Şalvarlı Bacılar Üçlüsü (3)


| 30 Ocak 2007 | 0 yorum | 4099 gosterim

Müdürüm Bey herşeye rağmen muhtarlığa adylığını koydu, şimdi kampanya zamanı…..


Selen, yağmurlu günlerde kendi kendine elektrik çarptırmadığına hayret ederdi. Sinir katsayısı doruğa çıkar, olmadık her şeyi dert eder, yanına yaklaşanı sudan sebeplerle haşlardı. Son üç gündür olduğu gibi bu gün de yağmur vardı ve en yakın arkadaşı Nilgün’nün telefonda ona ihtiyacı olduğunu söylerkenki ses tonu inandırıcılığını bir an olsun bile yitirseydi, burnunu bile dışarı çıkartmaya niyeti yoktu. Sinir katsayısı doruğa ulaşmadan arkadaşıyla buluşmak için taksi çağırmayı uygun bulmuştu, gün ortasına bir saat kala Nilgün’nün evindeydi.

Nilgün önce Selen’i aramıştı, grubun solo gitaristi o’ydu. İçlerinde hayal gücü en yüksek, asi ve aykırı olan Selen’di. Toplum için yaşamaktan daha onaltısında vaz geçmiş, köleleştirdiği orta yaşlı sevgililerini terk ettikten sonra bile tek bir telefonuyla tekrar kendine bağlamayı huy edinmişti. Çok çekici bir kız sayılmazdı Selen ama ya erkekler, bu kadar saf ve aptalca davranabilirler miydi, hem de hepsi? “Bir teki bile farklılık göstermez mi kardeşim” diye düşünürken Nilgün, kapı çaldı, gelen Selen’di. Simsiyah saçlarına yaptırdığı turuncu kırmızı yeşil balyaj, kulağındaki asimetrik küpeler, göbeğini açıkta bırakan bir bluz ve süper miniden biraz uzun eteğini, diz altından başlayan siyah kot çizme tamamlıyordu. “Biraz kapalı giyin” demişti Nilgün Selen’e “kapalısı buysa” diye düşünmeden edemedi. Yeni yaptırdığı iç içe geçmiş güneş ve ay dövmesi ile tam bir heavy metalci görünümündeydi.

On dakika sonra kapıdaki Başak’tı. Nefesli çalgılar Başak’ın uzmanlığıydı. Saksafondan neye, flütden klarnete çalmakta üstüne yoktu, hatta yaşgününde yarı dolu şişeleri üfleyerek Mozart’ın Türk marşını bile çalmıştı. Dediğine göre annesi küçükken terlemesin diye üfler, havanın vücudunda gezinirken oluşturduğu hoş duygular onu terlemekten öte başka dünyalara götürürmüş, şimdiyse nefesli enstrümanlarla çaldığı notaların dinleyenlerde bu etkiyi yaptığına inanıyordu. Üfleyerek çalamayacağı şey yok gibiydi yeter ki dudağına uydurabilsin. Daracık bir kot ve siyah body yaşamının sadeliğini de yansıtıyordu Başak’ın. Son sevgilisinden ayrılırkenki yaşadığı git-gel’leri saymazsak makyajsız, takısız ve terk edilmişliğin dayanılmaz hafifliğini taşıdığı şu günlerde yaşamını renklendiren tek şey müzikti.

Yarım olmadan muhteşem üçlü bir araya gelmişti işte, grubun davulcusu da Nilgün’dü. Üçü de sözleşmiş gibi siyahlar içindeydiler. Kızlar söylenildiği üzere iki haftalık giysilerini barındıran valizleri ve enstrümanlarını da beraberlerinde getirmişlerdi. Nilgün arkadaşlarıyla gurur duymuştu.

Onlara köydeki kardeş çocuğu Müdürüm Bey’den bahsetti. Gerçi Müdürüm Bey kendisinden yirmi yaş daha büyüktü ama amca tarafından akrabalıkları vardı. Müdürüm Bey dönem dönem şehre gelir onları ziyaret ederdi. Geçen hafta Nilgün’e durumu anlatan bir mektup göndermiş, Paytak Hanım Teyze’den, muhtarın düşüncelerinden ve seçimlerde muhtarlığa adaylığını açıkladığından bahsetmişti. Şimdi kampanya zamanıydı ve köydeki kadınları örgütlemek için ona ihtiyacı olduğunu söylüyordu.

“Yani şimdi biz bir köyde iki hafta mı geçireceğiz” diyordu Selen “ya tavuk tavuk kokarsak oralarda?” Başak, bir devrimin ortasında olma fikrinden hoşlanmış gibiydi. “Ne zaman gidiyoruz?” derken ellerini çırpıp duruyordu. Konuşmaları gırgır bir hal almış tam gaz devam ederken grubun ismi aklına takıldı Nilgün”ün. “Bath Girls” doğrusu bir devrimin parçası bile olsalar köy ortamına hiç uygun sayılmazdı isimleri. Daha ilk grup kurulurken de itiraz etmişti Nilgün “çok sulu bir isim, dinleyenlere sabun da dağıtacak mıyız?” diye ama grubun diğer elemanları “şarkılarımızla dinleyenleri yıkayacağız biz” diye ısrarcı olmuşlardı. Yola çıkmaya çok az bir zamanları kalıncaya kadar beyin fırtınası sürmüş ve en son oy birliği ile grubun geçici ismini bulmuşlardı. Birinde süper miniden biraz uzun etek, diğerinde daracık bir kot, Nilgün’de de vücudunun her kıvrımını ortaya çıkaran bir elbise. Peki ya grubun ismi? “Şalvarlı Bacılar Üçlüsü”

Üçü de neşe içinde gülüştüler. Müdürüm Bey’in “kaleyi içten fethedecek silahımız” dediği bir düzine “viktorya sittiret” marka iç çamaşırını yanlarına alıp yola çıkmaya hazırlardı artık.

Konu ile ilgili yorum yapmak ve yorumların tamamına ulaşmak için tıklayınız