Sanal Stand-up, bir


| 02 Şubat 2006 | 0 yorum | 3903 gosterim

Balkonumda beslediğim sokak kedisi “kedişko” bile verdiğim yemeği beğenmeyince bu denli sert miyavlamıyor.


Hoşgeldiniz hepiniz, hoşgeldin sevgili okuyucu, ne demem gerektiğini ben de bilemedim şimdi, bu sitedeki ilk stand-up’a hoşgeldiniz yinede. Sanal alemde kaçıncı olduğunu hiç merak etmiyorum, çok da önemli önemli değil zaten. Şimdi uzat elini, dokun ekrana, kapa gözlerini, senden önce bu yazıyı okuyan, ya da okuyacak olan, ya da şu anda okumakta olanlarla birlikte evrenin enerjisini hisset benliğinde, kapa dedim gözlerini AÇMAAAA! Tamam şimdi açabilirsin ve okumaya devam. Heeyy okuyucu sana söylüyorum alttaki paragrafa geçebilirsin. Bu arada stand-up dediysek ayakta okumanı gerektirecek bir şey yok, oturabilirsiniz.

Sitede yazılarım yayınlanmaya başladığından beri bazı arkadaşlarıma yazılarımın yayınlandığını bildirir olmuştum. Dost bildiklerimin bu kadar acımasız eleştirel yaklaşacaklarını ummazdım, sanki ben yılların yazarı onlar da yılların eleştirmeni vur abalıya tozusun misali ölümcül eleştirilerde bulunmaya başladılar. Balkonumda beslediğim sokak kedisi “kedişko” bile verdiğim yemeği beğenmeyince bu denli sert miyavlamıyor.

Bir arkadaşım, yazdığım Geyik Muhabbeti’ni çok “geyik” bulduğunu söylemişti, “Eee adı üzerinde” dedim “geyik muhabbeti bu, ne bekliyorsun ki, aşk romanı mı? Belki de beklediği geyiklerin samanlık hikayeleriydi”, bir başka arkadaşım da diğer yazılarımla kıyaslayıp “Geyik Muhabbeti diğerlerinden farklı” demişti. Ünlü şarkıcıların piyasa albümü yaptığı dönemde ben piyasa yazısı yazmışım çok mu? Sanal stand-up için ne diyecekleri şimdiden belli. “Al işte” diyecekler yine “okunma reytinglerin düştü piyasaya oynuyorsun”

Yazılarımı genelde evde yazıyorum, zaman zaman da iş yerinde. İşlerden bunaldığım dönemlerde terapi gibi geliyor yazı yazmak bana. Yine böyle kendi kendime terapi yaparken çok sevgili bir arkadaşımı aradım hoş beş sohbet ederken bana bir gün öncesinden cep telefonuma mesaj gönderdiğini söyledi, o an şoka girdim, cep telefonum yoktu ve mesaj önemliydi, işin tuhafı cep telefonum az önce oradaydı, sanki yer yarıldı ve içine düştü derken arkadaşım imdadıma yetişti “salak cepten arıyorsun zaten” Telefon muhabbetini bitirip yazıma döndüm yeniden, bu sefer de lanet mouse çalışmıyordu. İleri geri sağa sola, kursörü hareket ettirmek mümkün değildi, mouse çalmaya başlamasaydı hala telefonla bilgisayar arasında telepatik iletişim kurdurmaya devam edecektim.

Terapi deyince aklıma birkaç yıl önceki Çeşme seyahati geldi. Salsa dans arkadaşlarımızla 19 Mayıs’da üç günlük bir kaçamak yapmıştık. Çok sevdiğimiz bir arkadaşımız da otobüste başlayan bir aşk hikayesinin devamını getirmeye çalışıyordu ilk dans gecesinde. Tüm cesaretini toplayıp kızı dansa kaldıracakken birden düşüp ayağını burktu. Tüm hayalleri ile birlikte yerlere yuvarlanırken kız rakip erkeğin kollarında dansa başlamıştı bile. Biz ayağı şişmesin diye buz getirmekten, arkadaşımız ise buzları votkalı içeceklere katıp efkar dağıtmaktan sarhoş olmuştuk. En felaketi ise birinci seviye reiki bilen bir diğer arkadaşımız ayağı burkulan arkadaşımıza evrenin enerjisini vererek iyileştirmeye çalışması oldu. Öyle bir reykti ki! ayak bileği 6 ayda ancak düzelebildi.

Evet dostlarım, sevgili okuyucu, bu seferlik bu kadar. Dokun ekrana, al enerjini. Bir sonraki stand-up’da görüşmek üzere. Acemi reikicilerden uzak durun mazallah ne olur ne olmaz.

Erim Cebeci

Konu ile ilgili yorum yapmak ve yorumların tamamına ulaşmak için tıklayınız