kozmik buluşma 2. bölüm


| 10 Haziran 2009 | 0 yorum | 3321 gosterim
kozmikbulusma2_k

Meydandaki balıkçıların hepsi aynı kalitede olduğundan en az bahşişle en iyi hizmeti veren garsonun olduğu restoran ilk tercihleri olmuştu. Mezeleri biraz daha bol, çalgıcısı az, sohbet edecek kıvamda sessizliği olan pembe boyalı bir balıkçıydı son aylarda geldikleri.


Otuz ya da kırkbeşte bir kere toplanıp eski günlerden, iş, evlilik, siyaset ve spordan konuşup dertleşirlerdi arkadaşlarıyla. Kimisi yazlıktan, kimisi eski iş yeri arkadaşları bazısı da kursdan tanıdıklarıydı. Ortak özellikleri ise hepsinin sadece onu tanımasıydı. Ama yıllar içinde muhtelif toplantılarda yanyana gelmiş zamanla birbirleriyle kaynaşmış ve hepsi arkadaş olmuşlardı.

Bu gece arkası kapıya dönük bir sandalye kalmıştı ona. Biraz canı sıkılmış ama belli etmemişti. Masa duvarın kenarında olunca arkası kapıya dönük olanların görebildiği en iyi şey arkadaşlarının yüzü dışında ağların arasına yerleştirilmiş kuru yengeç kabukları ile deniz yıldızlarından başka birşey olamıyordu. Rezervasyonu Mehmetali yapmıştı ve bu gibi ayrıntıları asla düşünmezdi. Oysa geçen ay yeri O ayırtmış ve ortada olmanın avantajıyla hem kendine hem de arkadaşlarına sağlı sollu masalardaki muhabbetlere ortak olma fırsatı yaratmıştı. Şimdi onunla dalga geçiyor olsalar da kızıl saçlı bombayla tanışabilmiş ama tesadüfi tanışmaların sağlıklı bir arkadaşlığa dönüşmesi için aynı tesadüfün tekrar etmesi gerektiğine inandığından kızın ne telefonunu ne de e-mail adresini istemişti. Aldığı tek şey kızın yediği irmik tatlısının tabağıydı. Giderken garson tabağı fark edince ortalık biraz gerilmiş ama bırakılan bahşiş durumu idare eder hale getirmişti.

Akşam ilerleyen saatlerde balıkçı tamamiyle dolmuş ilk dubleden sonra kuru yengeçlerle deniz yıldızları göze hoş gelmeye başlamıştı. Bir punduna getirip Necdet ile yer değiştirmiş duvar manzarasından kurtularak masaların olduğu tarafa bakar hale gelmişti. Çevreye göz gezdirirken çarprazda, iki üç masa ileride eğlenen kızlı erkekli bir grup dikkatini çekti. Kızlar ayağa kalkmış hatta sandalyeye çıkmışlar klarnetçinin kıvrak nameleriyle dans ediyorlardı. Erkeklerin de bir kısmı ayakta diğerleri ise otururken oynayıp tempo tutyorlardı. Tüm bu tablo içerisinde dikkati asıl çeken şey sandalyede arkası dönük oturan kızla ayaktaki bir erkeğin hararetli diyaloğu idi. Aslında kız genelde masum davranışlar sergilerken dönem dönem kafasını kaldırıp erkeğe bir iki kelime söylüyor bunun üzerine erkeğin sakin tavrı değişip ellerini kollarını açıp tepinircesine hareketlerde bulunuyordu. Daha sonra yine kıza birşeyler söylüyor yüzünde bir gülümseme belirmek üzereyken, aynı kısır döngü tekrarlıyor kızın birkaç kelimesi erkeği tepinme sınırına getiriyordu. Tipik bir arkadaşlık sorununun eğlenmeye gelinen mekanda su üzerine çıkması diye düşündü. Tam başka bir masaya odaklanmak üzereydi ki kız saçlarını savurup düzeltirken kocaman sarı halka küpeleri dikkatini çekti. Loş ortamda bile olsa bu görüntü ile bir hafta önceki vapur seyahatinde rastladığı kızın saç savurma görüntüsü arasında benzerlik kurmaktan kendini alamamıştı. Transa geçmiş bir halde sandalyesindan kalkıp kızın yüzünü daha iyi görebileceği bir açıya doğru hareket etti. Kalbi “küt küt” atmaya başlamıştı. Bu sırada bilinen fasıl müziği makam değişikliğiyle “iyi ki doğdun” şarkısını çalmaya başlamış garson elindeki pastayla kızın olduğu masaya yanaşmıştı. O sırada kız da ayağa kalkmış kendine sarılmak isteyen erkeği kollarından tutarak itmeye çalışıyordu. Pasta, kavga eden çifte yaklaştığında mum ışığı önce kızın düz siyah saçlarını sonrada aynen vapurda camdan yansıdığı şekliyle biçimli dudaklarını aydınlattı.

Arkadaşlarının şaşkın bakışları arasında “Bu O, bu O, Tanrım inanamıyorum” diye bağırdı, ağzından dökülen ilk kelimelerle birlikte eli ayağına dolanmaya başlamıştı.

Erim Cebeci

Konu ile ilgili yorum yapmak ve yorumların tamamına ulaşmak için tıklayınız