zaman duvarı


| 22 Ağustos 2012 | 3 yorum | 1720 gosterim
zamanduvari2

Üç basamaklı merdivenin en üstüne tırmandı, şimdi odasının tavanına ulaşabiliyordu. Yaldızlı mum boyalarını kullanarak bir hafta önce çizdiği büyük ve küçük ayı takım yıldızı ile en parıltılı haliyle kutup yıldızının son rötuşlarını yaptı. Boyaları kutusuna koydu merdiveni topladı biraz geriye doğru çekilip eserine baktı. Küçük bir mutluluk kıvrımı dudaklarında oluşmuştu bile. Odadan çıkarken kilerden aldığı un paketi kucağındaydı. Paketi mutfaktaki tezgaha bırakırken annesinin sesini duydu.

“ kileri kapatmayı unutmadın değil mi ?”

Unutmamıştı. Hafta içinde marketten alamadığı birtakım yiyecek maddelerini, yerine tekrar koymak kaydıyla kilerden temin ediyordu. Tedbirli olmak adına kendilerine iki yıl yetecek erzakla dolu depoya odasının içinden geçiliyordu. Küçük bir kasabada, çam ağaçlarıyla çevrili geniş çayırın hemen dibinde, neredeyse kasabanın son evine akşam güneşinin altın sarısı ışıkları girerken yemeğe oturdular. Uzun tahta masanın öbür ucundaki annesine bakarken ilk kez pişirdiği balkabağı çorbasına kaşığını daldırdı.

Yıllar önce minik bir kedisi vardı. Okuldan geldiğinde ona arkadaşlık eden oyuncu bir kedi. Derslerini bitirdikten sonra tüm zamanını kedisiyle geçirir, kuyruğuna bağladığı ipin ucundaki plastik topacın peşinde dönmesini kahkahalarla izlerdi. Bir akşam annesi daha çok ev işlerine yardım etmesini ve kediyle oynamamsını söylemişti. Odasına gidip duvara kedisinin en güzel ve komik halini çizmişti. Kuyruğunda topaç döne döne kovalarkenki halini. Bir daha kediyle oynamamıştı.

Yemek sonrası sofrayı toparlayıp mutfakta bulaşıkları yıkamadan önce annesine kahvesini verdi. Cd çalarına Caro Emerald’ı koyup eldivenlerini taktı. Şimdi bulaşığa başlayabilirdi.

Bahçede meyve ağaçları vardı. Her mevsimin meyvesini dalından yemek gibisi yoktur. En sevdiği dut’u daha yeşilken yemeğe bayılırdı. Yine bir yeşil dut ziyafeti sonrası karın ağrısından kıvranırken annesi meyve ağaçlarına çıkmasını yasaklamıştı. Duvarındaki kedinin biraz uzağına kocaman bir dut ağacı çizmiş, yaprakların arasına yeşilli beyazlı dutları yerleştirmişti. Bir daha dut ağacına çıkmadı.

“su verirmisin bana”

Bulaşığa ara verip suyu doldurdu annesine götürdü, sıtındaki battaniyesini düzeltti, suyla beraber ilaçlarını alıp almadığını kontrol edip boş bardakla bulaşığa geri döndü.

Liseye giderken bir çocuktan çok hoşlanmıştı. Arada bir akşamları okul çıkışı küçük bahanelerle kasabanın merkezine geri döner elele tutuşup dolaşırlardı. Kimi zaman da çayırlığın kenarında ormanın hemen sınırındaki kayalıklara sırtlarını dayar saatlerce sohbet ederlerdi. Yine bu sohbetlerden birinde akşamı etmişler çocuk onun yalnız dönmesine izin vermemiş ve eve kadar gelmişti. Annesi çocuğu bir daha görmemesini söylemiş okul ve derslerinin daha önemli olduğundan bahsetmişti. O akşam sabaha kadar hoşlandığı çocuğun resmini onu ilk gördüğü okul kapısındaki haliyle duvarına çizmiş ve bir daha görüşmemişti.

