Geyik Muhabbeti


| 27 Eylül 2005 | 0 yorum | 11890 gosterim

Birbirinden habersiz 4 kız aynı kuaföre gidiyorlardı ve bu ancak bu gece belli olmuştu.


Geyik muhabbetini çok severiz. Sahi geyik mi? Geğik mi? Herneyse sanırım geyik, Türk Dil Kılavuzu’na bir ara bakarım. Hepimiz çok severiz bu muhabbeti. Gün, hatta saat ve saniyeleri da sayarsak, bu muhabbetin yapılmadığı an yok gibidir. Geyik muhabbeti yarışması yapılsa sanırım bizi, geyiklerin orijinal muhabbeti de dahil kimse geçemeyecektir.

“Bugün ne yedin?” “ot, ya sen?” “ben de”, “nasıldı yediğin ot?” “taze ve yeşil renkte, ya senin ki?” “aaa, benim ki de öyle, ama şu karşı dağdakilerin yedikleri daha doyurucuymuş” “sahimi söylüyorsun, yuh olsun valla, nerde bizim sürü başı’nda bizi karşı dağa götürecek cesaret, ben sürü başı olacağım da bak gör nasıl götürüyorum sürüyü karşıki dağın otlaklarına” “haklısın kardeş, atıcaksın iki boynuz bak nasıl yola geliyorlar, çekilmez oldu bu hayat, hadi otlayalım” “otlayalım”, “kardeş, sahi bu gün ne yedin” “ot, ya sen?”

Evet, süre gelen bu orjinal geyik muhabbeti, Kanada’nın balta girmemiş tunduralarında kayda alınmış olup binbir güçlükle ele geçirilmiştir. Ben bu orjinal kayıtları tercüme edebilmek için neler çektiğimi, geyikler arasında ne kadar vakit geçirdiğimi, kaç kere boynuzlandığımı anlatmak istemiyorum. Ama son boynuzlanmamı anlatmadan geçemeyeceğim. Tabiki bir geyik değildi, yanıldınız şimdi. Bir kadındı beni boynuzlayan. Gene yanlış anladınız hayır öyle bir boynuzlama değil bu, ama bana göre boynuzlanma sayılırdı. Aslında gazeteye ilan verecektim, “geçen bayram ailesiyle birlikte tatilini geçirmek üzere İstanbul’dan Isparta’ya giden ve birdaha kendisiden haber alınamayan kısa saçlı, vs. vs…..” Neyse ki bana Atina’dan mesaj atma nezaketini gösterdi de “burdayım, senin için de sirtaki yapıyorum” diye , ilan masrafından kurtardım. Bir de ilan vermiş olsaydım “hayatım seni özledim evine dön bak, daha birlikte kafa çektiğimiz koltuğumuz bile soğumadı” diye, hepten zarar yazıcaktık. Sonra ben zaten sirtaki biliyorum, yaparsam kendi sirtaki’mi kendim yaparım, benim için sirtaki yapmaya Atina’ya gitmenin ne alemi var? Hoş bir gün önce rüyamda bir geyik görmüştüm, altından boynuzları vardı, kocaman bir yalağın önünde su içerken kafasını kaldırıp “ne” dedi, “hiiiiç bakıyorum” diye cevap verdim, o hafif geviş getirir gibi alt çenesini oynatarak yine “ne” dedi, sonu denizde biten bir yar ve yarda son bulan bir patikanın kenarında kafamda ponponlu bir takkeyle bisiklete biner buldum kendimi birden, geyiğin kulağına doğru uzanıp “bu yol mu?” dedim, o bana yine “ne” diye cevap verdi hızla yarın sonuna yaklaşıp denize doğru uçarken, yatakta, ter içerisinde ve sol ayağımla bisiklet çevirme hareketi yaparken uyandım. Hayırdır, deniz devlettir de geyik ve ponponlu takkeyi çözememiştim, kokusu ertesi günü geldi Atina’dan. Devlet Yunanistan, ponpon, efsun askerinin ayağındaki ponpon, “ne” Yunanca “evet” demek ki ben geyik soru soruyor diye algılamıştım, bisiklete binmeyi sirtaki olarak yorumlarsak boynuz yine bana kaldı demektir.

