İhanet Çemberi


| 03 Ekim 2006 | 0 yorum | 4072 gosterim

Vücudundaki morlukları, kıskançlık nedeniyle çöpe atılmış anıları, yaşadığı gizli ilişkiden yorulmuş, bitkin ve moralsiz kapımı çaldı “Lütfen yardım et”


Benim aynaya bakacak yüzüm vardı da, ya onun?

Yazmadığım ama oynadıkça yazılan bir film senaryosu bu sanki. Baş rolde miyim? yoksa figüran mıyım?, bilemiyorum. Daha doğrusu bilemiyordum. Karşılıklı yazılan son maillerle film koptu. Artık huzurum var. Siyah beyaz filmin renkli simalarından olma zorunluluğum bitti. Bana ait rollerin peşindeyim artık, neme gerek esas oğlanı oynamak.

Bazen mecbur kalırsın rol kesmeye bazen de seni şartlar zorlar, ya da sevgidendir bu, aşıksındır yaparsın karşılıksız. İşte ben bu sonuncusuyum aşık olan ve karşılıksız veren, yani enayi. Alnımda yazmıyor ama bunu bana kaç kez hissettirdi kim bilir. Akıl mı ön planda, kalp mi aklı hiçe sayar? iki düşman kardeşin düellosu gibidir bu durum.

Tüm görüşme çağrılarıma olumsuz yanıt almış ve bir yılda sadece dört kez görüşebilmişken bir yardım çığlığı alırsın “kurtar beni lütfen başım belada”. Ahhh, o kalp var ya, taaa derinlerde ona ayırdığın köşede pervasızca yeşermeyi bekleyen tohumları anında eker aşk toprağına yeniden. Fotosentezin ışınlarını “bu sefer benimle birlikte olur mu acaba?” soru cümlesi oluştururken, daha topraktan yeni yeni fışkırmaya çalışan sevginin meyvesi aşk, gözünü kör etmeye başlamıştır bile.

“Gel, kim olursan ol, ne olursan ol yine gel” Mevlana misali gel, nasıl bir ilişki yaşadığını boş ver, gel, seni kimse yargılamıyor, seni olduğun gibi kabul ediyorum, gel. Ve geldi, vücudunda morlukları, kıskançlık nedeniyle çöpe atılmış anıları, sinemaya, tiyatroya, arkadaşlarını görmeye, eğlenmeye aç, yaşadığı gizli ilişkiden yorulmuş, bitkin ve moralsiz. “Lütfen yardım et”

İşte o an başladı rolümü bilmeden oynadığım filmim, ilk rol esas oğlan olmak, sonuncu rol ise figüranlıktan da beterdi. “Oynamak istemiyorum” diyemedim, “ihanete uğramış arkadaş rolünü oynamak istemiyorum” Ama senaryoyu ben yazmamıştım ki neye itiraz edecektim.

Terk edilen evli ve iki çocuklu sevgilinin ipe sapa gelmez mesaj bombardımanına uğradıktan, sevgilinin eşyalarını kapının önüne koyduktan, karakola gidip şikayet edip, ağır ceza suçlamasından son anda vaz geçip eski sevgiliye son bir şans verdikten sonra, esas oğlan olarak rolümün bittiğini nereden bilebilirdim. Aslında yardım çığlığının kavga eden iki sevgilinin iç çatışması olduğunu nereden bilebilirdim. Bir Pazar günü şeytanın beni dürtüp evine gittiğim arkadaşımın, eski sevgilisiyle yatağı paylaştığını göreceğimi nerden bilebilirdim. Tam da bana bir gün önce ”yatağımın etrafında hiçbir erkek istemiyorum bir süre” dediğinden yirmidört saat geçmemişken.

İşte, figüranlıktan da beter bir ihanet rolü, size demiştim ben o enayilerdenim diye. Son mail birkaç gün önce geldi,

“seninle görüşemem, bana iyi gelmiyorsun”

Oysa balık tutma, alışverişe gitme ve araba kullanma planları yapmıştık daha bir hafta önce. Sanki iki sevgilinin ayrılmasına sebep benmişim gibi, ya da döven, anıları çöpe atan, sosyal statüsünü engelleyen benmişim gibi, neden itelendiğimi bir bilsem. Nasıl bir sarmaldır bu bir türlü içinden çıkılamayan, yaaaa ben mi çok safım bir anlayabilsem. İnsanın isyan edesi geliyor, ne bu kardeşim, enayi rolüyle sonlanmayan esas oğlan rolü hiç oynayamayacak mıyım ben bu hayatta?

Konu ile ilgili yorum yapmak ve yorumların tamamına ulaşmak için tıklayınız