Baküs (8. bölüm ” son çığlık “)


| 15 Ekim 2008 | 0 yorum | 4091 gosterim
Sacrifices

Çise mermer sunağa bağlanmış kurban edilmek üzereydi, iyi de oraya nasıl gelmişti, onu kurban seçenler kimlerdi, ya Selda, o da mı kurban edilecekti?………………


Kalabalık artmış vals yapılan salondan diğerine geçerken oluşan sıkışıklık nedeniyle Çise ile Selda’nın birbirlerini tutan elleri ayrılmak zorunda kalmıştı. Selda bir anda öndekilerin arasına karışıp kaybolurken Çise arkadaşını yakalamayı ne kadar da çabalasa bir türlü araya girenleri engeleyememişti. Her adım atışında ondan daha hızlı hareket eden birileri onu geriye doğru itelemişti. Çise kapıya ulaştığında ise önündeki son izleyici de bir çırpıda salona geçmiş ve ahşap kapılar kapanmıştı. Bir kaç kez kapıya vurduysa da sesini duyuramamıştı. Selda’nın yalnız kaldığı düşüncesi onu deli ediyordu. Başka bir giriş olabileceği umuduyla arkasına döndüğünde malikhanenin girişindeki profösör sakallı, kel kafalı iki görevlinin ona baktığını gördü. Selda ile olan bağının özellikle kesildiğini anladığında görevliler çoktan iki kolundan tutup onu küf kokulu karanlık merdivenlerden indirmeye başlamışlardı. Çise bağırıp çağırmanın kalın taş duvarlar arasında sesinin yankı yapmasının dışında hiç bir şeye yaramayacağını biliyordu buna rağmen ağzına gelen küfürleri sıralamadan edememişti. İki görevli onu demir parmaklıklı bir ücreye bırakıp giti, uzaktan uzağa davul sesleri geliyordu. Çise’nin yalnızlığı fazla sürmemişti biraz sonra iki erkek ile iki kız hücrenin kapısında belirmişti. Kızlardan biri beyaz bir elbiseyi tutarken diğerinde bir şırınga vardı. Kapı açılınca iki erkek Çise’yi yakalamak üzere içeri girdi. Çise aksattığı tekvando dersleri için lanet okurken mücadele etmeye çalıştı ama bu uğraşı çok kısa sürmüştü. Erklerden biri ayaklarını, diğeri de kollarını tutuyordu şimdi. Şırıngalı kız yaklaşıp iğnenin içindekileri Çise’nin koluna boşalttı. Davul sesleri giderek uzaklaşmaya başladı. Çise kendinden geçip yere yığılmıştı.

Son hatırladığı kolundaki iğnenin acısıydı Çise’nin, şimdiyse başının içinde davul çalınıyormuş gibiydi “güm, güm, güm” her bir vuruşta havada süzülüdüğünü hissediyordu. Deminden beri açmaya çalıştığı gözleri gönderdiği komutları alacak hale ancak gelmişti. Son bir gayretle açılan göz kapakları ona bulunduğu ortamı görme fırsatını verdi. Vücuduna hala hükmedemiyordu. Havadaydı, uçuyordu, karanlığın içinde ilerlerken ileride cehennem ateşinin yandığı bir yere doğru gittiğini görüyordu. “Tanrım, cehennemde yanacak kadar günahım yok ki benim, küçük kaplumbağayı istemeden ezmiştim” Cehennemin alevleri yakınlaşmıştı, ama görüntü biraz daha netti şimdi. “cehennem değil burası” dedi Çise kendi kendine “lanet olası bir sahne.” Şimdi bedeninin görünmeyen kollar üzerinde uçarcasına tutulduğunu hissedebiliyordu. Daha dikkatlice bakınca sahnenin etrafındaki izleyicileri ve amfi tiyatroyu seçebilmişti. Kurumuş boğazını yutkunarak yumuşatıp bir şeyler söylemeye çalıştı ama davul ve zil sesinden dediklerini kendi bile duyamamıştı. Onu havada taşıyanlar nazik hareketlerle ilerlemiş ve sahnenin ortasındaki mermerin üzerine bırakıp hala hükmedemediği kol ve bacaklarını küçük halkalara bağlıyorlardı. Çise ümitsizce bağırmaya başlamışken siyahlar içinde bir kadının ona yaklaştığını gördü. Arkadan gelen ışık kadının yüzünü görmesini engelliyordu. Kadın iyice yaklaşınca Çise sevinçten neredeyse ağlayacaktı. “Selda, tatlım, neler oluyor?” Siyahlı kadın Selda’ydı ancak Çise bir gariplik olduğunu hissediyordu. “Selda, iyimisin, beni kaçırdılar, şimdi burdayım, bağladılar beni, çözermisin tatlım” Siyahlı kadın boş gözlerle ona bakıyordu sonra birden gözleri ışıl ışıl parladı, hain bir gülümseme yüzüne yayılmıştı, aniden iki eliyle tutuğu altın kamayı havaya kaldırdı, Çise gözleri büyümüş halde çığlık atmaya başlamıştı son bir hamleyle başını kaldırıp etrafına bakındı, davul ve zillerin sesi doruk noktasına çıkmıştı. Kadın kamayı Çise’ye doğru indirirken “daha bitmediğini söylemiştim seni küçük orospu” diyordu.

Konu ile ilgili yorum yapmak ve yorumların tamamına ulaşmak için tıklayınız