Benim katıldığım geyik muhabbetleri, geyiklerin gerçek muhabbetinden daha sıkıcıdır. Ağdalı ağdalı bir vatan kurtarma operasyonu muhabbetlerin baş köşesindeki konulardandır. Genelde günümüzün sorunlarıyla başlar, kurtuluş savaşı ve Osmanlı’nın karanlık dönemi ile devam eder. Biraz şanslı isem Kanuni ve Selim dönemini atlayıp Fatih’in İstanbulu fethine doğru geriye sarmaya devam ederiz tarihi. Osman Gazi ile Malazgirt zaferi arasındaki ilişki atalarımızın Orta Asya’yı terk edişimize kadar gider. “peki Asena çıkışı bulamasaydı” sorusunu sorduğumda muhabbetin karakolda bitmesi için birinci dereceden suç işlemişim demektir. Bir Türk’ün dünyaya bedel olduğu binlerce kez ispatlanmıştır bu arada.

Erkek erkeğe yaptığım geyiklerin başında 22 adet, zengin, şortlu adamın içi hava dolu bir küre peşinden koşmaları üzerine teoriler üretmek vardır. İngilizce’den tercümesi “ayak topu” olan bu spor dalı muhabbetleri de, muhabbete katılanların tuttuğu takımların çeşitliliği ile direkt orantılı olarak bir renk karmaşası içinde geçer. Parayı kazanan, harcayan ve havasını atan ben olmadığım halde bunları yapanlar adına konuştuğum yegane muhabbet budur. Zenginin parası fakirin çenesini yorar misali yorulduğumda da, önce askerlik sonra da kız arkadaş muhabbetine girerim ki, hep en güçlü ve en çapkın ben’imdir.

Geçen gün katıldığım bir geyik muhabbeti ise muhabbetler arasında bir numarayı alacak türdendi. Bana sadece kafa sallayarak onaylamak düştü. Gerçi muhabeti yapanlar arsında değildim, aslında beraberdim ama masadaki muhabbet birden kız kıza bir muhabbete dönüştü. Ben ihmal edilmiş hatta varlığım inkar edilerek yok sayılmış bir şekilde süklüm püklüm masanın bir ucunda tünemişken, hararetli bir kuaför muhabbeti başladı. Önce iki arkadaşım konuşuyordu, dialog birden üçledi ve birden dörtledi, müthiş bir çekim gücü masanın her noktasından kızları kendine çekti. Birbirinden habersiz 4 kız aynı kuaföre gidiyorlardı ve bu ancak bu gece belli olmuştu. Kızlar kendi aralarında and içerek bir sonraki buluşmayı kuaförde yapmaya karar vediler. Ne yazık ki bu toplantıda bana yer yoktu. İçlerinden kestane saçlı ve o kuaföre gitmeyen zeki bir tanesi birden taktik bir gişimde bulundu ve konuyu alışverişlerdeki indirimlere getirdi. İnanılmaz bir tesadüf ki bir başka dörtlü geçen Cumartesi aynı mağazada ama farklı zamanlarda oradaydılar. Tahmin edin ne oldu, bir sonraki indirim dönemi o mağazada aynı saatte buluşulacak ve alışveriş yapılacaktı. Makyaj malzemeleri, çanta ve ayakkabı gibi önemsiz yan konularda da güç ve zamanlama birliğini oluşturduktan sonra hep birlikte dağıldılar. Bizim muhabbet kızsal mazeretlere kurban gidivermişti birden. Halbuki yurdumuzu kurtaracak, hükümetleri devirip yeniden kuracak biraz ondan biraz şundan konuşup geyik muhabbeti yapacaktık olmadı, olamadı ama sorun değil yine olacak, yine yapacağız bu mahhabeti, birgün, bir saat veya o anda.

İster geyiklerin ister bizlerin yaptığı olsun tüm muhabbetlerin yanyana gelmek için bir bahane olduğunu düşünürken ve güzelim geyik muhabbeti, içi oyulup boşaltılan cadılar bayramındaki bal kabağı gibi bana sırıtırken, ben de bir sonraki muhabbette buluşmak üzere evimin yolunu tuttum.

Erim CEBECİ

Konu ile ilgili yorum yapmak ve yorumların tamamına ulaşmak için tıklayınız