Sonsuzluk ve bir gün


| 21 Eylül 2005 | 0 yorum | 9855 gosterim

"Yarın ne kadar sürer diye bir soru sormuştum Anna ,hatırladın mı?"

CD’ yi yerleştirirken az sonra olacakları biliyordum.Hafif bir kalp çarpıntısıyla koltuğa yerleştim. O büyüleyici müzik hoparlörden yükselmeye başladığında arkama yaslandım,gözlerimi kapadım.İşte o harika film gözlerimin önünden kare kare geçiyordu….”an Eternity and a Day..”

Film ,çok kısa bir ömrü kaldığını öğrenerek sahil kenarındaki evini terketmeye hazırlanan ödüllü yazar Alexander’ın , karısını, annesini ve eski günleri hatırladığı geri dönüşlerle geçirdiği evindeki son gününü anlatır.

Eşyalarını toparlarken, uzun zaman önce ölen karısı Anna’nın yazdığı ve 30 yıl önceki mutlu bir yaz gününden söz ettiği bir mektup bulan Alexander geçmişi ile şimdiki zaman arasında mistik bir yolculuğa başlar.

O gün Alaexander tesadüfen, Arnavutluk’tan kaçak gelmiş 10 yaşlarında bir sokak çocuğu ile karşılaşır; onunla birlikte geçirir bu son günü. Çocuk Yunanca bilmediğinden, bölük pörçük bir dille birbirlerinin acılarını paylaşırlar.

Alexander çocuğa, İtalya’da doğan bir Yunanlı şairin hikayesini anlatır . Şair Osmanlı-Yunan savaşının sürdüğü yıllarda annesini rüyasında görür, annesi onu adasına geri çağırmaktadır.Bu çağrı üzerine adasına geri dönen şair burada yoksulluk açlık ve felaketle karşılaşır. Şair Yunanlı olmasına rağmen ,İtalya’da doğup büyüdüğü için tek kelime yunanca bilmemektedir.Kendi adasında, kendi insanlarının arasında olmasına rağmen , onların dilini bilmediğinden konuşmalarını anlamamakta ve konuşamamaktadır. Bir taraftan savaş sürmektedir. Herkes, herkes özgürlük için elindekiyle avucundakiyle direnmektedir.

”Bir şair” der Alexander….”ne yapabilir ki? “Özgürlük şiiri yazmak gelir aklına…içi kavrulur.” bu şiiri yazmalıyım; benim de katkım bu olmalı.” diyen şair bilmediği bir dilde şiir yazmak için kelime satın almaya başlar. Kısa bir süre içinde adada, garip bir şairin kelimelere para verdiği yayılır, herkes gelip bir kelime satar şaire.

Alekxander’ın çocuğa anlattığı hikaye bu..

Eleni Karaindrou’nun harika müzikleri eşliğinde görsel bir şölene dönüşen filmin (An Eternity and a Day – sonsuzluk ve bir gün ) finalinde, son geri dönüş sahnesinde ,Alexander çoktan ölmüş karısıyla konuşur.. Bir deniz kıyısında, yağmur altında dans ederler. Alexander hastaneye yatıp yatmamak arasında bir ikilem geçirmektedir o son gününde: tedavi olmak veya olmamak. o sahile geldiğinde, karısını görür görmez kararını verir; “yatmayacağım Anna” der, “yanına geliyorum… bir gün , Anna..” der…. “ bir gün ne kadar sürer? Yo..yo.. hayır….yarın…..yarın ne kadar sürer?” O müthiş diyalog aynen şöyle :

-Yarın ne kadar sürer diye bir soru sormuştum Anna ,hatırladın mı?
-Sonsuzluk ve bir gün kadar.
-Duyamadım?
-Sonsuzluk ve bir gün kadar..

Alexander “hayatı sorgulamaktan “ kendi hayatını yaşayamamıştır. Son saatlerinde yarın hiç olmayacakmış gibi “ bugünü “yaşamaya karar verir ama gece bitip gün doğduğunda , bunun için değil bir gün ,sonsuzluğun bile yetmeyeceğini anlar.

Bu an mı? Yoksa bugün mü? Yoksa yarın mı?……Bunların hangisini yaşayamalıyız diye düşünmenin,hangisini yaşıyorsak bir diğerini yaşamanın doğru olup olmadığına kafa yormanın ne anlamı var?

Yaşamamız gereken tek şey “hayat” tır..Nerede,nasıl yaşamaya ihtiyacımız varsa,kendimizi nasıl mutlu hissediyorsak,insan gibi hissediyorsak,tüm duygularımızla yaşamamız gereken hayat…Bizden geriye sadece anılar kalacak…

Hani şu “onunla yaşasam değmez.. “ , “bununla yaşasam acı verir..” , “şununla yaşasam olmaz “ , “ bununla yaşasam yanlış anlaşılır “ , “ o anlamaz,bu dinlemez , şu söylemez” demeden doya doya yaşadıklarımızın anıları…
Bizden geriye sadece anılar kalacak…
Sizce yarın ne kadar sürer?

Sevgiler,

Filmin orjinal ismi: Mia aioniotita kai mia mera…

Konu ile ilgili yorum yapmak ve yorumların tamamına ulaşmak için tıklayınız