Bir Reenkarnasyon Hikayesi


| 08 Ekim 2006 | 54 yorum | 27194 gosterim

“Sürüden ayrılanı kurt kapar” Bu çok göreceli bir söz, aslında bir tercih meselesi. Sürüde kalıp koyun koyun otlamak mı? Yoksa sürüden ayrılıp, kurtlara yem olma pahasına kendi bildiğin yolda yürümek mi? Ben olasılıkları severim, daha doğrusu severdim. Hani ölürken yaşadıklarınız bir film şeridi misali gözünüzde canlanır derler ya işte o anı yaşıyorum şimdi. 


  Her anına değdi doğrusu. Sonuna ulaşamama olasılığı da vardı keşif gezisine çıkmaya karar verdiğimde ama biraz şans, biraz da şansın karesi mutlu sona ulaşmama yardım etti işte.

Arkadaşlarımla birlikte ormanda ilerliyorduk, sonbaharın sarısı hakimdi ormana. Herkes sağa sola dağılıp havalara zıplayıp duruyordu. Neşe içerisinde oraya buraya koşuşturup durduğumuz, binlerce belki de milyonlarca ağacın oluşturduğu ormanda ilerlemek, arkadaşlarınla oyun oynamak, inanılmaz bir duygu bu. Topraktaki mantarlar öbek öbek oyun alanımızın tekdüzeliğini bozmakta bize yardımcı olan tek şeydi. Dönem dönem havada beliren beyaz bir bulut nedeniyle hava kararır gibi oluyordu ve her seferinde arkadaşlarımın çoğu kayboluyordu ama ben neşem yerinde koşuşturmama kalan arkadaşlarımla devam ediyordum.

Ormanın sonunun olduğunu hiç düşünmemiştim. Karşıma çıkan sarımtırak düzlük nedense beni çok şaşırttı. Çoğu arkadaşımın aksine bu düzlük bende macera hissimin uyandığı andı. Cesaret ederek düzlüğe atladığımda beyaz bulut hızla ormanın üstünü kaplamaya başlamıştı bile. Giderek eğimi artan düzlükte ben de kayarcasına aşağı doğru süzülmeye başlamıştım. Artık uçurum misali eğimi artan düzlükten kurtuluşumun olmadığını düşünmeye başlamıştım ki bir çalılığa zor da olsa tutunabilme başarısını gösterdim. Yay şeklinde, bir adayı andıran çalılığın altında bugüne kadar gördüğüm en güzel mavilikte parıldayan bir göl vardı. Etrafı uzun kamışlarla çevrili gölün parıltıları beni çağırıyordu. Sonsuza kadar kalabilmeyi düşündüğüm gölün cazibesini çabucak atlatıp yoluma devam ettim. Kocaman iki mağaranın yan yana durduğu dik yamacın orada biraz dinlendim. Mağaralardan nemli ve ılık esintiler geliyordu. İçleri çok karanlıktı. Bir an içimi bir ürperti sardı. Yoluma devam etmeliydim. Mağaralardan uzaklaştıkça hafif yükseltileri olan sola ve sağa doğru eğimli bir araziye geliyordum. Ne sola, ne de sağa tam ortadan geçerek bu sefer sarı minik otların etrafını sardığı daha geniş ama yatay bir mağara girişinin üstüne ulaştım. Mağara girişi, dik küçük çatlakların girişe doğru uzandığı açıktan koyuya değişen pembe renge bürünmüştü. İlginç bir şekilde aşağı yukarı hareket ediyor, bir açılıp bir kapanıyordu. Mağaradan uzak durmaya çalışarak giriş kapandığı anda yoluma devam ettim. İyi ki de yapmışım, ben aşağı süzülürken beyaz bulut mağaralar bölgesine hızla yaklaşıyordu.

