YÜRÜ KARAKOLA !


| 10 Aralık 2006 | 0 yorum | 770 gosterim

Ya sürüye katılacaksınız, ya kendi sonuçlarınızı çıkarıp kendiniz olacaksınız..

Bu hafta kitaplığımı yerleşirdim.1994 yılında alıp altını çize çize okuduğum bir kitap buldum.Okurken kitabın heryerine notlar almışım. Amerika’da en çok satan kitaplar listesinde 8.sıradaymış o yıllarda…O zamanlar nasıl bir hayranlık duyduysam artık…Kitabın adı :Kadınların hayatlarını mahfetmek için yaptıkları 10 aptalca hata…

Bakın nelermiş ( aynen alıyorum):“Aptalca bağlılık,aptalca duygusal birliktelik,aptalca kendini adama,aptalca tutku,aptalca aynı evde yaşamak,aptalca beklentiler,aptalca hamilelik,aptalca boyun eğme,aptalca çaresizlik,aptalca bağışlama..”

Kitabın arka sayfasından alıntı : Kendinizi küçülten davranışlarınızı görmek ve daha iyi bir yaşama doğru adım atmak istiyorsanız Dr Laura …….. sizin kendinize karşı dürüst olmanıza yardım edecek ve sizi yüreklendirecektir..

Buyrun bakalım…

1994 de altını çize çize her satırını okumuşum..Bugün bakıyorum ki altını çize çize okumak pek fayda etmemiş..Söylemem gerekir ki 1985 den bu yana spitüel konularda okuduğum kitapların sayısı 200ü geçmiştir.katıldığım “workshop” ların sayısını hatırlamıyorum bile.17 yaşımda Felsefenin temel ilkeleri diye bir kitap verdiler elime..Diyalektik denen şeyle karşılaştığımda küçücük dünyam atom bombası düşmüş gibi yerle yeksan  olmuştu…Camus’nun Caligula’sıyla karşılaştığımda sadece 18 yaşındaydım. “caligula sen de suçlusun!Öyleyse ,ha biraz artık ,ha biraz eksik,öyle değil mi?İyi ama suçsuz insanın bulunmadığı şu yargıçsız dünyada kim göze alacak beni yargılamayı..” satırlarını okuduğumda öylece kalakalmıştım. 20 li yaşlarımda Nietzsche’nin ne hissettiğini anlamaya çalışıyordum..( 1976 lara falan denk geliyor bu yıllar…)…30 lu yaşlarımda tanıdım Halil Cibran’ı..İtiraf etmeliyim ki ona çok şey borçluyum…

Hani “ eee..bu kadar okudun ,düşündün kafa patlattın da ne faydası oldu ? “ diyecek olursanız söyleyeyim…

Şimdi bana “yürü karakola.. anlat bakalım bunca yıl  neler yaptın ? “ deseler..Söyleyebileceklerim şunlar : Deli gibi bağlandım,yüksek şiddette duygusal birliktelikler yaşadım,kendimi hep birşeylere adadım,tutkularım oldu,sevdiğim kişiyle aynı evde yaşamayı çok istedim , hep beklentiler içindeydim , bu arada çocuk doğurdum , birçok şeye boyun eğdim,çok çaresiz kaldığım zamanlar oldu,herşeyi ve herkesi hep bağışladım..” Yani kitabın arka sayfasındaki tanımlamayla “kendimi küçülten davranışların” hepsini eksiksiz yapmışım..

Şimdi bunları niye yazdığımı merak ediyorsunuz değil mi? Hayat “draje “ haline getirilmiş çözümlerden medet umularak yaşanmaz…Yaşansaydı yaklaşık 15 yıldır  şiddetini arttırarak bu draje çözümlerle bombardıman edilen beynimiz çoktan her sorununu çözmüş olurdu.İntiharlar artmazdı..Depresyon çağın hastalığı olmaz ve “Prozac”’ın bulunması gerekmezdi…İnsan yeryüzünde “hissetmek,düşünmek” yetileriyle donatılmış ve “duyguları “ olan tek canlı türüdür.K9 eğitimleriyle mutluluğu bulamazsınız.

Her şeyi okuyun,her türlü eğitime katılın..Bunlar kesinlikle sizin ufkunuzu açacaktır.Ama genellikle okuduklarınızı ya da öğretilenleri uygulayamayacaksınız.Çünkü sizin duygularınız var..Bu “drajeleri” uygulayamamanın sizde hasar yaratmasına izin vermeyin..Uygulayamıyorum diye kendinize baskı yapmayın..Siz bütün o yazılanlardan çizilenlerden daha gerçeksiniz..

Ve unutmayın ki ABD nin mutlu evlilik gurusu ,mutlu evliliğin kurallarını madde madde anlattığı kitabı sayesinde 1990’lı yıllarda zengin olan Ellen Fein’i, 16 yıllık kocası terk ettiğinde ,kendisini “Ben neyin doğru olduğunu değil, neyin işe yaradığını söyledim” diyerek savunmaya çalışıyordu.( ne demekse..)

Şu anda siz bu satırları okuyorsunuz…Kutup’da bir eskimo yürüyor,Uganda’da bir kadın çalışıyor,ekvatorun bir yerlerine yağmur yağıyor,bir yerlere bir çocuk doğuyor,bir yerlerde biri son nefesini veriyor,okyanusda bir gemi fırtınaya yakalanmış belki , bir uçak gökyüzünde birilerini bir yerlere taşıyor….Şu anda dünyadaki milyonlarca hareketi düşünün..Siz toplu iğne başından bile küçük bir noktasınız..Ve varolan herşey sizin kadar gerçek ve sizin kadar değerli..Ve sizi etkileyen şeyler düşündüğünüzden daha çok ve çeşitli…

Şu dünyada ne kadar insan yaşıyorsa , o kadar  duygu , o kadar hayat var..Hiçbirininki de bir diğeriyle birebir uyuşmuyor.. Yapmanız gereken “kendi sonuçlarınızı” çıkartmaktır.Ya sürüye katılacaksınız, ya kendi sonuçlarınızı çıkarıp kendiniz olacaksınız…

Ben mi? Bugünlerde Ivan G.Burnell’in  kitabını okuyorum..Bir yerinde şöyle diyor:” elbette kendi deneyimlerinizle öğrenmek için cesaretlendirileceksiniz.daha da önemlisi bu deneyimlerden daha iyi bir bakış açısıyla yararlanma mücadelesi vereceksiniz.Arada çok büyük fark var..Genellikle deneyimlerimizden yanlış dersler çıkartırız.…”

Buyrun bakalım…deneyimlediklerim için hayata teşekkür etmeye kalkarken , çıkarttığım dersin yanlış olabileceği bilgisini alıyorum…….Peki çıkarmam gereken dersi kim söyleyecek? Benim o deneyimim sırasında neler hissettiğimi nasıl bilecek?.. düşün dur işin yoksa…

Ben hala….( a ‘ nın üstünde şapkası var ) “doğru nedir” in cevabını arıyorum….Bugün doğru gelen yarın yanlış , dün yanlış gibi gelen şey bugün doğru geliyor

Tanrı öyle şakacı ki aslında…Yukarılarda biryerde halimize kıkır kıkır gülüyor olmalı…

Konu ile ilgili yorum yapmak ve yorumların tamamına ulaşmak için tıklayınız