Kendinden Vazgeçmek


| 05 Ağustos 2008 | 0 yorum | 4850 gosterim

Gülin, genç kızlığında bir çok erkeğin hayranlıkla baktığı güzel, zarif, ilginç, zeki bir duruş sergiliyordu. 1940’lı yılların sonunda gazetecilik yapıyordu ve macerayı seven kişiliği ile kendisine açılan her kapıyı sonuna kadar zorluyor ve yaşamın keyfini çıkarmak, başarılı olmak için mücadele ediyordu. Zaten hayatının her döneminde de azimli kişiliği ile mücadeleden hiç yılmadı.


Üzerinde zarafetle taşıdığı giysileri, incecik beline taktığı kemerler, babet ayakkabıları ve kısa saçlarıyla tam bir Cumhuriyet genç kızıydı. Bu arada çalışmak zorundaydı. Çünkü kalabalık olan ailesine ciddi bir katkıda bulunuyordu. Yaşamı boyunca da bu böyle sürdü gitti. 50’li yılların başında aşık oldu ve evlendi. Kocası iş dünyasının iyi tanıdığı isimlerden biriydi. Üst üste iki kız çocuğu oldu. Artık çocuklarına bakmak ve evinin düzenini sağlamak zorunda olan bir kadın olmuştu. O çok severek yaptığı gazeteciliği bir tarafa bıraktı ve üzerine düşeni yapmaya çalıştı. Eşinin sosyal çevresi genişti, kendisi de renkli kişiliği ile bu sosyal çevrede hemen yer buldu. Ama evliliğinde her şey yolunda gitmiyordu. Kocası topluluklarda çok sevilen ve aranan, yakışıklı bir adamdı; Bununla birlikte bu niteliklere sahip pek çoğu gibi o da sadece ailesi ile yetinemiyordu. Sürekli evlerinde birileri vardı ya da kocası iş seyahatlerine çıkıyordu. Baş başa geçirdikleri bir zaman yok gibiydi. Bu durum Gülin’i incitiyordu. Bu duyguları ile başa çıkmaya çalışır ve bir taraftan çocuklara içinde bulunduğu çıkmazı hissettirmemeye uğraşırken, yaşam yine inanılmaz hayat değişikliklerinden birini sahneledi. Çocukları ile evdeydi haberi aldığında; Kocası karşıdan karşıya geçerken, inanılmaz hızla gelen bir arabanın çarpması sonucu ciddi şekilde yaralanmış ve hastaneye kaldırılmıştı. Hemen yanına koştu, ama onunla bir daha konuşma fırsatı bile olamadı. Yoğun bakımda birkaç saat yaşadıktan sonra her şeyi arkasında bırakarak gitmişti. Bu olay olduğunda Gülin 34 yaşındaydı. Bir tarafta aşık olarak evlenip, hayal kırıklığına uğrasa bile sevdiği bir eşi kaybetmek, diğer yanda iki kız çocuğunun geçimini sağlamak zorunda kalmakla, şaşkın ve yıkılmıştı.

Eşinin kaybından 1 ay kadar sonraydı. Bu arada eşinin arkadaşları onu iş dünyasına sokmak ve kocasının işini devam ettirebileceğine ikna etmek için çaba sarfediyorlardı. Eşi hukuk mezunuydu, kendisi ise lise mezunuydu; Evet gazetecilik yapmıştı ama hukuk bilgisi gerektiren bir konuda işe girişebilir ve üstesinden gelir miydi, buna ikna olamıyordu. Uyku uyumayı zaten pek sevmezdi, o sıralarda da uykusu iyice azalmıştı. Bir gece koltukta uzanırken uykuya daldı ve çok canlı, sanki sahiden yaşamış gibi olduğu bir rüya gördü. Eşi Kerim geldi ve ona “Gülin yapabilirsin, ben arkandayım, lütfen korkma” dedi. Uyandığında ağlamaya başladı. O gece kararını verdi kocasının işini kaldığı yerden devam ettirecekti. Sonraki günlerde eşinin arkadaşlarının ona getirdiği hukuk kitaplarını okumakla işe başladı. İlk semineri hazırladığında heyecandan bayılacak gibiydi. Ama kürsüye çıktı, açılışı yaptı ve bu ilk organizasyonun üzerinden hakkıyla geldi. Onu zincir gibi diğer seminerler takip etti. Her organizasyonda kızları, annesi ve kız kardeşi de yanındaydı. İş dünyası ailesiyle bir bütün olan bu zeki ve gayretli kadına sempati duydu. 34 yaşında başladığı iş yaşamını 25 yıl devam ettirdi.

Bütün başardıkları şüphesiz ki ona tatmin duygusu vermiştir. Ama 34 yaşında kocasını kaybeden bu kadın bir daha hayatına kimseyi sokmadı. Kendini tümüyle işine, kızlarına ve ailesine verdi. Ona yaklaşmak isteyen insanları engelliyordu. Bu tutumunda evliliğinde yaşadığı hayal kırıklığı ile birlikte, kızlarına duyduğu sorumluluk da etkili oluyordu sanırım. Birlikte çıktığımız bir Avrupa seyahatinde neşelendi ve her zamanki ağırbaşlı halinden sıyrıldı diye kızları tepki göstermişlerdi. Herkes öyle alışmıştı ki onun evin babalığını üstlenmesine… Bugün kızları ile oturup konuştuğumuz zaman ona haksızlık ettiklerini düşünüyorlar. Gençliğinde erkeklerin beğeni ile yaklaştıkları Gülin, hayatın kendisine yüklediği rolü başarı ile oynadı. Ama içinde aşık olmanın ve olunmanın, dilediğince yaşayamamanın eksikliğini hep hissetti sanırım. Geçen yıl birlikte tatil yaptığımızda, onun zamanının şarkılarını çalan bir tavernaya gittik. O şarkılara katılırken hep gözleri doldu ve elini boş ver gibi salladı. Bu dilediğince yaşayamadığı hayatına bir el sallamaydı. Benim de onunla birlikte gözlerim doldu.

Leyla Draman

Konu ile ilgili yorum yapmak ve yorumların tamamına ulaşmak için tıklayınız