Sıcak, Soğuk, Tam Karar


| 24 Eylül 2008 | 0 yorum | 4478 gosterim

Mevsimler bir türlü bize yaranamıyor. Onlar doğanın onlara verdiği sıralamayı, arada bir bizleri şaşırtarak da olsa, temelde şaşmaz bir disiplinle izliyorlar.


Yaz çoğumuzun sevdiği bir mevsim, çünki tatil günlerini en çok bu mevsimde alıyoruz. Bir de deniz var tabii. Her zaman gözümüzün önünde olan ama ancak yaz mevsiminde serinliğinden faydalanabildiğimiz deniz, tatili çağrıştırdığı için, birlikte anılıyorlar. Ayrıca kışlık yüklerimizden kurtuluyor, açık ayakkabılar, ince elbiselerle ferahlıyor, hafifliyoruz. Yazın ilk birkaç günü, güneş içimizi ısıtıyor, günü böyle aydınlık ve uzun yaşamak ne güzel derken, ısı arttıkça fikrimizi değiştiriyoruz. Gölgede 35 dereceyi bulduğunda, evlerimize, işyerlerimize saklanıyor, klimayı, vantilatörü açarak, kışın olduğu gibi içeride zaman geçirmeye başlıyoruz. Ve artık tek beklediğimiz yazın bitmesi ve sonbaharın bir an önce gelmesi oluyor.

Peki kış farklı mı? İlk kar yağışını nasıl sevinçle karşılarız. Elif elif yağıyorsa hele, içerde, odanın sıcaklığında oturup bir şeyler okumak, sıcak içecekler eşliğinde sohbet etmek başlı başına bir keyiftir. Ama ilk 1-2 günden sonra karın yerlerde birikmesi ile yan etkiler ortaya çıkmaya başlar. Bize mutluluk getiren bu beyaz örtü, çalışanlar için başlar sorun olmaya. Ne zaman kalkacak bu kar diye söylenmeye başlamışızdır bile.

“Tam Karar” diye adlandırdığımız iki mevsim vardır. Bunlar ilkbahar ve sonbahardır. Her ikisinin de ortak noktası insanı bunaltmazlar. Hoşlanmadığımız tek tarafları ise kısa süreli olmalarıdır. Ara ara yağan ılık yağmurlar, havayı serinletir, toprak kokusunu ortaya çıkarır. Kısacası kısa süreli, ama rahat mevsimlerdir.

Yaşamımızda da özellikle ilkbahar mevsimiyle özdeşleştirirsek, kısa süreli “tam karar” zamanlarımız var. Onları öyle benimsiyoruz ki; bitmelerini hiç istemiyoruz. Ama elde tutmak mümkün olmuyor. Yeni bir mücadele gelip kapımızı çalıyor ve yeniden yazın yakıcılığına veya kışın donduruculuğuna karşı koymak zorunda kalıyoruz. Doğa bu; bizim beklentilerimize göre çalışmıyor, kendi ritmi var. Onun da beklentisi, bizim ona uyum sağlamamız.

Ve sanırım işin gerçeği, biz onun ritmine ne kadar uyum sağlayabilirsek yaşamda o kadar rahat edebiliyoruz. Aksi taktirde, hayatından memnun olmayan kişiler haline geliyor, kısa süreli mutluluklarla yetinmek zorunda kalıyoruz. Bu da ne kadar süreceğini bilmediğimiz ömrümüz için gösterebileceğimiz en faydasız çaba. Çünki, kontrol etmek elimizde değil.

Konu ile ilgili yorum yapmak ve yorumların tamamına ulaşmak için tıklayınız