Duvar yıllar içerisinde dolmaya başladı. Yapmaktan hoşlandığı ama annesinin muhtelif uyarılarıyla yapmaktan vaz geçtiği bir çok şeyin resimlerini barındırır hale gelmişti. Duvarın bir ucunda kedisi diğer ucunda da çok sevdiği iş arkadaşları vardı. Dut ağacı, lisedeki arkadaşı, bir çello, küçük bir akvaryum, şovale ve yağlı boya takımı, batan bir güneş, fotoğraf makinası ve niceleri. En çok yer verdiği resim ise ona evlenme teklif eden sevgilisininkiydi. Kasabadaki evlenme dairesinin önünde hem onu hem de kendisini üzerilerine konfetiler atılırken resmetmişti. Sevgilisinde papyonlu bir dağmat elbisesi, onun üzerinde de mini etekli bir gelinlik vardı. İstemeye geldiklerinde annesi çocuğu beğenmediğini ve onun daha iyilerine laik olduğunu söylemişti. En son çizdiği ise büyük ve küçük ayı takım yıldızlarıydı. Duvarın bir kısmından başlayıp tavanda son buluyordu. Annesi geceleri yıldızları seyrederken soğuktan hasta olabileceğini söylemişti.

“kızım”

Son tabağı durulayıp yerine koydu, annesinin yanına gitti.

“çok yoruluyorsun ben de yaşlandım, biliyorum tüm zamanını bana harcıyorsun ama biraz da kendine vakit ayırsan, mesela yarın işe gitmesen, korkuyorum bana birşey olacak ve sen yalnız kalacaksın diye”

Annesine sevgiyle baktı, ellerini saçında dolaştırdı, yanağına bir öpücük kondurdu. Odasına yöneldi kapısını kapattı. Duvarda boş kalan son yere annesinin tekerlekli sandalyedeki halini çizmeye başladı. Odadan dışarı bir daha hiç çıkmadı.

 

Erim CEBECİ

16.08.2012

Forumdan Yorumlar (3)

  1. Fatoş Akçay 22 Ağustos 2012

    Erim bey ,çok duygulandım ,biraz da aslında kendi çocukluğum aklıma geldi....,yüreğinize sağlık..

  2. admin 22 Ağustos 2012

    Yeni bir seriye mi başlıyoruz Erim?

  3. admin 22 Ağustos 2012

    Üç basamaklı merdivenin en üstüne tırmandı, şimdi odasının tavanına ulaşabiliyordu. Yaldızlı mum boyalarını kullanarak bir hafta önce çizdiği büyük ve küçük ayı takım yıldızı ile en parıltılı haliyle kutup yıldızının son rötuşlarını yaptı. Boyaları kutusuna koydu merdiveni topladı biraz geriye doğru çekilip eserine baktı. Küçük bir mutluluk kıvrımı dudaklarında oluşmuştu bile. Odadan çıkarken kilerden aldığı un paketi kucağındaydı. Paketi mutfaktaki tezgaha bırakırken annesinin sesini duydu.

    “ kileri kapatmayı unutmadın değil mi ?”

    Unutmamıştı. Hafta içinde marketten alamadığı birtakım yiyecek maddelerini, yerine tekrar koymak kaydıyla kilerden temin ediyordu. Tedbirli olmak adına kendilerine iki yıl yetecek erzakla dolu depoya odasının içinden geçiliyordu. Küçük bir kasabada, çam ağaçlarıyla çevrili geniş çayırın hemen dibinde, neredeyse kasabanın son evine akşam güneşinin altın sarısı ışıkları girerken yemeğe oturdular. Uzun tahta masanın öbür ucundaki annesine bakarken ilk kez pişirdiği balkabağı çorbasına kaşığını daldırdı.

    Yıllar önce minik bir kedisi vardı. Okuldan geldiğinde ona arkadaşlık eden oyuncu bir kedi. Derslerini bitirdikten sonra tüm zamanını kedisiyle geçirir, kuyruğuna bağladığı ipin ucundaki plastik topacın peşinde dönmesini kahkahalarla izlerdi. Bir akşam annesi daha çok ev işlerine yardım etmesini ve kediyle oynamamsını söylemişti. Odasına gidip duvara kedisinin en güzel ve komik halini çizmişti. Kuyruğunda topaç döne döne kovalarkenki halini. Bir daha kediyle oynamamıştı.Yemek sonrası sofrayı toparlayıp mutfakta bulaşıkları yıkamadan önce annesine kahvesini verdi. Cd çalarına Caro Emerald’ı koyup eldivenlerini taktı. Şimdi bulaşığa başlayabilirdi.

