kozmik buluşma (4. bölüm)


| 03 Eylül 2009 | 2 yorum | 2702 gosterim

“La havle vela kuvvete” Bilmem kaçıncı dosya kağıdını buruşturup atarken ağzından dökülmüştü kelimeler. Sabır ama nereye kadar.

Dün akşamki karmaşadan son saniyede kurtuldukları için çok şanslıydılar. Balıkçıdan çıktıkları anda polis kavgaya müdehale etmiş içeride kim var kim yok karakola götürmeye başlamıştı.

Siyahlı kızı görmenin heyecanı onu sabahın köründe ayağa dikmişti. Doğan güneş boğazın öbür yakasını yavaşça yalarken “horoz olsam ötmek için ne güzel bir an” diye düşündü. Bisiklet turunu tamamladıktan sonra boğaz manzarası seyretme kısmını boş verip eve erken dönmüştü; siyahlı kızın son söylediklerini yorumlamaya çalışıyordu.

“aynı vapur hattı, altıyüzonüç”

İnternetten vapur hatlarının ve saatlerinin dökümünü bulup yazıcıdan çıkartmıştı, vapur sefer numaraları, seferlerin tarihi, vapurların ismi. Altıyüzonüç ile sefer numaraları arasında bağlantı kurmak için 3 sayfa dolusu çalışma yapmış ancak sonuca ulaşamamıştı. Sonra vapur isimlerinin numerik halleri üzerine tez yazacak kadar çalışmış ancak bu yolun çıkmaz sokak olduğunu anladığında beş sayfa dolusu hesaplama boşa gitmişti. Sonra kızı düşünmeye başladı.

“Zeki bir kız, beni hatırladı, ilgi duyduğu kesin yoksa bana zor da olsa irtibat kurabileceğim bir yol göstermezdi ama neden bu kadar zor? Mutlaka aynı zeka düzeyindemiyiz onu anlamaya çalışıyor yoksa neden zorlasın ki beni? Öyleyse bir an önce çözmeliyim söylediklerini yoksa her geçen zaman beni ondan uzaklaştıracak. Çok zor bir soruysa ve ben çözemezsem ona ulaşamam, oysa temelde benim onu bulmamı istiyor, ama bu o kadar da kolay olmamalı ki biraz gizem biraz zorluk onu değerli kılsın, bu gözle bakarsam soru zor görünse de aslında cevabı basit, yani daha basit düşünmeliyim, ben onun yerinde olsam ne yapardım, direkt telefon numaramı verirdim, ooofffff, deli olucam, peki şimdi baştan başlayalım “aynı vapur hattı” yani sirkeci-üsküdar arası vapurlar, bu kesin, gelelim “altıyüzonüç” e sayıları ayırırsam altı, bir ve üç, ya da altı ve onüç, Trabzon’da buluşmamızı istemiyorsa altmışbirin bir anlamı yok gibi o zaman ilk ve ikinci kombinasyonu düşünürsek, evet evet beşinci ayın sonundayız ve önümüzdeki ay altıncı ay, bu durumda ya birinci haftanın üçüncü günü ya da altıncı ayın onüçüncü günü çıkıyor”

Yaşasın diye havaya fırladığında neredeyse başı tavana değecekti. Öğlen olmak üzereydi ve şimdi mutluydu. En azında ümidi vardı ve bu hiç yoktan daha iyiydi. Üçüncü ya da dördüncü ihtimaller üzerinde düşünmek istemiyordu, en zoru gerçekleşmiş siyahlı kızla tekrar karşılaşmıştı. Şartların daha iyi olmasını çok isterdi, kavga ettiği sevgilisi, doğumgünü pastası, çıkan karmaşa ve onunla tam çıkarken ki karşılaşması. İnanılması çok zordu ama işte kozmik güçler bu sefer onun yanında olmuştu. Kalktı ve cam kapaklı dolaba yürüdü, kapağı açıp çay bardağını eline aldı evin içinde dolaşmaya başladı, bardak sanki hala vapurda ilk aldığı ılıklıktaydı. Sımsıkı tutup gözlerini kapadı ve kızı düşünmeye başladı. Sıcaklık biraz daha artmıştı, aldırmadı, kızın vapurdan son inerken ki bakışını düşündü, perçemini, sonra balıkçıdaki küçük gülümseme, sıcaklık tüm vücuduna yayıldı, artık terlemeye başlamıştı, damla damla terler sırtından aşağıya doğru iniyordu, bir de koku. Koku mu? Gözlerini açtı “Aman Tanrım omlet”

Kombinasyonlar üzerinde çalışırken karnı acıkmış, gide gele mutfakta kahvaltılıkları hazırlamış en son canı omlet çekmişti. “Soru zor gibi görünse de cevabı basit olmalı” tezi için salona gittiğinde omleti tamamiyle unutmuş, cevabı bulmanın sarhoşluğuyla da elde çaybardağı dolaşmaya başlamıştı. En son durduğu yer mutfağın yanı başıydı ve gözleri kapalıyken gerçekten de hiçbirşeyi fark edememişti. Tava tamamiyle alev alıp kavrulmuş omlet kömüre dönüşürken ocağa doğru hamle yaptı. Cazur cuzur her tarafa yağlı omlet parçaları uçuşuyordu. Elini uzattığında kocaman bir parça koluna kondu. Can havliyle öbür eliyle sürahideki suya uzanırken çaybardağını tutan eli açıldı ve bardak gözlerinin önünde kare kare yere düştü. Çarpma anı hala zehnindeydi. Cam bardağın parçalarını toplayıp bir kaseye koydu, gözyaşlarını tutamıyordu. Tüm parçaları toplamıştı, bardak hala onunlaydı, tek fark, bir arada durmuyordu. Kozmik güçlerin onun bu halini görmemesini dileyerek tezinin doğruluğunu kanıtlayacağı günleri beklemeye başladı.

Forumdan Yorumlar (2)

  1. erimce 18 Ekim 2010

    güzel yorumlara teşekkür, aslında son bir bölüm kaldı, finali enteresan, herşey aklımda ama bir türlü yazamadım yakında.........

  2. pasificici 12 Ekim 2010

    çok gizemli..uzuuun...sizin gibi duyarlı duygusal erkekler oldugu ıcın sanslımıyız???yontulmamışlar cogunlukta ama..bence kadınlarla ılıskılerınızde zıhnınızden gecenlerı daha detaylı anlatın..bıze faydası olur..neyı nıye yaptıgınız davranıslarınızın analızı fılan..

Konu ile ilgili yorum yapmak ve yorumların tamamına ulaşmak için tıklayınız