Muhtar (4)


| 21 Mart 2007 | 0 yorum | 3262 gosterim

İsyan bayrağını açmıştı gerçi Müdürüm Bey ama Muhtar da yabana atılacak bir rakip değildi, Paytak Hanım Teyze’nin köyünü heyecanlı günler beklemekteydi……


“Horozu erken kesmek gerekirdi” diye düşündü Muhtar “daha ötmeden kesmeliydim”. Müdürüm Bey’in muhtarlığa aday olacağını açıklaması sinirini tepesine çıkartmıştı. Kıpkırmızı suratla orta kahveden çıkmış önce aşağı kahveye sonra da yukarı kahveye gidip dertleşecek birilerini aramıştı. Köyde bir ölüm sessizliği hakimdi. Kimse Muhtarın yoluna çıkmak istemiyordu. Muhtarın hışmını bilmeyen yoktu ve bugün onun önüne çıkmak yerine köy meydanında eşekler gibi anırmayı herkes yeğleyebilirdi.

“Kel horoz” dedi kendi kendine eve giderken, “pişman edeceğim onu, bana karşı çıkmak ha, yaktım çıranı Müdürüm Bey”. Kalp, tansiyon, kolestrol ve şeker, hepsiyle mücadele edebilmişti, “O bir kanser hücresi” diye mırıldandı, “koparıp atacağım O’nu bu köyden”.

Bunca emek, çalışma bir yana, yılların mutlak hakimiyeti, toy bir delikanlıya kaptırmaması gereken tek varlığıydı neredeyse. Gençliğinden bu yana muhtarlık yapıyordu. Babasından aldığı bayrağı her ne kadar devredecek bir çocuğu olmamış olsa da, ki hala denemeleri sürüyordu üçüncü eşiyle, ölünceye kadar yetkilerini bırakmaya hiç niyeti yoktu. Çobanlık yaptığı dönemlerden arta kalan zamanlarda babasının yanında ona yardım ederek geçirmiş, ilkokul sonrası kadeşleri içerisinde en zekisi olaması nedeniyle babasının gözdesi oluvermişti.

İlk başta sadece muhtar olmak, bundan dolayı saygı duymak hoşuna gidiyordu, ama zamanla bunun ne kendine ne de köye yettiğinin farkına varmıştı, köyü yönetmeli, fikirlerini uygulayan köy halkına önderlik etmeli, köye hizmet getirmeliydi. Avucunun içine aldığı köy ahalisi çok şey isterse muhtarlıktan vaz geçebileceği sinyalini vereriyor, kendisinden başkasının bu işi yapamayacağını ima ediyordu, böylece küçük ama yeterli hizmetlerle beş dönem muhtarlık yapmıştı. Son döneminde her eve su bile bağlatmıştı. Köy halkı mutlu olmalıydı, Müdürüm Bey’in yaptığı düpedüz ikiyüzlülüktü. “Besle kargayı, al işte yaptığına bak” diye söylendi. Tansiyonu çıkmış kalp atışlarını şakaklarından duymaya başlamıştı. Bir sözüyle dediklerini yaptırabiliyor olmanın hazzını hiçbir şeye değişmek istemiyordu.

“Yenilik”, Muhtar’ın oldum olası uzak durmaya çalıştığı bir olguydu. Yeniliğin kimseye faydası yoktu onun gözünde. Hele ev yaşamını kolaylaştırıcı makinelerden nefret ediyordu. Ama köye gelen ilk çamaşır makinesinin mucizeleri tüm köy kadınlarını etkilemiş, talepler çoğalmıştı. Muhtar anında tepki vermiş ve köy erkeklerini örgütlemeye çalışmıştı ama Müdürüm bey ve o çok bilmiş karısı Paytak Hanım Teyze ilk isyan bayrağını açanlardandı. Oysa kadın kısmını boş bırakmamalı, sürekli meşgul tutmalıydı. Yoksa….. bir an için geçmişe, kırk yıl önceye döndü, gözleri yaşardı.

Bir ikizi vardı Muhtar’ın, bir ikiz kızkardeşi, Gülçiçek. Gülçiçek de Muhtar gibi çok zekiydi, ve ailenin tek kızıydı. Solaktı Gülçiçek, köydeki tek solak. Muhtar O’ndan, ikizler arasındaki görünmez bağdan, ikiz olmanın ayrıcalığından güç alırdı. Ailenin tek kızı olamanın da verdiği şımarıklıkla Gülçiçek pek ev işlerine bulaşmazdı, zaten yeterince gelin vardı çalışacak. Hep okurdu Gülçiçek, çok bilgiliydi, okuduklarını evde uygulamaya çalışır, abilerini, yengelerini ve Muhtarı sorularıyla, yaptıklarıyla şaşırtır, düşünmeye yönlendirirdi. Köye daha elektrik gelmemişken, rüzgarlı günlerde küçük pervanelerle bisikletinin dinamosunu çalıştırırp odasını aydınlatacak kadar enerji üretir, akşamları bile okumaya devam ederdi.

Zamanla köy, Gülçiçek’e yetmemeye başlamış, her konuşmasında değişiklikten, yenilikten ve köyden gitmekten bahseder olmuştu, ama özgürlüğü ne yazık ki kitapları cilt kapaklarında ve köy sınırlarında son buluyordu. Sonuçsuz kalan bir çok denemeden sonra son zamanlarda kendini tamamiyle kitaplara adayan Gülçiçek, bir gün yine herkesi şaşırtarak kendini evin damından bahçeye uçarcasına bırakmıştı. Cansız bedeni yerde yatarken Muhtar, ikizinin elinde sıkıca tuttuğu kitabın adını bugünmüşcesine hatırlıyordu. “Reenkarnasyon, ölümden sonra ikinci bir hayat”

Muhtar, iki yanağına süzülen gözyaşlarını sildi, bahçe kapsından içeri girdiğinde karısı kocaman bir leğende çamaşırları yıkıyordu. “Kadınlar boş kalmamalı” diye düşündü “Gülçiçek’ler ölmemeli”

Konu ile ilgili yorum yapmak ve yorumların tamamına ulaşmak için tıklayınız