Beyaz Gül Demeti


| 01 Haziran 2006 | 0 yorum | 6382 gosterim

elinde çalkaladığı rakı kadehinden bir yudum alıp “kadın kısmısına öööle çiçek miçek alıp da yumuşamanın bir alemi yoktur” dediği zamanları hatırladı


“Karışık duyguların fırtınası hiç dinmezmiş”, Bu Eskimo atasözünü hatırlamıştı yola çıkarken, son 2 yıldır kendini Eskimo’lara daha yakın hissediyordu, içindeki fırtınalar hiç dinmiyordu nedense.

Elinde beyaz güllerle kapısını çaldığında, dönülmez aşkın ufkundan geriye sadece zamanın yerinde saydığının derin izlerini hissediyordu. Yaptıkları, yapmadıkları ve belki de yapamadıkları ile yüzleşme zamanı gelmişti işte. “Kalbimin nasırlaşmış hücrelerinin bu denli etkileneceği birgünün geleceğini söyleseler inanmazdım” diye düşündü. “Belkide çok önce bunu yapmalıydım” Kapısına kadar gelmeyi hiç düşünmemişti. Elindeki çiçek demetini sol elinden sağ eline geçirirken bu gibi jestlere hiç alışık olmadığını düşünüyordu. Eline hiç yakışmıyordu bu çiçekler. Erkekler ağlamaz, erkekler üşümez, erkeklere bu ince jestler hiç yakışmaz. Rakı masalarında demlenirken arkadaşlarına attığı havalar gelmişti aklına. Sol omzunu hafifce kaldırarak elinde çalkaladığı rakı kadehinden bir yudum alıp “kadın kısmısına öööle çiçek miçek alıp da yumuşamanın bir alemi yoktur” dediği zamanları hatırladı bir an için. Arkadaşlarıyla olan görüşmeleri de azalmıştı son zamanlarda. Tutkunun esareti, aşkın zarafeti onu rakı masalarından resim sergilerine ya da ormandaki sabah yürüyüşlerine kaydırıvermişti. Arkadaşları elindeki demeti görseler ona nederlerdi acaba?

Gülleri özenle seçmişti çiçekçideyken. Yanık yaprakları olmayan gonca gülleri seçmişti elleriyle. Gerçi çiçekçinin sabrını dener bir hali yoktu ama biraz daha fazla zaman harcasaydı çiçekçinin hışmına uğraması an meselesi olacaktı. Beyaz güller ayrılığı ifade eder çiçek dilinde, sarılar ise sevgiyi. “Seni seviyorum” diyememişti hala, diyebilmek için kendini çok zorlamıştı bunca zaman ama nedense becerememişti, güllerin bile sarı renklisini alamamıştı. “Tipik bir oğlak burcuyum” diye düşündü. “Duygu ifade yoksunuyum işte” Gerçi beyaz güller muhteşemdi, ayrılık anlamı taşısa da onu çok ilgilendirmiyordu. O’na, O’nu ne kadar çok sevdiğini söylemeye gelmişti. Bu sefer kararlıydı.

İki yıl önce bir arkadaşlarının evinde güzel bir balkon sefasında tanışmışlardı. “Yıldırım aşk mı? O da ne?” Bu sözleri sarf edeli ne kadar yıl olmuştu hatırlamıyordu, hatta bu duyguları yeniden yaşayacağı hiç aklına gelmemişti. Şirin ve sevecen davranışlara, çocuksu bakışlara kalbini kaptırmıştı işte. İlk zamanlardaki biraz tiyatro biraz da sinema karışımı ilişkilerini kahve ve akşam yemekleriyle bezemişlerdi beraberce. Uzun yürüyüşlerde küçük dokunmalarla, şakalaşmalarla tensel temas kurmuşlardı. Birine dokunmak, hele hoşlandığın birine dokunmak, pozitif enerjiyi paylaşmak, ona sarılmak ve kucaklamak, “Tanrım, bazen seksten bile daha güzeldi” diye düşündü.

En son beş gün önce, ayrılmadan küçük bir tartışma yaşamışlardı. İki yıl içinde ufak tefek atışmaları da olmuştu ama bu biraz şiddetliydi. O’nu üzdüğünün farkındaydı ama gurur yapıp alttan almamıştı. Akşam aramak özür dilemek için eli kimbilir kaç kere telefona gidip gelmişti, ama aramamıştı, haklı değildi, ama haksız da sayılmazdı, hoş şimdi konuyu bile hatırlamıyordu ve karışık duyguların fırtınası dinmemişti kaç gündür içinde. En sonunda kalbi isyan etmiş, mantığı ile yaptığı meydan savaşını kazanmıştı. “Süper egonun canı cehenneme” diyordu kendi kendine. Üç günlük ayrılık O’na olan tutkunun ve aşkın yoğunluğunu ortay çıkarmıştı hiç şüphe bırakmaksızın.

Cep telefonu ile mesaj yollamış, cevap alamamıştı, O’nu sarmak, kucaklamak istemişti. “şu telefon teknolojisinde kucaklamayı da gönderecek bir şeyler bulsalar artık” diye düşündü. Bugün yine ulaşamayınca önce küçük bir panik yaşamış sonra telefonla aramak yerine gülleri alıp evine gitmeye karar vermişti.

“İşte burdayım, O’nu seviyorum”

Zili çaldı beklemeye başladı. Aralanan kapıdan babası olduğunu tahmin ettiği yaşlı bir adam belirdi.

“Buyrun evladım”

“Şeyy, ben, nasıl desem, evde mi acaba?”

“Hasan mı ? Hayır yavrum, evde yok, Almanya’ya döndü iki gün önce. Çok üzgündü. Almanya’da yeni bir hayata başlayacağım diyerek gitti.”

Elindeki beyaz gül demeti yere doğru serbest düşüşe geçerken, sendeledi, dizlerinin üstüne çöktü, yaşlı adamın şaşkın bakışları arasında sinsi gözyaşlarının yanaklarına akmasını engellemeye çalışıyordu.

Konu ile ilgili yorum yapmak ve yorumların tamamına ulaşmak için tıklayınız