Kozmik buluşma


| 16 Mayıs 2009 | 0 yorum | 3738 gosterim
Istanbulvapur_k

“Yeni bir dolap almalıyım” diye söylenirken elindeki bardağı hazırladığı ahşap altlığa özenle yerleştirmeye çalışıyordu. Ceviz cilalı altlığın ön yüzünde küçük metal bir plaket vardı.

Sarı zemin üzerine siyah harflerle üç satırdan oluşan cümlede: “Karaosmanoğlu”, “Sirkeci-Üsküdar hattı” “12 Mayıs 2009” yazıyordu. Dolabın cam kapağını kapatıp bir iki adım geri çekildi. Kapakların arkasında görülen rafların tamamı, bu son bardakla birlikte dolmuştu. Yeni bir vapur seferi, yeni bir etkileşme sonrası anı olarak saklanacak yeni bir çay bardağına yer kalmamıştı. “Daha büyük dolap almalıyım” diye mırıldandı yeniden.

Akşam güneşi boğazın sakin sularından yansıyıp evin içine dolmaya başladığında günün en güzel zamanını evin baş köşesinde geçirmek üzere salona geçti. Minyon bir berjer ve küçük pufunu salonun tam ortasına camın kenarına doğru yerleştirmişti. Sağlı sollu ahşap evlerin sıralandığı Saksağan sokağının bittiği yerde boğazı görebiliyordu. Dar açılı boğaz manzarası görüntüleri Charlie Chaplin’in siyah beyaz filimlerinin kopuk kareleri gibiydi. Geminin burnu, ortası ve en sonunda kıç tarafı. Uzun olanlarını izlerken birkaç yudum çay içmeye ve gazetesine göz atmaya bile olanak buluyordu, bir bütün olarak görebildiği küçük balıkçı tekneleriydi ve onları da izlemek için dürbün kullanıyordu. Bunun dışında penceresindeki uzun süreli ve keyif verici tek şey güneş ışınlarının boğzadan yansıyıp salonuna dolduğu beşbuçuk dakikalık zaman dilimiydi. Gerçi mevsimsel farklılık gösterse de en keyifli olanı 21 haziran solstis dönemindekiydi.

Berjere kurlup ayaklarını pufa uzattı. Boğazın gündüz yakamozlarını seyrederken bir hafta önceki vapur seferinde karşısındaki koltuğa oturan esmer güzelini düşündü. Siyah düz uzun saçlarının arasından kocaman halka küpeleri sarı sarı parlıyordu. Taba renkli trençkot ve siyah yüksek topuklu ayakkabıları vadı. Kipling marka siyah çantasını kotuğunun altına sıkıştırmış vapurun camından dışarı bakıyordu. Çaycı her ikisine de çay bıraktığında vapur henüz hareket etmişti. Denizin köpürtüsü ile çay kaşıklarının şıngırtısı birbirine karışırken, kızın, camın yansıyan kısmından ona baktığını görünce neredeyse son aldığı yudumu ağzından püskürtecekti. Tamamiyle tesadüf olduğunu düşündüğü için bakışlarını başka yöne doğru değiştirip biraz zaman geçmesini bekelemiş, sonra tekrar cama doğru bakınca kızın istifini bozmadan ona bakmayı sürdürdüğünü farketmişti hatta bu sefer minik bir gülümseme boğazının düğümlenmesine neden olmuştu. Bunca yıllık vapur seyahatlerinde bu ilk kez başına geliyordu. Her boğaz geçişinde çay içer, ne zaman güzel bir kızla göz teması sağlasa içtiği çayın bardağını çaktırmadan yanına alır, bu tesadüfi karşılaşmanın astro gücünü canlandırmak ve kızla yeniden karşılaşmak için bir hafta boyunca her fırsatta bardağı avucunda tutarak o anı düşünrdü. Bir haftanın içinde bu karşılaşmanın tekrarlanmasını bekler ama karşılaşma gerçekleşmez ise bardağı ahşap bir altlığın üzerinde cam kapaklı dolabın içine diğer bardakların yanına yerleştirirdi. Aslında ikinci karşılaşma bugüne kadar hiç gerçekleşmemişti. Ama bu kez kızla tekrar karşılaşacağından çok emindi, en azından ümidi daha fazlaydı, kız ona gülümsemişti çünkü.

Sonraki hafta evrendeki pozitif güçleri harekete geçirmek için her fırsatta bardağı avuçlarına almış hatta normalden daha fazla zaman yaratmak için spora bile gitmeden evin yolunu tutmuştu. Ancak sonuç yine hüsrandı ve işte biraz önce son etkileşmeye ait bardak, dolabın içindeki ebedi yerini almıştı. Hafta boyunca gözlerini kapattığında beliren yegane kare vapurdan inerken esmer kızın saçlarını savurarak son bir geriye dönüşü ve yüzüne dökülen perçeminin arasından ona bakışıydı.

Çalan cep telefonunun sesi derin düşüncelerden gerçek hayata geçişini kolaylaştırırken güneş ışımaları da boğazı terk ediyordu. “Geliyorum geliyorum” diye söylenerek telefonu açtı.

“Abi aşağıdayız”

Hay aksi bu gece Kumkapı’da arkadaşlarıyla kafa çekmeye gideceğini untmuştu. Alelacele giyinip aşağıya indi. Kendisini bekleyen otomobilin arka kapısı kapanırken arkadaşları hep bir ağız olup söylenmeye başlamışlardı “ abi bu sefer anı olarak tabak almayacaksın değil mi? garsondan az daha paparayı yiyorduk ya”

Yüzünde bir gülümseme belirdi, gerçekten de geçen ayki buluşmalarında yan masadaki kızıl, bomba gibi birşeydi. “Kozmik güçler ne derse o olur” diye cevap verdi, tabak dolabında hala yer var diye düşünürken aklı vapurda gördüğü esmer güzeldeydi.

Erim Cebeci

Konu ile ilgili yorum yapmak ve yorumların tamamına ulaşmak için tıklayınız