    Bahçede meyve ağaçları vardı. Her mevsimin meyvesini dalından yemek gibisi yoktur. En sevdiği dut’u daha yeşilken yemeğe bayılırdı. Yine bir yeşil dut ziyafeti sonrası karın ağrısından kıvranırken annesi meyve ağaçlarına çıkmasını yasaklamıştı. Duvarındaki kedinin biraz uzağına kocaman bir dut ağacı çizmiş, yaprakların arasına yeşilli beyazlı dutları yerleştirmişti. Bir daha dut ağacına çıkmadı.

    “su verirmisin bana”

    Bulaşığa ara verip suyu doldurdu annesine götürdü, sıtındaki battaniyesini düzeltti, suyla beraber ilaçlarını alıp almadığını kontrol edip boş bardakla bulaşığa geri döndü.

    Liseye giderken bir çocuktan çok hoşlanmıştı. Arada bir akşamları okul çıkışı küçük bahanelerle kasabanın merkezine geri döner elele tutuşup dolaşırlardı. Kimi zaman da çayırlığın kenarında ormanın hemen sınırındaki kayalıklara sırtlarını dayar saatlerce sohbet ederlerdi. Yine bu sohbetlerden birinde akşamı etmişler çocuk onun yalnız dönmesine izin vermemiş ve eve kadar gelmişti. Annesi çocuğu bir daha görmemesini söylemiş okul ve derslerinin daha önemli olduğundan bahsetmişti. O akşam sabaha kadar hoşlandığı çocuğun resmini onu ilk gördüğü okul kapısındaki haliyle duvarına çizmiş ve bir daha görüşmemişti.

    var yıllar içerisinde dolmaya başladı. Yapmaktan hoşlandığı ama annesinin muhtelif uyarılarıyla yapmaktan vaz geçtiği bir çok şeyin resimlerini barındırır hale gelmişti. Duvarın bir ucunda kedisi diğer ucunda da çok sevdiği iş arkadaşları vardı. Dut ağacı, lisedeki arkadaşı, bir çello, küçük bir akvaryum, şovale ve yağlı boya takımı, batan bir güneş, fotoğraf makinası ve niceleri. En çok yer verdiği resim ise ona evlenme teklif eden sevgilisininkiydi. Kasabadaki evlenme dairesinin önünde hem onu hem de kendisini üzerilerine konfetiler atılırken resmetmişti. Sevgilisinde papyonlu bir dağmat elbisesi, onun üzerinde de mini etekli bir gelinlik vardı. İstemeye geldiklerinde annesi çocuğu beğenmediğini ve onun daha iyilerine laik olduğunu söylemişti. En son çizdiği ise büyük ve küçük ayı takım yıldızlarıydı. Duvarın bir kısmından başlayıp tavanda son buluyordu. Annesi geceleri yıldızları seyrederken soğuktan hasta olabileceğini söylemişti.

    “kızım”

    Son tabağı durulayıp yerine koydu, annesinin yanına gitti.

    “çok yoruluyorsun ben de yaşlandım, biliyorum tüm zamanını bana harcıyorsun ama biraz da kendine vakit ayırsan, mesela yarın işe gitmesen, korkuyorum bana birşey olacak ve sen yalnız kalacaksın diye”

    Annesine sevgiyle baktı, ellerini saçında dolaştırdı, yanağına bir öpücük kondurdu. Odasına yöneldi kapısını kapattı. Duvarda boş kalan son yere annesinin tekerlekli sandalyedeki halini çizmeye başladı. Odadan dışarı bir daha hiç çıkmadı.



    Erim CEBECİ

    16.08.2012



    Metnin orjinaline ulaşmak için tıklayınız

    Yazar: Erim Cebeci

Konu ile ilgili yorum yapmak ve yorumların tamamına ulaşmak için tıklayınız