Baküs (7. bölüm “kutsal saflık” )


| 06 Ekim 2008 | 0 yorum | 3490 gosterim

Motorcuların partisinde vals! Selda ile Çise savunmasız ve şaşkın haldeydi, güçbirliği için elele tutuşmuşlardı, ama bu yetecek miydi? Neye yetecek miydi…………………?  

İki kız ürkek ve şaşkın bakışlarla salona adım atarken valsin son notaları da çalınmıştı. Seyredenler ellerinde içki bardakları, sessiz ve ağır adımlarla kızların salona girdiği duvarın karşı cephesindeki bir ahşap kapıya yöneldiler. Dansçılarla orkestra elemanları da neredeyse parmak uçlarına basarak orkestranın arkasındaki küçük kapıdan salonu terk ediyorlardı. Selda ve Çise elele tutuşup kalabalığın arasına karışarak yürümeye başladılar. Kapıya yaklaştıkları bir an girişteki sıkışmada elleri ayrılmış Çise birkaç adım geride kalmıştı.

Dar ve kısa koridorun sonunda sadece mumların aydınlattığı bir salona girmişti Selda. Diğerine göre biraz daha büyük ve kare şeklindeydi, ortada yuvarlak bir sahne vardı. Dört adet yunan mimarisini andırır sütun, sahnenin etrafında eşit uzaklıkta yerleştirilmiş, birbirlerine beyaz tüllerle bağlanmıştı. Sütunların uç kısımlarındaki meşalelerin ışığı sahnenin tam ortasındaki beyaz mermer sunağın üzerinden yansıyıp salona yayılıyordu. Selda arkadan gelenlerin baskısından kurtulup kenara çekildi ve geri dönüp arkadaşına baktı, Çise yoktu.

Sütunların çevrelediği sahnenin etrafında seyredenlerin oturması için tribünler yapılmıştı. Seyirciler yerlerini almayı tamamlamışken sessizlik uzaktan uzağa başlayan ritmik davul vuruşlarının giderek yaklaşmasıyla bozulmuş yerlerini alan izleyiciler de ellerindeki demirden üçgenlere yine demir çubuklarla vurarmaya başlamışlardı. Birden salonun dört köşesinden çıkan üst bedenleri çıplak başlarında yüzlerini gizleyen siyah maskeli yarım düzine davulcu kah öne kah geriye eğilerek arada bir de dizlerinin üzerine çökerek dans etmeye başladılar. Hem kendi etraflarında hem de sahnenin etrafında dönüyorlardı. Terleyen vücutları ışıl ışıl parlıyordu. Davulların ritmi giderek artmış seyircilerin zil vuruşlarıyla doruğa çıkmış, kulakları sağır edecek bir hal almışken her şey bir anda donarcasına durdu. Altı davulcu sunağın etrafında dar bir halka oluşturmuş dizlerinin üzerine çökmüşlerdi. Başlarını arkaya eğerek köprü kurmuş ve davullarını sol elleriyle göğüslerinin üzerinde tutarken havaya kalkmış sağ ellerindeki kemikten yapılmış ucu kafatası figürlü tokmaklarla daire çiziyorlardı.

Davulcuların az önce çıktığı yerden bu sefer de altı gençkız sahneye fırlamış, el ve ayak bileklerine bağlanmış çıngırakların salınımı eşliğinde dans etmeye başlamıştı. Onların da üst bedenleri çıplak ancak tamamiyle beyaza boyanmışlardı. Altlarına, bacaklarının hayal meyal görüldüğü tülden şalvar giymişlerdi. Döne döne dans ederken bakıra çalan dalgalı sarı saçları ahenkle savruluyordu. Şimdi davulcular da dansa katılmış, kızlar ve erkekler yek vücut olmuşlardı.

Dansçıların oluşturduğu halka, mermer sunağın etrafında yavaş yavaş açılmaya başladı. Ve bir kez daha aniden her şey durdu, devam eden tek şey bir adet davulun ağır adımlara eşlik eden yürüme temposundaki vuruşlarıydı. Sunağın sağ çaprazından tamamiyle siyahlar giyinmiş altı kişi beyazlar içerisinde sırtüstü yatan bir kızı elleriyle havaya kaldırmış adım adım sahnenin ortasına doğru ilerlemekteydi. Kız sanki havada kendiliğinden uçuyormuş gibiydi. Sunağın sol çaprazından da bakır sarısı saçları omuzlarına dökülen siyah bodyli çıplak ayaklı bir kadın yürümekteydi. Kadının ayak bileklerinde tozluklar, ellerinde ise dirseklerine kadar gelen siyah eldiven vardı. Beyazlı kızı havada taşıyan grup sunağın yanına varmış sakin ve nazik hareketlerle kızı mermerin üzerine yatırdıktan sonra el ve ayaklarını vücudundan kırkbeşer derecelik açılarda uzatarak bileklerinde bağlamşılardı. Siyahlı kadın da bu sırada sunağa ulaşmış, erkekler beyazlı kızı bağlarken mermerin etrafında bir tur atıp kızın yüzüne yakın bir noktada durmuştu. Şimdi siyahlı kadın ve beyazlar içindeki kız göz göze bakıyorlardı. Tek davulun ritmine diğer davullar da katıldıktan sonra dansçı grup yeniden hareketlerine başladı. Kızı getirenler alanı terk etmişti. Dansçı kızların bilezik sesine seyircilerin üçgen zillere vuruşları da eklenirken ritim giderek artmış, sunağın etrafındaki dansçı grup çılgınca dönmeye başlamıştı. Ses ve hareketlerin doruk noktasında siyahlı kadın aniden iki elini birden havaya kaldırdı. Avuçlarında yılan gibi kıvrım kıvrım, mum ışığında bile ışıl ışıl parlayan altından bir kama tutyordu. Beyazlı kız bağlandığı yerde çırpınmaya başlamıştı. Siyahlı kadına birşeyler söylüyor ancak ağzından çıkan kelimeler müziğin arasına karışıp kayboluyordu. Son bir çabayla gözleri dehşetle açılmış halde kafasını kaldırıp etrafına bakındı. Beyazlı kız Çise’den başkası değildi.

Konu ile ilgili yorum yapmak ve yorumların tamamına ulaşmak için tıklayınız