Ben Kral’ım


| 09 Ekim 2005 | 0 yorum | 5214 gosterim

Geçen ay, ülkemizde yapılan son güzellik yarışmasında birinci gelen güzelin evindeki çiçekleri sulamak için saraydan çıktığımda


Her sabah Kral olarak uyanıyorum ve yine Kral olarak uyuyorum. Kral olmanın ne büyük sorumluluklar getirdiğini, omuzlarımın bu ağırlık altında nasıl ezildiğini, bir ülkeyi yönetmenin zorluğunu asla bilemezsiniz. Halkı memnun et, orduyu uyanık ve hazır tut, vergileri ayarla ki hazinede para olsun, tutumlu davran ki hazinen cebinde kalsın. Prensesin bitmek tükenmek bilmeyen isteklerini karşılamak ve yine küçük şirin prensin dersleri ile ilgilenmenin yanında bir de kraliçenin mutluluğu için zaman ayırmak gerek. Bazen, neden herkes kendi mutluluğunu kendisi sağlamak için çaba sarfetmiyor diye düşünmekten kendimi alamıyorum. Kraliçe hariç.

Bugün Kuzey Ülke’nin prensi, Güney Ülke’nin otlaklarında avlanmak için ülkemizden geçti. Bu ay üçtür otlaklarda avlanmaya gidiyor, ve bir gece sarayda konaklıyor. Nezaket icabı her konaklamada onuruna danslı bir yemek veriyoruz. Öyle görgüsüz ki el yıkama suyunu her seferinde çorba sanıp içiyor, bizim prenses de kıkır kıkır gülmekten yerlerde tabi. Aslında aralarında bir ilişki olup olmadığından şüphelenmiyor da değilim hani. Ben kızımı tanırım, illa bana karşı gelecek ya, Batı Ülke’nin prensi dururken bu salakla uğraşıyor. Neymiş efendim, çok şirinmiş, saçı rüzgarda wuuuu wuuuu uçuşuyormuş, yakışıklıymış.

Tüm bu ıvır zıvır içerisinde hiç hata kaldırmadan, nice boyunları vurdurarak bu zamana kadar idare edebildim bu ülkeyi.

“Kral’ım iyi geceler”

İşte yine başarılı bir gün bitiyor. “İyi akşamlar baş yaverim, sadırazam efendi görünmedi bu gün de?”

“Efendim özürlerini iletti, yeni silahın geliştirilmesi için laboratuarda simyacıların çalışmalarını denetliyor”

Çalışmaları denetliyormuş, “bütün bir hafta mı?”

“Evet Kral’ım, size de bir mesaj iletmemi istedi”

“Kendi gelemedi mi, neymiş bakalım mesajı?”

“Efendim, geliştirdiğimiz yeni silahımızın son aşaması ile ilgili hazine desteğine ihtiyacımız var, yüzdük yüzdük kuyruğuna geldik diyor”

“Bu kaçıncı destek yaver, bu kaçıncı destek, yıllardır yeni silah deyip hazineyi tam takır kuru bakır bıraktınız, düşmanlar güçleniyor, Güney Ülke’nin iki kilometre menzilli mancınıkları var, Kuzey Ülke bu civardaki en uzağa ok atan ordusuna sahip, tam ikiyüzelli metre, ya Batı Ülke’sine ne demeli, Doğu ile birlik olmuş bizi içerden vuruyor”

“Kral’ım bu sefer onların önüne geçeceğiz, öyle bir silah geliştirdik ki”

“Anlat bakalım neymiş bu silah”

