Yalnızlığım


| 02 Temmuz 2005 | 0 yorum | 5081 gosterim

Bir kelebek olmayı yeğlerdim herhalde, daha ilişkilerim solmadan çekip gitmek için yanlarından.


Yaşamın Tadına Bakın

Yalnızlığımı, ancak gözümü okuduğum kitaptan kaldırıp duvarların fısıltılarını duymaya başlayınca anladım. Kitabımı bitirmiştim ve arkadaşlarımı aramak için çok geçti. Saatimin tiktaklarını duyduğumda gecenin derinliğinde yalnız olduğumu iyice hissettim.

Zihnimde, yıllar sonra anneanne diyebildiğim bir yüz belirdi. “Anneane” diye seslendim ama beni duymadı, zaten kulakları ağır işitirdi. Son depremi bile sadece hissetmişti. Korkusunu gizleyerek bakıyordu pencereden ona ulaştığımda. “Beni evimle bırak” demişti çaylarımızı yudumlarken sabahın beşinde, “Tekrar deprem olursa sakın kurtarmaya kalkma beni, bir daha konuşmam seninle haaa”. Yılların anıları olsun istiyordu yanında sanırım, hayata gözlerini yumarken. Yıkılan bir evden sağ kurtulmak, bunca senelik dost ve sırdaş evini kaybettikten sonra hala yaşıyor olmak, neye yarayacaktıki ona göre. İnsanın evi en büyük sırdaşıdır, yaşanan herşeye şahittir duvarlar.

Bakışlarım gezinirken sağda solda, vazomdaki güllere ilişti gözlerim, çakılı kaldım bir süre. Beyaz güllerden biri, daha gonca iken kurumaya yüztutmuştu, aslında beşi de kuruyordu artık ama ikisi açmayı başarmıştı, öbür ikisi ise yarı yolda diğerlerinin akibetine uğramış, kurumuşlardı. İlişkilerim de işte böyle dedim kendi kendime kimi gonca gül, kimi yarı açmış, kimisi de tamamiyle açarak tüm güzelliklerini ortaya dökmüş ama hepsinin kaderi solmaksa, bir kelebek olmayı yeğlerdim herhalde, daha ilişkilerim solmadan çekip gitmek için yanlarından.

Bir ilişki, hele size anlamsız gelecek şekilde bitmişse ya da aldatılmış, kandırılmışsanız bir şekilde, Toledo çeliğinden yapılmış ince bir bağ bıçağı saplanır yüreğinize. Bıçak göğsünüze saplanmıştır ama sızıyı hep sırtınızda hissedersiniz her nedense. Yalnız kaldığınızda o sızı giderek artar, boğazınızda düğümlenir kalır. Sök sökebilirsen.

Aslında tüm yaşamımızın bir parçası yalnızlık, hissetmeyi bilen görmeyi başaran için her yerde var yalnızlık. Bakılmayı bekleyen bir fotoğraf, bakılırken sizinle yalnızlığını giderir, yanan bir mum sizin karanlığınızı aydınlatsa da hep yalnızdır aslında, yaydığı ışınlar hep uzaklaşır ondan bir daha dönmemecesine ama o yinede mutludur ateşinin sıcaklığında, sonra, o sıcaklıkta terk eder yanmakta olan mumu, mum artık sönmüştür. Yalnızlık, bazı santçıların bir eser yaratmak amacıyla aradığı şeydir der bir yazar “İnsan Olmak” adlı kitabında. Keşke sanatçı olsaydım diyorum ben de, şimdiye kadar binlerce eser yaratmıştım sanırım.

Kendimizi, kim olduğumuzu ancak yalnız kalınca anlıyoruz. Kendimize ayırdığımız zaman hep yalnız kaldığımız anlar. Biz nelerden hoşlanırız?, hangi kitapları severiz?, yumurtayı nasıl yeriz?, çiçeklerimizi nasıl sularız?, bisiklete binerken neler gelir aklımıza?, denizin mavisi nedir bizim için?, ancak yalnız kalınca anlarız bunların neler ifade ettiğini, hayatın anlamını yalnızlığımız gösterir bize. Ne için?, kim için?, ne uğruna yaşadığımızın cevabı yalnızlığımızda gizlenmiştir cevabı bulabilenlere. Yalnızlık sonrası hayatın tadına bakmak daha kolaydır çoğu zaman, daha bir olgun daha bir hoşgörülüyüzdür artık.

Haydi şimdi alın bir kitap yollanın bir bankın kenarına ya da binin bisikletinize dolaşın sahilde ya da bir parkta hatta dans edin evinizde kendi kendinize. Yaşamın, yaşamanın tadına bakın.

Erim CEBECİ

Konu ile ilgili yorum yapmak ve yorumların tamamına ulaşmak için tıklayınız