Elma Şekeri


| 19 Kasım 2005 | 0 yorum | 5533 gosterim

Kırmızı gömleğim vardı ama kotum hiç olmamıştı. Peki bu kırmızı da neyin nesiydi? Kan!


İlk hatırladığım, günün son saatlerini, ardından kovalayan dakikalara ve peşindeki saniyelere henüz kaptırmamış olduğumdu. Sol elimde uçan yeşil bir balon diğerinde elma şekeri, Etiler’in göbeğinde ne işim vardı? Kotumun bir paçası yırtılmış, boynuma sardığım atkı ayağıma dolanmak istercesine sarkmış, rüzgarla sallanıp duruyordu. Son hatırladığımı hatırlamak için kafamı iki yana salladığımda tek hissettiğim arı kovanı gibi uğuldayan başımın yerçekimine karşı direncinin gittikçe azaldığı oldu. Hafif adımlar atarak yürümeye başlamıştım ki, sol bileğimin “seksenbeş kiloluk ağırlığına artık dayanamıyacağım” isyan sinyali parça parça beynime ulaştı. Paçası yırtılmış kotumun amerikan bayrağından tek eksik yanı mavi ve kırmızının arasında beyaz rengin olmayışıydı. İstemediğim kadar yıldız ise etrafımda bilmem kaçıncı kez dönüyordu. Kırmızı mı? Kırmızı gömleğim vardı ama kotum hiç olmamıştı. Peki bu kırmızı da neyin nesiydi? Kan! Hayır gözlerimi kan bürümemişti ama paçamdaki, kandı. Henüz kırmızısı bayrak rengindeydi. Bu iyi mi? Kötü mü? İyi yanı toplar damar değildi kesilen, kanın rengi açıktı. Kötü olan pıhtılaşmamıştı, bu da kanamanın yeni olduğunu gösteriyordu. İyi de ben ne zaman yaralandım?

Uçan balonu sıkı sıkıya tutar halde elma şekerini diğer elime aktarıp ceplerimi yokladım. Cüzdanım kanatlanmış gitmişti. Benim ben olduğumun kanıtı tek bir şey yoktu yanımda. Param bile yoktu. Cebimde beş kuruşum kalmamışken kime telefon edip yardım isteyecektim ki? Ya da bir taksi. Birden karnımın müthiş bir şekilde acıktığını hissettim. Miğde özsularım fokurdaya fokurdaya yutağıma doğru çıkmaya çalışıyordu. Elma şekeri belki açlığımın geçici yatıştırıcısı olabilirdi. Balonun uçmamasına dikkat ederek jelatinini soymaya çalışırken sapından fırlayan elma şekeri yerçekimine hiç karşı koymada ayaklarımın dibine düşüverdi. Yasaklı meyveyi yakalama hamlem o kadar hızlı olmuştu ki eğilmemle miğde özsularının ekşi ve asitli tadı önce ağzıma oradadan da burnuma kadar geldi. Elma şekeri, ne zaman yağdığını hatırlamadığım yağmurdan ıslanmış caddede, bulaştığı sularda kırmızı şekerini bıraka bıraka yuvarlanıp benden uzaklaşırken, balonsuz elimle ağzımı kapamaya çalışıyordum. Öz sularımın akışını dah fazla engelleyemezken ayak bileğim de kendi ağırlığıma daha fazla dayanamadı, iki büklüm sağ yanıma doğru ağır çekim yıkılırken ağzımı kapatmaya çalıştığım elim düşüş şiddetini azaltmak için çabalıyordu. Yağmurdan serinlemiş asfalt on parçalık pazıl gibi ayrılmış hafızamın bir kaç parçasının bir araya gelmesini sağladı. İşte o an sol elimde tutuğum uçan balonun ardında sarı saçlı minik kızı görüverdim.

Annesini kaybettiğni söylediğini hatırlıyor gibiyim şimdi. Ağlamasını durdurmak için yolun karşısındaki tatlıcıdan elma şekeri aldığımı da, en son baloncuyu görmüştüm. Fıstık yeşili son uçan balonu minik kız için aldım. Sevincini uzaklardan bile hissetmek mümkündü. Sonra bana doğru hamle yaptı ama arabalar çok hızlıydı ve ben dur orada derken ona doğru koşmaya başladım. Şimdi karşımda işte. Balonu ona vermeliyim.

“al bakalım balonu”

Minik el uzanırken ben de balonu ipinden tutup ona vermeye çalıştım. Allahım bugün fizik kurallarının hepsi mi bana karşı? Elma şekeri düşüp yuvarlandı, şimdi de bu, adı üzerinde “uçan balon” ipini kaçırırsan ne olur? Uçar. Bu sefer atik davranıp balonu yakalamak için daha erken hamle yaptım ama nafile. Ne tür bir gaz var bunun içinde anlıyamıyorum bu ne hız, uçan balon değil kaçan balon mubarek. Daha hızlı daha yukarı uçarken ben de peşinden. Herkes niye bana bakıyor, hayır balona bakıyor ama ben yerde yatıyorum. Başımdaki kalablık da neyin nesi, peki ya o araba? Camı patlamış yanıbaşımda. Hay balon gibi, daha hızlı daha yukarı uçuyor, ben de peşinden. Yakalamalıyım.

Konu ile ilgili yorum yapmak ve yorumların tamamına ulaşmak için tıklayınız