“Efendim çok özel bir koku geliştirdik, bu özel koku o bölgedeki sinekleri etkisi altına alıyor, sinekler çılgına dönüyor ve çevredeki tüm yiyeceklerin üzerine konarak onları mundar ediyor, insanlara yapışıp kalıyor. Koku, patlamaya hazır bir bomba içinde ve beş kilometre yarıçapında her yerde etkili oluyor, Kuzey, Güney, Doğu ve Batı ülkelerinin başkentlerine göndereceğimiz casuslar bombaları patlattığında düşmanların yiyecek hiçbir şeyleri kalmayacak, böylece bizim ülkemizdeki yiyecekleri onlara satıp para kazanacağız, kaldı ki o ülkedeki birçok insan da yapışkan sineklerden kaçarak ülkelerini terk edecek, ordularında savaşacak asker kalmayacak”

“Süper bir silah bu sevgili yaverim, ancak bir sorun var gibi geldi bana, saydığın tüm komşularımızın başkentleri en fazla üç kilometre uzaklıktalar, yani patlatılan her koku bizim ülkenin sineklerini de etkilemeyecek mi?”

“Evet efendim bunu biz de düşündük, zaten ek bütçeyi bunun için istiyorduk, bizim ülke sineklerini kokuya karşı eğitmek için”

İnanamıyorum, bu vezir beni çıldırtacak. Yaveri de oyunlarına alet ediyor. Ama kabahat bende. Geçen ay, ülkemizde yapılan son güzellik yarışmasında birinci gelen güzelin evindeki çiçekleri sulamak için saraydan çıktığımda vezirle karşılaştım. Patunya, menekşe, erguvan diye geveleyip dururken çaktı tabi köfteyi, o gün bugündür ne uğradığı var ne de aradığı, her seferinde yaveri gönderip olmadık işler için olmadık isteklerde bulunuyor. Daha geçen gün çaycı yardımcısının yanına kendi köylüsü bir yardımcı daha aldırdı, yardımcının yardımcısı, “yok daha neler” diyecek oldum bana bir demet karanfil yollamış, sözüm ona bana gözdağı veriyor, aaahh ahhh kraliçeden korkmasam yapacağımı bilirim ben de işte maksat çiçekler susuz kalmasın.

“Pek ala yaver vezire ek bütçenin onaylandığını söylersin, şimdi bana bağırsaklarımı pekleştirecek bir ilaç getir üşütmüşüm herhalde altımı tutmakta güçlük çekiyorum, gece gece üç kat inip hacet gidermek zorunda kalmayalım”

“Başım gözüm üstüne Kral’ım hemen dönerim”

Kral olmakla engelleyemediğim şeyler var, bunların başında da sağlık geliyor, Kral mıral dinlemiyor vurdu mu herkesi vuruyor, bizi de bağırsaklardan vurdu işte, oysa sulamam gereken çiçekler vardı. Hay Allah nerde kaldı bu yaver, paranın kokusunu alınca ilacı milacı unuttu sanırım, keşke onunla bereber çıksaydım, şimdiye tuvaletin kapısını bulmuştum bile. Yok, çaresi yok yapacağım altıma düşman kapıyı fena zorluyor. Ne yapsam? Hay aklımla bin yaşayayım, hava karardı zaten, balkonda da kimse yok, kimse anlamaz nasılsa, hem anlaşılırsa temizlikçilerden birinin üzerine atar “tiz boynunu vurun” derim. Kim şüphelenir ki Kral’ın balkona yaptığından.

“Kral’ım ben geldim”

Hay yaver gibi “burdayım yaver geç geldin bak ne yaptırdın bana”

“ama Kral’ım bu olamaz”

“oldu bile, ben yapmadım, sen de görmedin sevgili yaver”

“ama Kral’ım anlamıyorsunuz”

“doğru, anlamıyorum, sadece kokuyu duyuyorum”

“tam üstüne bastınız Kral’ım”

“yapma yahu üstüne mi basmışım”

“hayır efendim konu üstüne basmak değil, kokunun kendisi”

“ne varmış kokuda”

“efendim en güçlü ulusal silahımız için sizin bok kokunuzu kullanmıştık, hani jest olsun diye”

Konu ile ilgili yorum yapmak ve yorumların tamamına ulaşmak için tıklayınız