Lanetim, Lanetsin, Lanet


| 23 Ocak 2006 | 0 yorum | 4216 gosterim

Bir son olacaksa, burada bu topraklarda olmasını dilerim.


Lanetim, Lanetsin, Lanet

Anlayamadım? Atalarımızın milyonlarca yıl önce yerleştiği bu toprakları terk etmemiz gerektiğini mi söylüyorsun? Tam da türler arası barışın sağlandığı şu dönemde. İnanamıyorum. Üzgünüm dostum ama bunu kabul edemem. Ne kendim ne de tek bir işaretimle gözü kapalı peşimden sürükleyebileceğim kitleleri, kimin ne zaman söylediği belli olmayan bir kehanet yüzünden yerlerinden edemem.

“Ama bu kehanet, bir lanetin işareti, sonun başlangıcının tek işareti”

Hepsi palavra, inanmıyorum, ne zamandır bilim ikinci planda kalıp hurafeler ön plana çıkıyor? “Karaboğaz Kaya Yazıtları”nda tıpatıp aynı şeylerden bahsetmesi bunun doğruluğunu ya da zamanın geldiğini göstermez ki. Neymiş efendim gökten parıldıyarak inecek, dairesel bir platforma bağlı halkadan oluşacak ve bilinmeyen birtakım işaretleri gösteren uzun çubukları olacakmış. Atalarımız kaya yazıtlarının sırrını nasıl çözdü ise biz de bugün o platform üzerindeki garip işaretlerin sırrını çözecek güçteyiz.

“En önemli göstergeyi unutuyorsun ne yazık ki”

Evet, beni de tereddüte düşüren bu son belirti zaten. Bu kadar uzaklıktan bile beynimizi, içimizi, damarlarımızı tıkayacak güçte yaydığı bu ses beni deli ediyor. Bilimsel yanım git incele diyor, liderlik yanım tereddütte, topraklarımızı terk edip nereye gidelim? Yaşamımızı sürdürebileceğimiz bir yeri bulma uğruna nice can kaybının sorumluluğunu almak ne demek bilirmisin? Sen kendin söylüyorsun sonun başlangıcı diye, bir son olacaksa, burada bu topraklarda olmasını dilerim. Ama diyeceksinki ya bir olasılık var ise? Bu lanetten kurtulmanın bir olasılığı var ise?

Milyonlarca yıl önce aydınlık vardı karanlığı çok bilmezdik, günün yarısı aydınlık yarısı karanlıktı, zamanla karanlık daha çok artmaya başladı. Gözlerimiz giderek özelliğini yitirdi, kulaklarımız ve dokunma hissi daha önem kazandı. Artan sürükleyici etkiler ve dış baskı tutunma uzuvlarımızı geliştirdi, ellerimiz ve kollarımızın sayısı arttı. Ancak uzun kollar dengeyi bozduğu için zamanla kısalmaya başladılar. Karanlık o kadar arttı ki birbirimizi göremez ve hissedemez hale geldik, zamanla iletişimi birbirimiz arasındaki telepatik manyetik alanlarla sağlar olduk. Duyu organlarımızı yitirdikçe manyetik dalgalara karşı hasasiyetimiz artmaya başladı, koku duyusu hariç tüm duyuları tek merkezde toplayıp iletişimimizi bu merkezden yapmaya başladık. Baskı fazlalaştıkça küçülmeye, yemek ihtiyacımız azalmaya başladı. İç organlar küçüldükçe yerini beyin adını verdiğimiz iletişim merkezi doldurdu. Beyinin beslenmesi için gerekli damarların oluşması bile ikiyüzbin yılın geçmesini gerektirdi. Sanırım bu gelişimin süresi bile bu topraklara olan bağımızın nedenini açıklıyor. Biz burada doğduk burada ölmeliyiz. Atalarımızın geçmişi, son depremle birlikte “Kabuklu Vadi”deki kalıntıların ortaya çıkmasıyla gün yüzüne çıktı. Bu keşif olmasaydı belki terk etme kararı daha kolay alınabilirdi.

Son yirmibeşbin yıl, değişimden çok iç çekişmelerle, son yüzyıl da dış şartlarla mücadele ile geçti. Çekişmelerin yerini huzur, birbirini inkarın yerini önce dost elini uzat felsefesi aldı. “Hoşgörü göster ve olduğu gibi kabul et”. Ünlü filazoflarımızın yıllarca üzerine titrediği bu düşünceyi şu anda karşılaştığımız durumda uygulamamız mümkün değil. Asit baskınları, metal bombardımanı, biyolojik saldırılar, hepsine karşı koyduk, koyabiliriz de. Ancak bu ses tüm vücudumuzu kaplayan beynimizin içinde çınlarken mücadele etmemiz mümkün değil.

Yine de bilim adamlarımızın geçici olarak ürettikleri bir elbiseyle cisimin yanına gidip bakabilirim, az bir süreliğine, yoksa ölüm kaçınılmaz o sesin yanında. Belki dairesel cismin üzerindekileri anlayabilirim.

Biri uzun biri kısa ucu ok şeklinde iki çubuk, zamanım azalıyor, 12, 3, 6, ve 9 şekilleri, aralarında ikişer nokta ve hepsi şeffaf bir kubbenin altındalar, şekiller, noktalar ve uzun kollar ışık yayıyorlar çok ilginç, zamanım iyice azaldı, O, R, L, X ve E şekilleri, yanyana gelince “ROLEX”, son anlarım, gitmezsem ölebilirim, yine de devam etmeliyim, daha küçük ama benzer şekiller yanyana “ cosmograph ” sürem bitti, ve bu “TİK TAK” sesi, lanetin işareti, sonun başlangıcı, beynimi kemiriyor.

Yazarın Notu: Okuyunuz “efendi”

Konu ile ilgili yorum yapmak ve yorumların tamamına ulaşmak için tıklayınız