Siyah-Beyaz Ortaköy


| 13 Nisan 2005 | 0 yorum | 7868 gosterim
ortakoy1

Haydi hemen gidin Ortaköy’e, Ortaköy’ü, Ortaköy’le birlikte yaşayın.


Geçmişi anmak, geçmişle yaşamak, ama geçmişe takılı kalmamak; Geleceği dert etmemek, paniklememek ve gelecekle ilgili planlara fazlaca kaptırmamak kendimizi. Günümüzü yaşamak yani.

Bu YOGA felsefesi de nereden geldi aklıma birden, sahi Ortaköy’ü anlatacaktım değil mi size. İşte geçmiş ve geleceğin buluştuğu, sadece o günün yaşandığı, geçmişin izlerini saklayan geleceğin bilinmeyenini barındıran ama sadece gidilen günün ışıklarının yansıdığı. Kimi zaman gizemli, kimi zaman tüm çıplaklığı ile karşımızda, bir gece bir başka güzel, bir başka pazar bir başka çekici, anlatılmak istenilen ama kelimelerin yeterli olmadığı, duyguların doruklarda yaşandığı bir uğrak noktasıdır ORTAKÖY.

“Ortaköy’de buluşalım”, “Buluşalım”, belki de günde binlerce kez söylenen bu kelimeler İstanbul’un her yerinden her yaşta ve cinsiyette ve kültürde insanın Ortaköy meydanında toplanmasının ilk adımını oluşturuyor. Yolları bilmeyenler için kabaca, Beşiktaş’tan sonra, Arnavutköy’den önce diye tarif edebiliriz. Tabi boğazın Avrupa yakasında ve denizden bakılınca en solunuzda Haliç, en sağınızda da Sarıyer kalıyor. Tüm bunlara rağmen ulaşamamışsanız Ortaköy’e ya Karadeniz kıyılarında kayboldunuz ya da evde oturuyorsunuz demektir.

İskelesi, Café’leri, lokantaları, kahveleri ve camisiyle çevrilidir Ortaköy meydanı. İskele ile Cami arasını ise deniz ve rıhtım oluşturur. Yıllara meydan okuyan çınar ağaçları ve tarihi çeşme yaz sıcaklarında en yoğun nüfusun bulunduğu yerlerdir, sucu çocuklardan fırsat kalırsa tabi. Sabah saatleri daha tenhadır ve doyasıya boğaz manzarasını seyredaceğiniz banklar sizi beklemektedir. Sadece hafta içinde şehir hatları vapurlarının yanaştığı iskele, haftasonları biraz buruk bakar insanlara biraz da utanır sanki, halbuki gemilerin yanaşma ve ayrılışlarının martı çığlıklarıyla süslenmiş halinin hergün izlenmesi ne hoş olurdu onun için.

Kumrular ayrılmaz parçasıdır meydanların. Dilek dilemek yada beslemek için atılır yemler tabaklarla, bir çırpınma bir koşuşturma yüztutar aralarında, sonra bir afacan gelir dalar arasına kumruların. Pırrrrrr ahenkli bir yükseliş başlar yüzlercesinin perde perde katıldığı, kocaman bir tur attıktan sonra tekrar gelirler gerisin geriye havalandıkları yere, kimbilir günde kaçkere bu armoni devam eder Ortaköy’de.

Balıkçı diyarında kediler hep toktur pek yemek beğenmezler, seçicidirler. Kendilerini ağırdan satarlar öyle her “pisipisi’ye” de bakmazlar. Ortaköy’ün kedileri ise tam tersidir, sizinle beraber dolaşır sizinle birlikte yerler sıcak kanlı sevecendirler hep siyah-beyazdırlar, ya siyah ya beyaz ya da siyah-beyaz, tekir ve sarman vardır aralarında ama siyah ve beyazdadır hakimiyet ne hikmetse. Derin bakışlı kedileri vardır Ortaköy’ün entel kedilerdir onlar, belki konuşamazlar sizinle ama gözleri çok manalı ve “ne olacak bizim memleketin hali” der gibi bakarlar.

Dizi dizi café’ler lokantalar, sabah kahvaltısından gece yarısında içilecek bir bira aralığında hep sizinledir. Sabah, öğlen ya da akşam kahvesinin gerçekten kırk yıllık hatırı vardır bu meydanda. Gözlemeden bazlamaya, hatta İzmir’in meşhur Kumru’sunu da yiyebilirsiniz. Meydandaki kumrularla karıştırmayın sakın benim ilk İzmir’de karıştırdığım gibi. Simit hamurundan tazecik sandöviçler bunlar içinde sucuk, sosis ve kaşar bulunan. Kumpir, dürüm ve midye tavayı arka arkaya yerseniz en bulunmaz müşteri olursunuz Ortaköy’ün fast food’cuları arasında. “Cıharü-se severler güzeli gencüse” tavla ve okey şakırtıları arasında en öndeki masaları sevenlere ayırmıştır kahveler. Yoktur aslında birbirlerinden farkları ama en iyisi, sevgilinizle oturduğunuz o ilk seferdeki kahvedir hep.

Ortaköy Camii, simgesidir hem İstanbul’un hem de Ortaköy’ün. Kalemden ince çifte minaresi, oya gibi işlenmiş taş işçiliği ile Meydanın yaşayan dokusunu oluşturur ve ne Ortaköy onsuz ne de O Ortaköy’süz yapamaz. İncik, boncuk, takılar ve el işi çalışmaları, günlük kurulan tezgahlarda beğeninize sunulur. Renk renk çeşit çeşit hediyelikler birer birer tükenir tütsü kokuları arasında. Belki “ gel vatandaş malın iyisi burda” gibi bağırış ve çığırış yoktur ama tatlı bir rekabet vardır bu pazarda, daha bir sanat kokan daha bir el emeği, göz nurudur o zarif elleri ve boyunları süsleyen. Her Ortaköy’ gittiğimde elimde fotoğraf makinam deklanşöre basıyorum. Biliyorumki dün yarından daha iyiydi daha mutluydu ve daha temizdi. İnsanlar değişiyorlar, amaçları, arzuları ve beklentileri değişiyor. Modern dünyanın gereği yollar, yaşanan mekanlar, şehirler değişiyor. Daha duygusuz daha saygısız ve bencil oluyoruz. Her yer gittikçe siyah ve beyazın hakimiyetine giriyor renkler silinmeye yüz tutuyor. Ben istiyorum ki bazı yerler aynı kalsın, güzel olan, huzur veren, geçmişle geleceğin harmanlandığı mekanlar hiç değişmesin orada kendimizi dinleyelim, kendimize gelelim, yaşamın güzelliklerine varalım. Aslında yaşamın renkleri bizleriz , herşeyin rengini biz veriyoruz. SİYAH-BEYAZ ORTAKÖY’ün de rengini siz verin, hemen gidin Ortaköy’e, Ortaköy’ü, Ortaköy’le birlikte yaşayın, geçmişe takılmayın, geleceğe aldırmayın, bugünü yaşayın, bugünü paylaşın yaşam o kadar güzel ve keyfli ki.

Sevgiyle kalın.
erimce

Konu ile ilgili yorum yapmak ve yorumların tamamına ulaşmak için tıklayınız