Seni hiç unutmadım..


| 03 Ekim 2005 | 0 yorum | 8456 gosterim

İnsan yaşlandıkça “yaptıklarından” çok  “yapamadıklarından “ pişmanlık duyuyor..

Bugün senin doğumgünün. Eğer yaşasaydın bugün 67 yaşına basmış olacaktın. Ondört yıl önce öldüğünde ise sadece 53 yaşındaydın.. ”Her ölüm erkendir” demiş Cemal Süreya. Öldüğünde erken mi geç mi diye düşünmedim. Anlayabildiğim tek şey bir daha seni hiç göremeyeceğimdi.

Kız çocuk olduğumdan mıdır nedir hep çatıştık seninle.. Her yaptığımı eleştirirdin. Mutlaka bir kusur bulurdun. Ben kaçıp kaçıp babamın kollarına sığındığımda, babam da olmasa ne yapardım diye düşünürdüm.

Hiçbir başarımı alkışlamaz, aferin demezdin. Küçücük bir başarılarını ballandıra ballandıra anlattığın arkadaşlarının çocuklarından nefret ederdim. Sanki beni hiç sevmiyormuşsun gibi gelirdi o zamanlar..

Yıllar hep kendimi sana ispat etmek için çalışmak ve başarmakla geçti. Öyle hırslıydım ki hızımı alamayıp üniversite sınavlarına iki kez girip ikisinde de ilk tercihimi kazandım. Sense sonuçlara bakıp sadece “ hıı..iyi..git dolabını yerleştir..yine herşeyi atmışsın” demiştin. Okulumu bitirdim, işimde yükseldim.. Sen sessizce izledin..

Hastalandığında hiç umut olmadığını bile bile debelenmiştim. Seninle birlikte yapmak istediğim çok şey vardı. Okulum, işim, gençlik kavgalarım, arkadaşlarım derken ancak kendime gelmiştim. 30′lu yaşlarımın ortalarındaydım. Yeni yeni sakinleşiyor, olgunlaşıyordum. Birlikte sinemaya gitmemiştik hiç (çocukluğumda gittiklerimiz dışında), başbaşa TV seyredememiştik, alışveriş yapamamıştık, yıllardır birlikte denize girmemiş, tembellik etmemiştik.. Kolkola girip Nişantaşı’nı turlamamıştık. Yapacağımız çok şey vardı..

Oysa senin gözlerinin feri günden güne soluyordu. Balkonunda artık yerinden kalkamadığın için bakımını yapamadığın sardunyalarını taze tutmaya, küçücük bir saksıda yetiştirdiğin çileklerinin olgunlaştığını sana gösterip seni hayata bağlamaya çalışırken, bir temmuz günü elimi tutup “teşekkür ederim kızım” dedin ve gittin..

14 sene geçti. Anne, beni görmeni isterdim. Yaşlanıyorum, senin öldüğün yaştan sadece üç yaş küçüğüm şu anda.. Hani o öğrenmem için bana ayıklatmaya çalıştığın sebzeler, hazırlatmaya çalıştığın ama benim hep yan çizdiğim sofralar var ya.. Onların hepsini öğrendim. Dolap yerleştirmeyi, ütü yapmayı, misafir ağırlamayı senin öğretmeye çalıştığın herşeyi, sağlığında bir kez bile yapmadan, senden gördüklerimle öğrenmişim anne..

Ben de anne oldum. Bir oğlum var. Senin ismini ikinci adı olarak taşıyor. Hayatta olan arkadaşların onu senin isminle çağırıyorlar gözleri dolarak. Ona baktığım zaman sana ne kadar haksızlık ettiğimi daha iyi anlıyorum. Ben sevmediğini nasıl düşünebilmişim? Benim için ne kadar endişelendiğini biliyorum artık..

Bazen balkonumda otururken, havuzda güneşlenirken, ya da bir çay bahçesinde çayımı yudumlarken yani günlük hayatın herhangibi anında, bir kuş konuyor yakınımda biryerlere. Ben senden sonra böyle bir oyun icadettim biliyor musun? Senin bir kuş olup uçtuğunu ve zaman zaman gelip beni gördüğüne inandırdım kendimi.. Balkonumda kuşlar için hep ekmek kırıntıları var..

Hangi yaşta olursa olsun bütün çocuklara birşey söylemek istiyorum. Anneleriniz henüz sizi bırakıp gitmemişken arada sırada sıkıca sarılıp, yanaklarından, saçlarından öpün.. Koklayın.. Elini tutun.. Hatta eğer yapabilirseniz bir gece onlarla birlikte uyuyun.. iyice sarılın uykuya dalmadan önce.. Sizi sevmediğini bir an bile düşünmeyin..

İnsan yaşlandıkça “yaptıklarından”çok “yapamadıklarından “ pişmanlık duyuyor..

Birgün bunları yapmak için çok geç olabilir..

Doğumgünün kutlu olsun anne.. Doğumgünün kutlu olsun.. Seni hiç unutmadım. 

 "Kara Kız’ın",

Konu ile ilgili yorum yapmak ve yorumların tamamına ulaşmak için tıklayınız