukluğumu hatırlıyorumda… Tüm sömürge toplumlarında olduğu gibi Kıbrıs’ta ne yazık ki az üreten çok tüketen bir yer haline gelmişti. Çoğu arkadaşımın babası ya polis, ya öğretmen ya devlet memuruydu. Az bir kısmı madenlerde çalışıyordu, diğer bir azınlık da, terzilik, bakkallık, tüccarlık gibi küçük bireysel işler yapıyorlardı. Büyük girişimcilere pek rastlanmazdı. Doktorlar, avukatlar ve diğer belirgin meslek sahipleri bilinecek kadar azdı. Zengin diye tanımlanan ve ortalamanın üstünde geliri olanlar da mutlu azınlığı oluşturuyordu.

Eğitim çok önemliydi. Okuma yazma çok önemliydi. Hatta şu an bir üniversite cenneti olan ada, o zamanlar türlü fedakarlıklarla çocuklarını yüksek eğitim için dış ülkelere göndermekten çekinmiyordu. Çok dürüst bir halkı vardı. Özü sözü bir. Söz namustu. Kimse kimseye yağ çekmek, veya farklı görünme kaygısı taşımıyordu. Eğer birisi sizi sevmiyorsa bunu net olarak açıklamaktan çekinmezdi. Mağazalardaki ürünler üzerindeki etiketler gerçek fiyatlardı ve pazarlık yapma gereği yoktu. Güven üzerine kurulmuştu ilişkiler. Özellikle yaz aylarında kapılar pencereler hep açıktı. Komşular şeker, kahve eksildiği zaman komşunun mutfağından bunu sormadan alabiliyorlardı. Bahçelerdeki limon, portakal ve diğer meyvalarda komşu hakkı gözetilirdi. Komşuluk akraba ilişkilerinden daha anlamlı olabiliyordu. İnsanlar birbirlerine karşı duyarlı ve yardımseverdi. Misafirliğe gitmek için önceden haber verme alışkanlığı yoktu. Çat kapı gelinir eğer evsahibi evde yoksa oradan kesilen bir çiçek veya ağaç dalı kapıya kart vizit gibi yerleştirilirdi. Daha sonra görüşüldüğü zaman kişi geldiğini böyle kanıtlardı.

Gözlerimi kapayarak, yasemin, portakal ve limon çiçeklerinin keskin güzel kokusunu tekrar içime çektim. Birden farkettim ki adadan uzak olduğum tüm yaşamımda kullandığım parfüm kokusu adanın bu baş döndüren nefis kokusuymuş.

Devamı var

Saygılarımla

Perihan YAZICI

Konu ile ilgili yorum yapmak ve yorumların tamamına ulaşmak için tıklayınız