Büyüklere masallar 3, Hansel ve Gretel


| 13 Ekim 2007 | 0 yorum | 2970 gosterim

Ormanın derinliklerindeki gölün kenarında sevgilisiyle buluşmaya devam ediyordu, ama sevgilisi yaşlanıp, eriyor, yok oluyordu


Arkasına bakmadan ne kadardır koştuğunun farkında bile değildi, ormanın içinde küçük bir açıklıkta bir an için durup dinlendi, ellerini dizlerine koyarken öne doğru eğilmişti. Hızla nefes alıp verirken karnı aşağı yukarı gidip geliyor kendini kontrol etmekte güçlük çekiyor ve gecenin sessizliğinde, hakim olamadığı sesler çıkarıyordu. Ter içinde kalmıştı. Güneşin batışını takip eden saatlerde başlayan ayazla birlikte çimlerden çıkan buhara vücudundan çıkanlar da katılıyordu. Simsiyah gökyüzünde dolunayın parlaklığı Tanrı tarafından sorgulanıyormuş gibi hissettirmişti. Ormanın içindeki küçük açıklık ayışığında olabildiğince aydınlanmışken yüksek ağaçların hakimiyetindeki yerler esen rüzgarın da yardımıyla ormanın dip köşelerinde şekilsiz gölgelere can veriyordu.

Ölümsüzlük iksirinden küçük bir şişe doldurduktan sonra hiçbir şey düşünmeden koştuğunu fark etti, “kaç” demişti ona sevgilisi “aldıktan sonra hemen kaç, seni yakalamasınlar” Çeşmeyi koruyanların peşinden geldiğini biliyordu. Bir an için nefesini tutup ormanı dinledi. Kurt ulumaları ve birkaç gece kuşu dışında kulağına ters gelen bir ses duymamıştı. Yönünü belirlemek için gökyüzüne baktı dolunayı hesaba katmamıştı, iki hafta sonra olsaydı daha kolay olacaktı diye düşünüyordu ama zamanı kalmamıştı, sevgilisi, biricik aşkı ölmek üzereydi bu onun son şansı olabilirdi.

Açık araziyi hızla geçip sık ağaçların arasına, ormana daldı. Üzerine bastıkça kırılıp gecenin sessizliğini yaran kuru dalların çatırtılarına lanetler okuyarak yardan aşağı hızla koşuyordu. “Sandala ulaşmam lazım” diye düşündü, “hem de hemen”. Nehre ulaşabilirse eğer, arkasından gelenleri atlatabilirdi. Akıntının da yardımıyla ormanın dışına çıkan geçit vermez vadileri aşabilecekti. Sonrası sakin sularda kürek çekme gücüne kalıyordu. Hesaplarına göre sabah gün ağırırken göl kenarındaki aşk yuvasında bekleyen sevgilisine zamanında ulaştırabilecekti iksiri.

Bundan tam sekiz ay önce ormanda odun keserken karşılaşmıştı aşık olduğu kadınla. Uzun yıllar önce yaptığı evliliğin son demlerini yaşarken çıkmıştı karşısına. Ağaç kesmek üzere evinden çok uzaklara, gölün kenarına geldiği bir gün, göldeki bir ışıma dikkatini çekmiş, avalancak bir hayvan mı diye düşünüp kendini gizlemeye çalışırken gölden yüzerek çıkan kadını görmüştü. Islak elbise kadının vücudunun her kıvrımını ortaya çıkarmıştı. Delici mavi gözlerini onu izleyen adama dikmiş halde ona doğru ilerliyordu. Yaklaşan kadından bakışlarını ayıramamış, büyülenmiş gibi olduğu yerde çakılıp kalmıştı. Kadın hiç tereddüt göstermeden adamın dibine kadar gelip pembe dudaklarını adamınkilerle birleştirmişti.

Başta evden ayrılışları bir günü geçmiyordu adamın, gece kamp kurduğunu söyleyip sevgilisinin göl kenarındaki kulübesinde buluşuyorlardı. Zamanla bu buluşmalar artmaya başlamıştı. Karısı ve iki çocuğunu dönem dönem ihmal ettiğini düşünse de sevgilisinin büyüsü aklını başından almıştı bir kez. Bir gün yine sevgilisyle buluştuğunda onun hastalığını ve ölümsüzlük iksirine olan ihtiyacını öğrenmişti. Sevgilisi gün geçtikçe güzelliğini kaybediyor, yaşlanıp eriyor, yok oluyordu. Eve dönemedi, içi içini yiyordu ve sonunda kararını verip iksiri almak için yola çıktı. İşte şimdi dönüş yolunda sevgilisine varmak üzereydi.

Gün ağarmış, güneş ışınları dağlardan sıyrılıp göl yüzeyinde parlamaya başlamışken uzakta kulübeyi gördü. Olanca gücüyle kürek çekip kıyıya ulaşınca kulübeye doğru koşmaya başladı. Ayrıldığından bu yana sıradışı olan tek şey bacadan çıkan yoğun duman ve iğrenç kokusuydu. Kulübenin kapısı açıktı, hızla içeri girdiğinde karşısında gözleri ağlamaktan kızarmış kızını ve oğlunu buldu.

“Hansel? Gretel? ne işiniz var burada?”

İki çocuk da babalarına olanca güçleriyle koşup sarıldılar. “Baba çok korkunçtu” dedi Gretel, “sen eve gelmeyince seni ormanda aramaya çıktık, seni bulmaya kararlıydık ve evden uzakta bu göl kenarındaki kulübeye geldik, kapıyı çaldık ama cevap veren olmadı, içeri girince senin eşyalarını gördük, o sırada yaşlı bir cadı Hansel’i kolundan yakalayıp çekiştirmeye başladı, seni öldürdüğünü, Hansel’i de öldüreceğini düşünmüştük, ben kafasına bu odunla vurdum, sonra birlikte onu şömineye yanan ateşin içine attık, senin yaşadığına o kadar çok seviniyoruz ki babacığım”

Konu ile ilgili yorum yapmak ve yorumların tamamına ulaşmak için tıklayınız