Sünnet (8)


| 03 Haziran 2007 | 0 yorum | 3029 gosterim

köyde sünnet günü, ve mert ile başak ilk kez çeşme başındalar, seçimlerin öncesi köydeki son gün, sona az kaldı………..


Kaçan iki çocuğun da sünnetinin tamamlanmasıyla Mert rahatlamıştı. Köycek yapılan kavurma, pilav ve cacıktan oluşan yemek, köy meydanında dağıtılmaya başladığında akşam olmak üzereydi. Üç kahveden de getirilen sandalyeler meydanı çevreleyecek şekilde sıralanmış, Şalvarlı bacılar üçlüsü eşiliğinde kızlı erkekli türküler söylenmiş, dans edilmişti. Hatta paytak Hanım Teyze’de eline def alıp eşlik etmişti gruba.

Başak ilk defa zurna çalıyordu. Çalışma ve alışma süreleri az olduğu için Paytak Hanım Teyze’nin evindeki ahırda bir iki saatlerini geçirmişlerdi. Başak’ın zurna çalmasına ilk tepki evin köpeği çomar’dan geldi. Aslında bu yapıcı bir eleştiri gibiydi. Başak çaldıkça köpek uluyor ona eşlik ediyordu. Nilgün davulunu çok sevmişti. Boynuna asmasıyla birlikte onunla bütünleşmişti. Selen ise bağlamaya bir süre alışamamıştı. Kimi zaman tezeneyi tellere değdirip akustik sesler çıkarmayı deniyor, zaman zaman da “elektrosu yokmuydu bunun?” diye söyleniyordu. En sonunda üçü de yeni enstrümanlarına alışmış hatırladıkları kadarıyla türküleri çalmışlardı. Köy meydanına yaklaşırken ki heyecanları hat safhadaydı. Nilgün neredeyse boyu kadar davulu omzuna kaldırmış dümtek dümtek vurup dururken etrafında dönüyordu, bir an için tökezlese çeşmeye kadar yuvarlanması işten bile değildi. Selen gitarını tercih ettiğini her vesilede söylese de bağlamanın tellerine dokundukça Anadolu’nun özünü içinde hissetmekten mutluydu. Özellikle Başak Mert’i görmek için can atıyor zurnayı tüm gücüyle üflüyordu.

Akşam, meydanda kızlı erkekli grup karşılıklı dans ederken, kızlar ve erkekler tanışmak istediklerinin yüzüne ayna ile ışık yansıtıyordu. Aynaların karşılıklı yansıması tanışmanın ilk aşamasının tamamlandığının bir işaretiydi “gönlüm sende”. Yansıyan ışıklar karşılık alamıyorsa artık buluşma bir sonraki düğün, dernek toplantısına kalıyordu. Başak da eline bir ayna geçirmiş gözleri fıldır fıldır Mert’i aramaktayken, dans eden kalabalık arasında hayal meyal seçtiği genç adamı takip etmek gerçekten zordu. Sünnetin yorgunluğuna rağmen Mert’in bitmez tükenmez enerjisi onu büyülemişti. Bir ara Mert’i tamamen kaybettiği bir anda karşı taraftan tutulan aynanın ışığı ile gözleri kamaştı. O da aynasını o yöne doğrultup kendine ışık yansıtanı gördüğünde kalp atışları Nilgün’ün davul sesini bastıracak gibi olmuştu. Ayna tutan Mert’di. İki genç yüzlerinde kulaklarına varan gülümsemeyle gözgöze bakışıyordu şimdi. Mert’in çeşmeyi işaret eden baş hareketiyle zurna sesi dans edenlerin kulağına uşlaşmaz olmuştu artık.

“Selam ben Mert tanışamamıştık bu sabah”

“İlk defa zurna çaldım”

Başak ağzından çıkan saçma sapan sözlere inanamıyordu oysa Mert’e ilk görüşte aşık olduğunu söylemeyi hayal etmişti. Mert bastı kahkahayı “Allahtan benim ilk sünnet tecrübem değil yoksa bu sezon çocukların tamamı ayaklarına işerdi”

İki genç sabahki açıklarını doyasıya kapattılar o akşam. Sohbetleri, köy meydanında dans eden son birey olan kavruk dedenin de evine gitmesiyle bitmişti artık. Bu, seçim öncesi her iki tarafın ateşkes yaptığı günün de sonu demekti. Gerçi Muhtar sünnet bayramını propagandasız geçmesi gereken son güne denk getirmişti ama kimsenin buna pek aldırdığı yoktu. Sünneti muhtar düzenlemiş, müziği de karşı taraf çalmıştı. Yani durum bir bir berabereydi. Mert, Başak’ı Müdürüm Bey’in evine kadar bıraktı. Seçim günü yarındı ama Mert seçimini çoktan yapmıştı.

Konu ile ilgili yorum yapmak ve yorumların tamamına ulaşmak için tıklayınız