Kozmik buluşma üçüncü bölüm


| 05 Temmuz 2009 | 0 yorum | 2960 gosterim
pasta

Normal zamanda olsa kızın yanına gider kozmik güçlerin etkisinden, kaderin çizdiği yollardaki kesişmelerden bahsederdi ama bu hiç de normal bir durum değildi.

Öncelikle aynı mekanda olmakla birlikte farklı iki grup vardı, kendi arkadaşları ve kızın arkadaşları, kaldı ki kızın bir sevgilisi vardı ve en berbatı kavga ediyorlardı. Kızın yaş günü olması bir avantaj sayılırdı. Yaş gününü kutlayıp tanışmak için fırsat yaratmaya çalışabilirdi, ama bu fikrinden hemen vaz geçti ne diyecekti ki “ yan masadan yaşgününüzü kutlamak için gönderdiler” mi diyecekti, hızla aklından geçirdiği diğer seçenekler arasından “ sizi bir yerlerden tanıyorum” en masumu ve en az dikkat çekeni olabilirdi, evet kararını vermişti ve uygulamak için masaya doğru yaklaşırken beklenmedik bir şey oldu. Kız garsonun elinden aldığı pastayı kendisini tutmak için uğraşan erkeğin yüzüne doğru fırlattı, erkek ani bir refleksle yana kaçarken pasta yüzünün bir kısmına sürünmüştü ama esaslı bir kısmı arkalarında diğer masadaki kırmızı elbiseli kızın kafasına düşmüştü. Kırmızılı kız bukleli saçından aşağı akan pastayı çekiştirirken ağlamaya başladı. Yanındaki çam yarması üç arkadaşı bir an bile duraksamadan kalkıp arkalarındaki erkeğe giriştiler, masanın etrafında gördükleri tüm erkeklere yumruklarını indiriyorlardı. Diğer masa toprlanmakta biraz gecikse de karşılık vermeye başlamıştı. Bu arada kızlar feryat figan bağrıp duruyor erkekleri ayırmaya çaışıyordu. Havada uçuşan bir sandalye bir başka masanın üzerine düşünce karmaşa daha da büyüdü. Restoranın yarısı ayaklanmış birbirlerini itmeye yumruklarını sallamaya başlamıştı, birçok yerden şangırtı sesleri geliyordu. Garsonların ayırma çabaları yeterli gelmeyince onlar da sille tokat müşterilere girdiler. Çalgıcılar müziği kesmek yerine kıvrak ve coşturucu trakya havaları çalmaya başlamıştı. Bu kargaşa içerisinde siyah saçlı kız aralardan sıyrılıp çantasını kapmış kafası önde hızla kapıya doğru yönelmişti. Aralarındaki mesafe giderek azalmış neredeyse burun buruna geldiklerinde kafasını kaldırıp ona bakmıştı. Kızın yüzünde oluşan anlık hayret ifadesi sonrasında küçük bir gülümseme oluştu “sen” dedi, sesi duru ve otoriterdi “ çay bardağını aşıran adam” Doğrusu bardağı aldığını kimsenin görmediğini sanıyordu, demek ki siyahlı kız farketmişti. Yüzü, küçük hırsızlığının ortaya çıkmış olması nedeniyle kızarmıştı, “ben” dedi durdu ikinci kelime “sen” diye çıktı ağzından, beyni çalışmıyordu bir hafta boyunca bu anı kafasında çalışmış, tekrar karşılaştıklarında neler diyeceğinin binbir türlü versiyonunu yüzlerce defa aklından geçirmişti, işte şimdi beklenen an gelmiş ama konuşma senaryolarından hiç biri aklına gelememişti, aşırılan bardak diyaloğunu hiç düşünmemişti, nereden bilecekti ki, kız son bakışıyla onu yakalamıştı demek. “O” dedi kız birden, anlamsız ve şaşkın suratla kıza bakıyordu kız devam etti ” “ben”, “sen” ve O” birinci tekil şahısları tamamladık, ancak diğerlerine vakit yok” Gerçekten de vakit yoktu kavga onların bulundukları tarafa doğru yaklaşmaya başlamıştı, bir yandan da arkadaşları çağırıyordu, en son “abi fırsat varken çıkalım hem dayak yiyeceğiz hem de üstüne para vereceğiz, gel hadi” dediklerini duymuştu. Siyahlı kız sola doğru hareketlenip kapıya yönelirken başını savurup saçlarını geriye doğru attı, tam yanından geçerken umut dolu ama o denli de gizemli bir cümle söyledi “aynı vapur hattı, altıyüzonüç”

Erim Cebeci

Konu ile ilgili yorum yapmak ve yorumların tamamına ulaşmak için tıklayınız