Ruh Emici


| 14 Ağustos 2007 | 0 yorum | 2909 gosterim

Yıldızların arasındaki bu küçük, çakıltaşı büyüklüğündeki gezegene insanlar dünya demeye başladı. Oysa gerçek adı Alrat.


Hasatı başlatmama yirmidört saatten daha az kalmıştı ama hala hasat bölgesinin büyüklüğüne karar verememiştim, ya da dünyanın hangi bölgesinde yapacağıma. Arzularıma gem vurmam gerektiğini biliyorum, hepsi bir arada olamaz, azar azar ve tadına vararak, yeni hasatlara imkan tanıyarak olmalı olacaksa. Yine de beklediğim bu lezzetli yemeğin cazibesi beni oldukça fazla kamçılıyor.

Dağlık bölgeler her zaman favorim olmuştu. Oksijenin azlığına rağmen dağlarda yaşamak insanların kendilerini özgür hissetmelerine neden olur. Huzurlu ve dingin kafaların buluştuğu çekim merkezlerini oluşturan bu yerler yaşamla ilgili felsefik yaklaşımların da doğduğu yerlerdir, popülasyon azdır ama şeker gibidir tadları.

Ovalarda yaşamak ise, hele hele kent hayatı, dağlardan farklıdır. Normal olarak ruh sağlığına zarar veren yerleri tercih etmiyorum, biraz acı oluyor. Yine de şehirlerin başka avantajları var tabi, metropoller zeki insanlarla dolu, karmaşa ve hayatta kalma mücadelesi başka erdemler kazandırıyor insanlara. Daha vahşi ve yırtıcı, sınır tanımaz bencilliklerin yaşandığı çekim alanları buraları. Yani anlayacağınız her bölgenin kendine göre avantajları ve dez avantajları var. Ben bu ikilem arasında henüz karar verebilmiş değilim hangi bölgede hasat yapacağıma, ya da bölgelerde.

İnsanlar, yaşadıkları bu yere dünya demeye başladı. Oysa gerçek adı Alrat. Yaklaşık beş yıl önce, bir başka deyişle dünya yılıyla yetmişbeşbin yıl önce, galaksinin bu bölümü dedemin ölümüyle biz üç kardeşe miras kaldı. Üçümüz de kendi aramızda mirası pay ettik. Alrat benim bölgemde kalmıştı. Galaksinin ücra köşesinde işe yarar birşeyler var mı diye dolaşırken yıldız sistemleri arasında bu küçük, çakıltaşı büyüklüğündeki gezegen gözüme takıldı. İnanılmaz bir ekolojik döngüsü vardı ve bitmez tükenmez bir besin kaynağı ile doluydu. İlk dönemler çoğunlukla hayvanların hakimiyeti vardı ama kısa bir sürede insanlar daha üstün hale geldi. Doğrusu insanların hakimiyetiyle ruh zenginliği ve çeşitliliği artmıştı ve bu, benim müdehaleme gerek kalmadan olduğu için çok mutluydum. Genelde tek tip yemekle yetinmem. Bu durum kardeşlerimin hiç hoşuna gitmez ama ben farklıyım. Onlar tek tip yemekten zevk alırken benim farklı tadlar aramamı hep garipsemişlerdir. Ama bu, doğal yollarla zaten Alrat’da oluşmaktaydı ve belki de beni kıskandıkları için bana kötü davranıyorlar şu sıra.

Alrat’da besin kaynağı başlarda sınırlı bir döngüde oluşuyordu. Küçük yer sarsıntıları, yanardağ patlamaları ve hayvan saldırıları sonucu ölen canlıların ruhları. İnsanların hakimiyetiyle bu durum değişti ve yetreli çeşitlikte ruhlarla beslenir oldum. Gelişmede benim katkımı yadsımamak doğru olmaz tabiki.

Ateşe bir türlü hakim olamıyorlardı, sonra tekerlek, küçük müdehalelerle  teknolojik atılımlarda bulunmalarını sağlamıştım. Ama bunu diğer nesillere anlatamıyorlardı eh mecburen yazıyı da öğrettim. Sonrası çığ gibi büyüdü. Buhar gücüyle başlayan, nükleer güçle devam eden korkunç bir devinim. İnsanların hırsı, bana ummadığım çeşitte ve lezzette besin kaynağı sağlıyordu. Hele hele dünya yılıyla bindokuzyüzkırkbeş yılının ağustos ayını unutamıyorum, tek bir bomba ve bir anda yüzkırkbeşbin ruh.

Çılgın insanlar son zamanlarda biraz duruldu ve ben müdehale etmek zorunda kalıyorum artık. Küçüklü büyüklü depremler yaratıyorum sonik cihazımla, ruh çeşitliliğine dikkat ederek tabi.

Karnım acıktı, nerden başlasam bilemiyorum, biraz Afrika biraz güneybatı Asya mı yapsam yoksa mezapotamya ve japon adaları kokteylini mi denesem ? Bilemiyorum, japon adaları tarafında yaşayanların ruhları standart tadda oluyor da, mezapotamya beni her seferinde şaşırtmaya devam ediyor.

Konu ile ilgili yorum yapmak ve yorumların tamamına ulaşmak için tıklayınız