Paytak hanım teyze (1)


| 25 Temmuz 2006 | 0 yorum | 5510 gosterim

Ahbegül kilotunu leğene koyarken Paytak hanım teyze “kilotun markası neydi” diye düşünüyordu, evet hatırlamıştı “viktorya sittiret”.


Paytak hanım teyzenin en önemli günüydü bugün. Haftalardır bugünle yatıp bugünle kalkmıştı. Sayılı gün çabuk geçer misali saatler günleri günler de haftaları kovalamıştı. O gün bugündü.

Müdürüm bey evden henüz çıkmamıştı, kalktı ve doğru mutfağa gidip çayı demlemek için ateşe odun attı. İs kokulu çayın yanına gözleme yapmak için unu dünden elemişti. Biraz su ve yumurtayı karıştırmak çocuk oyuncağı sayılırdı. İçi içine sığmaz durumda çocukların odasına daldı. Yine odanın altını üstüne getirmeyi becermişlerdi. Terlikleri oyuncakların arasından zor buldu, gecelik ve pijamaları toplayıp yatakların örtüsünü örttü, kahvaltı sonrası çok zamanı olmayacaktı. Oyuncakları sandığın içine tıkarcasına doldurmaya başlamıştı ki 3 gündür aradığı örgü ve şişleri gördü, kocasının başına ördüğü yün bere neredeyse bitmek üzereydi kaybolduğunda, şimdiyse bir yumak yün olarak karşısında duruyordu işte. “Bizimkinin keli biraz daha bekleyebilir” diye düşündü. Mutfaktan kaynayıp taşan suyun tıslaması duyuluyordu. Çayı demleyip hemen merdaneyi kaptı, gözlemenin içi için hazırladığı peynir ve maydanozu bir çırpıda karıştırıp, hamuru dinlendirmek için beklettiği teknenin kıyısına iliştirdi. Dışarıdan meleyen kuzuyla birlikte oynayan çocukların sesi geliyordu. Süt sağmak için bakracı kaptı doğru ahırın kapsına yöneldi. Benekli, sanki dört gözle onu bekliyordu kulaklarını iki kez oynatıp kuyruğunu üstündeki sinekleri kovmak için salladı. Paytak hanım teyze olanca hızıyla şişmiş memelere yöneldi. Neredeyse çatlamak üzere olan Benekli yavaş yavaş rahatlıyordu. Süt kabı dolunca yenisiyle değiştirdi. Çocuklar oyuna dere kenarında devam ediyorlardı, “Allah vere de ufaklık dereye düşmez” diye içinden geçirdi. Bakraçları aldı mutfağa yöneldi, ağır ateşte sütleri kaynamaya bıraktı. Ahıra geri dönüp Benekli’nin samanını verdi, tavukları yemledi, yumurtaları topladı, sonbaharın serinliği onları da etkiliyordu bugün ancak 8 yumurta vardı. Mutfağa gitti, temiz bir kap alıp kuyunun başına geçti, dünden yayıkta ürettiği tereyağını kuyuya sallandırmıştı, ipi çekti, kaşıkla biraz tereyağı aldı, zeytin ve balı da koyunca çocukları sofraya çağıracaktı. Ateşe atmak için iki bağ odunu da yanına alarak mutfağa döndü. Hamuru açıp gözlemeleri yapmaya başladı, müdürüm beyin çayını verdi, çocukların sütü hazırdı. Ufaklık, su sızan elbiselerle salonun ortasında duruyordu, dereye düşmüştü. Üstünü değiştirip kahvaltıya yolladı, kıçına iki şaplak atmak neyi değiştirecekti ki?

Bir iki lokma da kendisi için ayırıp sofrayı topladı. Çok heyecanlıydı. Çocuklar okula, Müdürüm bey de işe gidince köpekleri Çomar evin erkeği olarak kalmıştı. Alel acele bulaşıkları yıkadı, kurulamak için zaman harcamak istemiyordu, hemen yatak odasına yönelip bayramlık entarisini giydi, sarı sırmalı pullu şalını sırtına aldı evi Çomar’a emanet edip arnavut kaldırım yollardan koşarcasına köy meydanını geçti, ufaklığın doğumundan sonra aldığı kiloları bir türlü verememişti, iki erkekten sonra doğan kızı için bu kiloları taşımak dert değildi. Koşarken iki yana doğru sallanıyor, kendini annesinin peşinden koşuşturan ördek yavrularına benzetiyordu. Döndü hanımın evine girerken ayakkabılarını çıkardı, köyün kadınlarının çoğu eve ondan önce gelmişti, ön sıraların kapılmış olduğunu görünce üzüldü, “ufaklığın dereye düşmesi geciktirdi beni” diye düşünüyordu. Yerini aldı beklemeye başladı. Döndü hanımın gelini Keziban elindeki leğeni sırayla kadınların önüne getiriyor ve kadınların yanlarında getirdiği iç çamaşırlarını leğene koymalarını bekliyordu. Leğendeki en kıymetli parça Halim ağanın dünürünün, ağanın torunu Ahbegül için Almanya’dan gönderdiği, kenarında küçük oya işlemeli pembe renkli kilot oluşturuyordu. Ahbegül köyde liseye giden tek kızdı. Üçüncü sınıfa daha geçemeden babası zorla evlendirmiş, o da liseyi terk etmek zorunda kalmıştı. Ahbegül kilotunu leğene koyarken Paytak hanım teyze “kilotun markası neydi” diye düşünüyordu, evet hatırlamıştı “viktorya sittiret”.

Sıra ona geldiğinde leğenin yarısı doluydu, torbasını açtı içindeki paçalı donu çıkarıp leğene bıraktı. Sümerbank basması don sonrası leğen dolmuştu. Törensel bir sessizlik içerisinde leğendeki çamaşırlar Döndü hanımın evine bir gün önce getirilip kurulan köyün ilk ve tek çamaşır makinesinin içine kondu. Yaklaşık birbuçuk saat, kadınlar, makinenin su alışını, bir sola bir sağa dönüşünü, durulamasını, akan siyah kirli suyu, yumuşatıcıyı almasını, sıkmasını ve kurutmasını izlediler. Kurutmadan en son sumerbank basması don çıkmıştı, hala nemliydi. Paytak hanım teyze evine dönerken kızını üniversiteye göndermeye yemin ediyordu kızı mutlaka “viktorya sittiret” marka iç çamaşırı giymeliydi.

Konu ile ilgili yorum yapmak ve yorumların tamamına ulaşmak için tıklayınız