Maske


| 26 Nisan 2006 | 0 yorum | 3722 gosterim

Koltuğundan doğrulurken günlük ibadetini yapmadığı aklına geldi, eğildi sağ ayağının yedinci parmağını üç kere sıktı, rahatlamıştı


Yeni bir sabah, yeni bir gün doğumu. Dünya saatiyle 06:32 de biyolojik saati “kalk artık sabah oldu” diyordu. Bilmem kaçıncı kez iğrenerek yatağından doğruldu. Hala alışamadığı bu rutubetli hava nedeniyle terlemiş, çarşafı sırılsıklam halde uyanmıştı. Ona kalsa yerde yatacak, masif parke döşemenin serinletici etkisini gece boyunca teninde hissedecekti ama toplum kuralları ona bunu yapmaması gerektiğini söylüyordu. Mümkün olduğu kadar dikkat çekmemeli, çevresine ayak uydurmalıydı. Klimayı açıp biraz serinlemeliyim diye düşündü. Gece boyu, kimilerine göre sessiz görünen klima ona başağrısı yapacak kadar gürültülü geliyordu. Ancak şimdi, etraftaki sesler arttıkça klimanın sesi, kulaklarının kabul edeceği frekanslara uyumlu hale gelebiliyordu. Tek düze sesler hep itici gelmişti ona, ses karışımlarını ise herzaman tercih ederdi. Ses kokteylleri ruhunun gıdası gibiydi.

H2O, iki hidrojen ve bir oksijen atomunun yanyana gelerek oluşturduğu basit moleküler yapı. Nöbetini tamamlamasına az bir süre kala dünyada sevebildiği tek şeyin bu moleküler yapı olduğunu düşündü. Sabah duşunu aldı. Artık kendini daha iyi hissediyordu. Terlemesi durmuştu, klima işe yarıyordu. Yatak odasından çıkarken ışığı açık bıraktığını farketti, bütün gece açık kalmıştı. Gece gündüz farkını o kadar az hissediyordu ki düşündüğü ilk şey aylık elektrik faturasının iyice kabarık geleceği oldu. Para denilen kağıt parçalarının büyük bir kısmıyla bu tür dikkatsizce yarattığı masraflarını karşılıyordu. Görevde olduğu günler dışında sigortacı kimliği ile komşularına ve çevresine boy göstermeli, sıradan bir vatandaş görünümünü korumalıydı.

İnsan denilen mahlukları çok sevememişti, aslında çoğu zaman nefret etmişti. İnsanların doymak bilmez asalaklar gibi dünya üzerindeki değerleri birbir ve şuursuzca tüketip kirletmesini hazmedemiyordu. Görevi sadece izlemek olsa da, dünyada geçirdiği bunca süre sonunda, kimi zaman, üstlerine haber vermeden, olayları yönlendirme ihtiyacı hisseder olmuştu. İnsanların değer yargılarını anlamak için epey çaba ve zaman harcamıştı. Yine de başarılı olduğu söylenemezdi. Yokluk çekenlere yardım ettiğinde biraz durumu düzelenler kendinden daha kötü durumda olanlara eziyet etmeye başalmışlardı. Sevgi verdiğinde para, para verdiğinde güç, güç verdiğinde ise hakimiyet arıyordu insanlar. Orta yolu bulmak asla mümkün olamıyordu. Geçenlerde bir sultana yardım etmek istemiş ona güzelliğin sadece fiziksel olmadığını iç güzelliğin de gerektiğini anlatmaya çalışmak için altıncı karısı olarak, şişmanca, biraz kısa boylu ve evlilik yaşı olarak geçkin bir kızla evlenmişti. Eve dönmeden kızın idam fermanı çıkmıştı bile, yazık.

Bir günlük dinlenme süresi başlamıştı işte. En verimli şekilde kullanmalıyım diye düşündü. Kahvaltı için mutfağa yönlendi. Damak tadına uygun yiyecekleri oluşturmak uzun zamanını almıştı ama, artık kombinasyonu biliyordu. İki dilim ekmek arası üç dilim jambon, biraz peynir, elma dilimleri ve armut parçaları. Hepsini bir poşet içerisine koyup kurtlanıncaya kadar dolapta bekletiyordu. Mikroskopik terliksiler tuz ve biberi gibiydi öğünlerin. Hızlı kahvaltı sonrası televizyonun başına geçti. Uydu alıcısını ayarlayıp tüm dünyadaki haber bültenlerini izlemeye başladı. Afrika’daki açlık ona olağan gelmeye başlamıştı. Çin’deki ekonomik büyüme hala ilgisini çekmiyordu. Yavru beyaz fokların korunmasını ise ilk kuruluşunu kendi gerçekleştirdiği greenpeace grubuna devretmişti. Demokrasi verme uğruna yaptığı müdehalelerin sonucunda hüsran yaşasa da hala dünyaya doğru yolu bulması için bir şans vermekten vazgeçmemişti. Günün sonunda, ilgilendiği ülkeyi özenle seçtiğine inanıyordu bu sefer.

Televizyon başında geçirdiği sekiz saat sonunda koltuğundan doğrulurken günlük ibadetini yapmadığı aklına geldi. Eğildi sağ ayağının yedinci parmağını üç kere sıktı, rahatlamıştı. Kalktı, yatak odasına yöneldi. Geniş odanın Kuzey duvarını boydanboya kaplayan dolabın yanına gitti. Dünya üzerindeki küçüklü büyüklü tüm ülkelerin devlet başkanları, kral ve kraliçeleri ile sultanlarının ve o ülkelerin üst düzey yöneticilerinin maskelerinin bulunduğu dolabın sürme kapılarını açtı, maskelerden birini alıp yüzüne geçirdi. Bir haftalık özverili çalışması başlıyordu. Gerçi üstlerinin haberi yoktu ama uğruna kendini feda edebileceği bir dünya yaratmaya çalışması, günahları ve sevaplarıyla onun bu davranışını haklı göstermeye yeter diye düşündü. Maskeninin küçük ayarlamalarını yaptı ve Doğu ile Batı’nın buluştuğu, medeniyetin beşiği “Asia Minor” denilen bölgeye kendini ışınladı.

Konu ile ilgili yorum yapmak ve yorumların tamamına ulaşmak için tıklayınız