Giderek daralıp, sivrilen bir patikayı andıran yolun, küçük, siyah bir kaya parçasının yanından geçtikten sonra bittiğini, ancak kendimi boşlukta uçarken bulduğumda anladım. Neyse ki uçurumdan aşağı düşüşüm kısa sürdü. Geniş bir vadiye indiğimde uç noktalarında pembe birer kayalığın bulunduğu birbirlerine oldukça benzeyen iki yamacın arasındaydım. Bu sefer yamaçlardan birine doğru yönelip kayalığın tepesine ulaştım. Ufukta, uçsuz bucaksız gibi görünen bir ovanın ortasında bir krater ve devamında hayal meyal görebildiğim küçük bir koruluk vardı. Yorulmuş biraz da kilo kaybetmiş olmama rağmen yoluma devam ettim. Dikkatsizlikle düşülürse sonsuza kadar içinden çıkılamaz derinlikteki kraterin yanından geçip küçük koruluğa ulaştım. Koruluğun diplerinde, ışığın azaldığı bir yerde derin, dar bir vadi başlıyordu. Giderek sıklaşan ağaçlar arasında dolaşmaya başladım, ilerledikçe rutubet artmaya gezdiğim yer yapışkanlaşmaya başladı. Daha önce görmediğim ve benden daha ağır ilerleyen arkadaşlarla karşılaştım. Bazıları yapış yapıştı. Çoğu, vadinin karanlıklarından derinlerden geliyordu. İşte tam aradığım yer, huzur dolu ve sevecen, bana hoşgörü ve sevgiyle yaklaştılar derken o lanet olası beyaz bulutun içinde kendimi hapis olmuş olarak buldum.

Benden başka yakalanan diğer arkadaşlarım da var burada. Beyaz buluta “havlu” adını vermişler. Bir inanışa göre dış dünyadan bize benzer ama bizden daha kalabalık olanlarla bir makinenin içerisinde buluşuluyormuş. Oldukça zahmetli geçen yolculuklar sonrası biraz daha tuzlu ve daha büyük bir topluluğa karışılıyormuş. Siber dünya dedikleri bu yerden ısının da yardımıyla daha serbest dolaşılabilen, sanki uçarcasına hareket edilen, göğe yükseliş yani ultra dünyaya geçiş varmış. Bundan sonrasına inanmak biraz zor ama bir şekilde yeniden doğuş dedikleri yoğunlaşma ve bir su damlası olarak yeni hayatın başlangıcı.

Hay Allah şu havluya yakalanmadan o dar, derin, yapışkan vadiye bir kaçabilseydim.

Forumdan Yorumlar (54)

  1. gamzeea 17 Temmuz 2011

    yukarıda bir arkadaş demşki olabilir çnkü bazı şeyleri 2 kez yaşıyr gbi olyruz. arkadşm snn dedğin olay dejavu tamamen farklı bşy o; insanların dirilmeden önceki yaşadıkları anne karnında izledkleri olayları çk az görntü şeklinde yaşamasıdır ama lütfn şu reenkarnasyn olaynı büytüp insanların beynini sulandırmayın.. mutlaka o olayı yaşadk dyen kişiler kndileride olmadğnı blyordur yada akli rahatszlık.. dikkat çekmekten başka br şey dğl br müslüman olarak sureleri ve ayetleride göz önünde bulundurarak inanmyorum dyrum.. teşkkürler...

  2. gerek yok 25 Haziran 2011

    arkadaşlar biz dünya da en büyük islam ülkelerinden biriyiz lütfen böyle saçmalıklara inanmayın bir insan öldü ise ancak mahşerde dirilir aklınızı bu tür şeylerle yormayın lütfen...peygamber efendimizin hadislerini dinleyin kuranı kerimi okuyun herşey orada arkadaşlar..herşey orada açıkça var...

  3. Derya Betül 24 Haziran 2011

    Off tabiki dogr. Astral seyahatin bir değişiği.

  4. sevginur 18 Haziran 2011

    benim kardeşim önceki hayatını reearkarnasyon olarak adlandırdığımız şeyi yaşıyor

  5. on kez ölüp dirilen varmı 17 Haziran 2011

    niye biz ölüp dirilmiyoruz böyle bir saçmalık varmı neden yeniden doğanlar anne babasını çocuklarını karsını bulmuyor. birkaç kişi çocuklugunda yaşadıgı ve anlatılan olayları kendisi yaşamış gibi algılıyor büyüdügünde. çocuga anlatılan hikyeleri yada geçmişden bahsedilenleri kendisi yaşamış gibi zannediyor

Konu ile ilgili yorum yapmak ve yorumların tamamına ulaşmak için tıklayınız