Baküs (5. bölüm “şarap tanrısı”)


| 08 Eylül 2008 | 0 yorum | 2949 gosterim

Çise Tansel’le gitmişti gitmesine ama bakalım ondan gerekli bilgileri alabilecek miydi? yoksa planları açığa mı çıkmıştı?……………..


Çise’den hala haber yoktu. Oysa saat başı bir punduna getirip arayacaktı Selda’yı.

“Nerede bu kız kafayı yiyeceğim şimdi”

Salondan yatak odasına oradan mutfağa sonra koridordan yine salona ve balkona. Belki yüzlerce kez ayaklarının bastığı yerler artık hiçbir şey ifade etmiyordu. Monotonlaşmış, fasit bir daire içinde hapsolmuş hissetti birden kendini. Tansel’i ürkütmemek için Selda’nın aramamasını kararlaştırmışlardı ama artık dayanamıyordu. En sonunda telefonu alıp tuşlara bastı. Uzun uzun çalıyordu telefon ama cevap yoktu. Selda kulaklarına kadar ısındığını hissetti sıcak basmıştı her yanını, küçük damlalar sırtınıda buluşup beline doğru akmaya başlamıştı. “Hızlı düşünmeliyim” dedi kendi kendine. Ani bir hareketle odasına geçti, kotunu giydi bir t-shirt ve ince bir kazak kapıp lastik ayakkabılarının bağlarını bağladı, kapıyı açtı.

“Çise?” evet, yerde kapının eşiğine kıvrılıp kalmış olan Çise’ydi. Selda hemen çömeldi bir yandan da arkadaşını omzundan sarsıyordu “cevap ver lütfen” sesine korku hakim olmaya başlamıştı. Uzandı, Çise’nin sol bileğini kavramasıyla kendini geriye çekmesi bir oldu “offff Çise! Pis ayyaş seni” arkadaşı leş gibi votka kokuyordu sol bileğinde de kalbinin atışını hisssediyordu şimdi. Koltuk altlarından tutup sürüye sürüye evin içine, koridora kadar çekti. Biraz dinlenip tekrar çekerek zor bela yatak odasına kadar getirdi, yatağın üzerine almaya gücü kalmamıştı, birkaç yastık ve altına serdiği bir battaniyeyle olabildiğince konforlu bir ortam yaratmaya çalıştı. Elbiselerini çıkartıp üzerine ince bir pike örttü, geriye arkadaşının ayılmasını beklemekten başka yapacak bir şey kalmamıştı, salona geçip üçlü kanepenin bir ucuna kıvrıldı. Sabahın ışıklarına az vardı.

Selda uyandığında yine güzel kahvaltı kokuları salona yayılmıştı. Gözlerini kırpıştırıp bakınınca sehpanın kenarına tünemiş Çise’yi gördü, elinde bir kupa tutuyordu ve taze kahve kokusu O’na kadar geliyordu. Selda’nın pijamalarından birini giymişti.

“Kızım sen beni çıldırtmak mı istiyorsun, niye aramadın saatlerce, sonra ne bu kapıya kadar gelip çalmamak”

Çise kıs kıs gülmeye başlamıştı “dur sana en başından anlatayım tatlım”

Selda konaktan çıktıktan sonra Çise Tansel’in motoruna kurulmuş kollarını beline dolamış halde son sürat motorcuların takıldığı bara gitmişlerdi. Beceriksizce bilardo oynamaya çalışmıştı, üç topta arka arkaya onyedi ıstakası vardı gerçi ama dikkat çekmek istememişti, bir kaç acemi vuruş sonrası Tansel onun arkasından ellerini tutarak tüm teknikleri defalarca göstermişti, dart ve tilt oynayıp zaman öldürmüşlerdi. Çise tam sıra dışı birşeyin olmadığına karar vermek üzereyken siyah deri mont ve pantalonlu uzun boylu, atkuyruklu birinin bara geldiğini görmüştü. Metal çerçeveli siyah gözlüğü kıyafetini tamamlıyordu. Motorcuların takıldığı bar için bu normal bir kıyafetti ancak diğerlerinin adama karşı gösterdiği saygı Çise’nin ilgisini çekmişti. Tansel de müseade isteyip adamın yanına gitmişti.

“eeeeee” dedi Selda “nasıl bu kadar sarhoş olabildin peki, hadi anlatsana”

“gizli partinin giriş kodunu alabilmek için tabiki”

“ne? ne kodu, ne partisi” Selda heyecanlanmıştı, yattığı yerden doğrulup mutfağa gitti, kahvenin kokusuna dayanamamıştı ama esas olarak Çise’nin hikayesinin en heyecanlı yerini ara vermeden dinlemek istemişti.

“Kalabalık giderek arttı” dedi Çise, gerçekten de karmaşadan, harala güreleden kimin ne yaptığını takip edemiyordu artık, hatta bir ara taburelerden birine çıkıp ortama hakim olabilirmiyim diye bakınırken Tansel yanında bitivermişti. At kuyruklu, siyahlar içindeki adamdan eser yoktu. Çise taktik değiştirip içkiyle daha rahat bir ortam yaratmayı hedeflemiş bunda da başarılı olmuştu. Her Perşembe seçilmiş motorcuların katılabildiği bir çeşit törensel partiden bahsetmişti Tansel, parolayı bilenlerin katılabildiği. Tansel de dört ay önce seçilmişler arasına katılmıştı. Partide olanlar bir sırdı ama Çise küfelik olmadan önce kodu öğrenmeyi başarmıştı.

“Neymiş peki” diye atıldı Selda “neymiş parola?”

“İşte şimdi biraz sıkıntımız var” dedi Çise “yazdığım yerden silinmiş”

“nasıl yani?, nereye yazmıştın ki?”

“nereye olucak? apış arama” bunu söylerken biraz kızarmıştı “sadece rujum vardı ve askılı dekoltem her yerimi açıkta bırakıyordu, tek yer mini eteğin gizleyebildiği yerdi, ama sabaha kadar uyurken sürtünmeden dolayı silinmiş sanırım”

“baküs mü?” diye sordu Selda

Çise heyecanla bağırdı “evet, sen nereden biliyorsun?”

“kıyafetlerini çıkartırken görmüştüm ama şarap tanrısının adının neden bacak aranda yazılı olduğuna anlam verememiştim, Çise!, sen bir harikasın gizli kodu orada aramak kimsenin aklına gelmezdi, ama aydınlanmayan bir nokta var”

“nedir?”

“kapıya kadar nasıl geldin?”

Konu ile ilgili yorum yapmak ve yorumların tamamına ulaşmak için tıklayınız