Efendi


| 01 Eylül 2005 | 0 yorum | 3806 gosterim

Giydiği elbisesi, sürdüğü kokusu, ayakkabıları ve kullandığı arabası yani yaşamının her anını benimle paylaşması bana mutluluk veriyor


“Efendi’ye hizmet bizim görevimizdir”, “En iyisini bilen O’dur, kararları sorgulanamaz”. Kulaklarıma kazınan ilk sözcükler bunlardı arkadaşlarımın arasına katıldığımda. Doğrusu hizmet etmekten asla kaçınmam hatta arkadaşlarımdan daha agresif bile olabilirim zaman zaman ama kimi durumlarda isyankar tavrım sadece arkadaşlarıma karşı değil, Efendi’ye karşı dahi olabilirdi.

Üç yıl önceydi. İlk karşılaşmalardaki o hoş geldin beş gittin faslından sonra, kendimi katıldığım topluluktan farklı hissedecek bir çok özelliğimin olduğunu anladım. Son zamanlarda “Yeni Gelen” pek olmazmış, bu açıdan bakıldığında ben yeniydim, dışarıdaki gelişmeleri daha çok barındırıyordum üzerimde, yeniydim ve moda bendim, ben modaya uygun olduğum için burdaydım, en son teknolojiyi takip ediyordum ve bu özelliklerimle onlardan farklıydım, gerçi tecrübe diyeceksiniz ama kapalı bir topluma girdiğinizde ve en azından belli kriterlere göre seçilmişler arasında, tecrübenin çok da önemi yok gibi gelir bana. Zaten en azını sağlamak çalışabilmek için yeterlidir. Tecrübe, aslında Efendi ile birlikte harcanan zamanla gelişmektedir.

Zamanlama çok önemlidir bizim işimizde, senkronize çalışma, önceden bilgilendirme ve arşiv. Görev verildiği anda gece gündüz demeden, çalışma ritmimizde en ufak bir düşüş olmadan görev tamamlanıncaya kadar Efendi’nin yanında bulunmak ana felsefemizi oluşturur, çünkü Efendi çok dakiktir ve herkes onu öyle bilir. O, her baktığında bizi yanında hissetmelidir. Gerçi zaman zaman bize bakışlarından sonra Efendi’nin telaşlandığı ve heyecanlandığı çok olmuştur ama bu genelde bizim aksaklığımızdan öte Efendi’nin boşvermişliğinden kaynaklanmaktadır. Bu fikrimi söylediğimde arkadaşların hepsi küçük dillerini yutacak gibi oldu. Ama bu bir gerçek, bir isyan değil ve ben tüm suçun üzerimize kalmasını kabullenemiyorum, bu gerçek asla değişmeyecek bu arada biz görevimizi yerine getirememiş görüneceğiz ama biri Efendi’ye bunu hissettirmeli.

Telaşlı koşuşturmaların ardı ardına sıralandığı ve yine bizim suçlandığımız bir dönemde benim önderliğimde hepimiz ortaklaşa bir karar aldık ve kimimiz bir, kimimiz iki, hatta kimimiz, ben dahil, beş dakikaya varan gecikmelerle hizmetimizi sürdürmeye başladık. Bu kararın ardından birlikte gittiğimiz ilk görevde doğrusu Efendi’nin yüzünün aldığı ifadeyi asla unutamıyorum. O gün çok önemli bir gündü. Efendi kız arkadaşı ile buluşacaktı. Tam bir yıl önce tanışmış ve bir senenin sonunda tanıştığı gün, saat ve dakikada ona evlenme teklif edecekti. Aynı cafede, çok romantik. Ama tesadüf bu ya bizim eylem tam bu güne denk gelmiş, tabi beş dakikalık gecikme tüm olayın büyüsünü ortadan kaldırmaya yetmişti. Gerçi sonradan iş tatlıya bağlandı ama ben Efendi’nin hayret dolu bakışlarından oldukça tedirgin olmuştum.

Bu eylemimizden sonra bir süre Efendi ile sorunlar yaşamadık, çoğu göreve benimle çıkıyordu. Sabahları erken uçakla yolculuğa çıktığımız günler daha önemli günler, Pazarları geç kalkılan günler ise neredeyse önemsiz günler sınıfına giriyordu. Giydiği elbisesi, sürdüğü kokusu, ayakkabıları ve kullandığı arabası yani yaşamının her anını benimle paylaşması bana mutluluk veriyor, tecrübem artıyor ve yaşadıklarımı diğer görev bekleyen arkadaşlarla paylaşıyorum. Biraz bakımsız ve biraz da loş bir ortamda görev bekleyen diğer arkadaşlar ancak benden aldıkları haberlerle dış dünyaya bağlılar. “Yeni Gelen” iken kimi zaman benden daha yaşlı ve tecrübeliler de göreve çıkmıştı Efendi’yle ama Efendi son üç yılını neredeyse hep benimle geçirdi. Tedirginliğim artıyor. Ben yokken bir “Yeni Gelen” gelmiş olabilir.

İki gün önce bir eylem daha yaptım. Tam on dakikalık gecikme. Hak etmişti. Evet O, Efendi, ama benim de bir gururum var. On dakikayla bir uçağı kaçırdık. Önemsiz gibi gelen bir toplantı sanmıştım ama değilmiş. Ciddi para kaybından öte randevuya geç gitmenin olumsuz etkisi ve işi alamama Efendi’yi çılgına çevirdi. Hak etmişti. Eylem yaptığım günden bir gün önce yaz saati uygulamasına son verilmişti ama Efendi bunu hiç dikkate almadı ve karısıyla bir saatlik gecikme sonrası buluşabildi. Ve herzamanki gibi suçu bana attı. Oysa sorumlu olan oydu benim suçum yoktu. Gururum incinmişti ve ben de eylem yapmaya karar verip on dakikalık gecikmeyle göreve devam etmiştim. Ve olan oldu, çılgına dönen Efendi beni kolundan çıkarıp boğazın serin sularına fırlattı. Çok tedirginim, her an bir “Yeni Gelen” benim yerimi alabilir, ama hak etmişti. Burası karanlık ve çok soğuk. Zaman bir türlü geçmiyor. Tek arkadaşım kendi Tik-Tak’larım. Hak etmişti.

Erim Cebeci

Konu ile ilgili yorum yapmak ve yorumların tamamına ulaşmak için tıklayınız