Değerli Olduğunu Hissetmek


| 17 Temmuz 2006 | 0 yorum | 7642 gosterim

İnsanların her ne kadar değerlerini kendilerinin takdir etmesi en doğru yol ise de özellikle çocuk çağlarda aile, arkadaşlar ve çevre vasıtasıyla çocuğun sevildiğini, takdir edildiğini hissetmesinin onun kendine güven duygusunu perçinlediğini düşünüyorum.

Ayşe doğduğundan beri aile içerisinde değerli olduğunu hissedememiş bir çocuktu. Babasız büyüyordu. Üç kardeştiler, kendinden büyük bir abisi ve küçük bir kızkardeşi vardı. Babalarını küçük yaşta kaybetmişlerdi. Anneleri onların geçimini temin etmek için gecesini gündüzüne katmış çalışıyordu. Evde onlara bakan bir babaanneleri vardı ama öyle cahil bir kadındı ki, çocuklar arasında ayırım yapıyordu. Gözdesi Ayşe’nin abisiydi, o evin ilk çocuğuydu ve erkekti. Ayşe bu kadın tarafından sevilmediğini hissediyordu. Abisi de çocukluğun verdiği bencillik duygusuyla Ayşe’nin çektiklerinin hiç farkına varamıyordu ve babaannesiyle birlik olup Ayşe’yi eziyordu.

Evdeki bütün sıkıntılarına rağmen Ayşe ilkokulu başarıyla bitirmişti. Öyle ki sınıf öğretmeni onun tahsiline devam etmesi için ailesiyle konuşmuştu. Ama annesi çaresiz durumdaydı. Kızının tahsiline devam etmesini istemekle birlikte okula göndermeye gücü yetmiyordu.

O sıralarda ekonomik durumu iyi olan, evli ama çocuk sahibi olmayan bir hanım arkadaşından bir teklif geldi. Kızının bakımını üstlenmek istiyordu. Onu okula gönderecekti ama ev işlerinde de kendisine yardım edecekti. Böylece Ayşe’nin çocukluğundan beri çektiği sıkıntılara, 11 yaşında bir üç yıl daha eklenmiş oldu. Bu hanımın yanında 3 yıl kalacaktı. Tabii yeni hayatına başlarken olayların nasıl gelişeceğini bilmiyordu ama bu hanımın sabrını bu kadar zorlayacağını düşünememişti. Neriman hanım tam bir snoptu ve despottu. Evlere yemek servisi veren bir mutfak işletiyordu ve işini çok iyi yapıyordu ama hoşgörüsü yok denecek kadar azdı ve bir çocuğun, özellikle de yeni yetişmekte olan, genç kızlığa geçme çabası içindeki bir çocuğun neler hissedeceğini bilmekten çok uzaktı. Ayşe sabahları okuluna gidiyor, eve döndüğünde ise onu mutfakta bekleyen bulaşıklarla karşılaşıyordu. Bir keresinde bulaşıkları yeterince iyi yıkayamadığı için onu misafirlerinin yanında azarlamıştı ve Ayşe’ye bur durum çok ağır gelmişti. Onu sokakta, evde, başka insanların yanında azarlamaktan hiç kaçınmıyordu Neriman hanım ve çocuğun içinde kendi değerini oluşturup, kendine güven duymasını bilerek ya da bilmeyerek engelliyordu. Ayşe 3 yılını kah annesine sığınıp, kah bu kadının kaprislerini çekmeye çalışarak geçirdi. Annesi ondan hep biraz daha sabır istiyordu. Ama Ayşe’nin çektiklerini yeterince anlayamıyordu.

Ve bir gün Ayşe’nin sabrı bitti; gerçekten muhakeme gücünü kaybetmişti. Daha doğrusu kendini kaybetmişti. Evde terzi Güzin hanımın olduğu bir gündü. Ayşe çay servisi yapıyordu ve bir anda fincan tepsiden kayıp düştü. Neriman hanım her zamanki hoşgörüsüzlüğü ile Ayşe’yi aşağılamaya başladı. Ne sakarlığı kalmıştı, ne sersemliği. Ayşe bir anda bir fazla aşağılamaya daha dayanamayacağını hissetti. Birşey düşünemiyordu, ağladığının bile farkında değildi. Güzin hanım çocuktaki tuhaflığı farketti. Ayşe bir anda kendini sokak kapısından dışarı attı ve merdivenleri yuvarlanır gibi inip, sokaklarda koşmaya başladı. Güzin hanım hemen arkasından fırladı ve arkasından epeyce koşturduktan sonra onu durdurmayı başardı. Önce  Ayşe’yi bir cafe’ye oturttu ve bir bardak su içirdi. Cocuğun hıçkırıkları bir türlü dinmiyordu. Ama hıçkırıklar arasında o eve bir daha dönemeyeceğini tekrarlayıp duruyordu. 3 yıllık sabır tükenmişti. Güzin hanım çocuğu oraya dönmeye zorlamanın yapılacak en kötü iş olduğuna inandı ve öncelikle onu alıp kendi evine götürdü. O akşamı sakin, huzurlu geçirmesini sağladı. Ertesi gün, geceden beri düşündüğü işi yaptı ve müdürünü tanıdığı Gaziantep Amerikan Hastaseni Hemşirelik Okulu’na kaydını yaptırmak üzere Ayşe’yi elinden tuttuğu gibi okulun İstanbul’daki şubesine götürdü.

Ayşe için o okula başvurduğu andan itibaren bir mucize oldu. Yıllardır yaşadığı sıkıntılarına bir karşılık gibiydi yeni hayatı. Önce trenle kendisi gibi hemşire olmak üzere Gaziantep’e giden 2 genç kızla birlikte bir kompartımanı paylaşarak, 2 gün süren bir yolculukla Antep’e gitti. Hastaneyi Amerikalılar ve Türkler birlikte çalıştırıyorlardı. Garda karşılandılar ve o akşam gelişleri şerefine, diğer arkadaşları ile tanışacakları bir parti verildi okulda. Bunlar Ayşe için hayalini bile kurmadığı güzelliklerdi. Aşağılandığı bir ortamdan alınıp bir anda değer verildiği, kendisini ilk defa önemli hissedebildiği bir çevreye gelmişti. Ayşe burada 3 yıl kaldı ve hayatı boyunca bu 3 yıllık eğitimi sırasında yaşadıklarını hiç unutamadı. Çocukluğunda kendisine verilemeyen güven hissi, kendine güven ve hayata güven hissi, burada geçirdiği süre zarfında içindeki yerini buldu. Mesleğine her zaman severek ve elinden gelenin en iyisini vererek yaptı.

O gün Güzin hanımın orada bulunuşu, onun hayatının mucizesini gerçekleştirmişti. Hepimizin hayatında zaman zaman karşılaştığımız mucizelerden onun payına düşendi bu ve hayatı bir daha asla eskisi gibi olmayacak biçimde değişmişti.

Leyla Draman

 

Konu ile ilgili yorum yapmak ve yorumların tamamına ulaşmak için tıklayınız