Kadehimde zehir olsan


| 20 Temmuz 2005 | 0 yorum | 5392 gosterim

Sevdiğimiz birini bir başkasıyla paylaşırmıyız? Aşkımızı bir başkasına sunarmıyız?


Bazen takılıyorum işte bazı sözcüklere hayattaki, aslında olma olasılığı çok düşük, ama kimi zaman kimilerinin gerçekten olabileceğini düşünebildiği sözcükler, sözcük katarları bunlar. İşte onlardan yine biri karşıma çıktı arabamla yollarda dolaşırken radyoda dinlediğim şarkının içinden.

“Kadehinde zehir olsa, ben içerim bana getir” Niye? Niye getiriyorum sana kadehimdeki zehiri? Belki intahar edeceğim, çok sıktın beni senden kurtulmak istiyorum, bir de intaharıma mı karışacaksın? Daha önce neyimi içtin? Seninle suyumu paylaşmadım, kola zaten içmem, hadi sosyal içici diyelim yeni moda deyimiyle yani arkadaşlarla yan yana geldiğimizde yemek arasında, sırasında, içki içen cinsinden. Ya arkadaşlarla çok sık yan yana geliyorsak? Neyse konumuz bu değil, nerede kalmıştık? Evet sosyal içiciyim dedim de zaten paylaşacak kadar da çok koymuyorlar ki. Ya da, anlaşıldı, bana çok aşıksın, hatta ölecek kadar seviyorsun beni, peki kadehi içtin ve diyelimki öldün sen ölünce kime ne fayda ? Belki seviyorum ben de seni, belki sevmesem de sevebilme olasılığım olamaz mı yani Yılmaz Erdoğan’ın dediği gibi. Ölüm seni benden, beni de senden uzak bırakmaz mı?

Sevebilme olasılığı deyince yıllar önce okuduğum bir hikaye geldi aklıma. Fakir bir genç, sultanın kızına aşık olmuştur, prenses de buna cevap verir. Akşamları duvardan atlayıp saraya giren genç ile prenses, sarayın bahçesindeki havuzun kenarında egzotik ağaçların insan ruhunu okşayan kokuları arasında sonu olmayan ilişkilerini sürdürürken, sultan bunu fark eder bir şekilde ve genç adam yakalanır, sonu ölümdür bu tutsaklığın ancak ülke yasaları gereği ölüm tutsağına bir şans verilmektedir. Geniş bir alanda iki kapı vardır. Bu kapılardan birinin arkasında bir kaplan, diğer kapının arkasında ise genç bir kız. İdam mahkumu kapılardan birini seçecektir. Seçilen kapıdan kaplan çıkarsa, kaçınılmaz son, genç kız çıkarsa mahkum, kızla evlenmek zorundadır. Beklenen gün gelmiştir. Tüm kent toplanmıştır alanda. Sultan ve kızı da oradadır. Genç erkek son kez sevdiğine bakar, göz göze gelirler, aşkına son bakıştır bu belkide, ölüm tutsağı, tam, bir kapıyı seçecekken prenses boynundaki eşarbını çözerek kapılardan birini işaret eder. Hangi kapıyı işaret etmiştir?

Kendi kendime şu soruyu sordum “Eğer benim bir şansım olsaydı, ya da sevdiğim insanın, ikimizin, ona o şansı verirmiydim? Yani arkasında kızın olduğu kapıyı işaret edip bir şekilde beraber olabilme olasılığını sürdürürmüydüm yoksa onu bir başkasıyla paylaşmak yerine ölümünü tercih edip kaplana mı teslim ederdim. Sanırım yaşamımda da olduğu gibi bir olasılık varsa sonuna kadar gitmeyi yeğlerdim, Yani kızın olduğu kapıyı işaret ederdim. Daima bir ümit vardır diyerek.

Ancak sevdiğimiz birini bir başkasıyla paylaşırmıyız? Aşkımızı bir başkasına sunarmıyız birleşme olasılığımız olsa bile? Bu olasılık ne kadar sonra gerçekleşecektir, kim bilebilir ki? O halde aşkımızı kalbimize gömüp sevdiğimizimizin ölümünü mü isteyelim. Kaplanın kapısını mı işaret edelim?

“Kadehinde zehir olsa, ben içerim bana getir” Şimdi niye benim kadehimi istiyorsun? Yoksa amacın kadehi alıp atarak onu “bin parçaya” mı bölmek “bir ihtimal daha var” diyerek. Yok, şarkıların sözcük katarlarına bakarsak bu ihtimalin de sonu ölüm, oysa ölüm bir çare olmamalı hiç birimiz için.

Erim CEBECİ

Konu ile ilgili yorum yapmak ve yorumların tamamına ulaşmak için tıklayınız