Baküs (3. bölüm ” milonga”)


| 18 Ağustos 2008 | 0 yorum | 2352 gosterim

Selda ve Çise başlarına gelenlerin esrarını çözmekte kararlıydı, her neye maal olursa olsun kızların yarattığı güçbirliğine kimse karşı koyamayacaktı…….. acaba…. gerçekten………


Hastanenin loş odasındaki sessizlik Çise’nin uyanışıyla son bulmuştu.

“Cennette miyim?”

“Evet” dedi Selda “ben de en sevdiğin meleğinim”

Çise’nin yüzünde beliren gülümseme işlerin iyiye gittiğinin deliliydi. Ambulansa bindiklerinin onbeşinci dakkikasında hastahanenin acil’indeydiler. Selda’nın yılbaşında gittiği ilkyardım kursu arkadaşının sadece iki ünite serumla bu işten sıyırmasını sağlamıştı. Zehirli bir su yılanı ya da bir örümcek sokması sonucuydu olanlar. Güllerin arasında su yılanı olamayacağına göre, en akla yakın olasılık yaprakların arasında gözden kaçan zehirli örümcek oluyordu polise göre. Selda polisi aramış durumu anlatmış ama eldeki veriler kapsamlı bir soruşturmaya yetmemişti. Örümceğin olay yerini çoktan terk ettiğine hiç şüphe yoktu. Ancak kesik parmaklı adamın suratı hala Selda’nın zihninde taze taze duruyordu. “Nerede görsem tanırım seni adi herif”

İki kız, hızlı geçen günün akşamında, geç vakit Çise’nin evine taksiyle ulaşmışlardı. Acıyı çeken ve tehlikeye atılan Çise olmuştu, gülleri alıp elini kutuya daldıran Selda olsaydı durum şimdikinden daha farklı olabilirdi. “Sana bir can borcum var” diyordu Selda arkadaşına, yanyana, Çise’nin kocaman yatağında uzanırken.

Selda sabah uyandığında Çise yatakta yoktu ama mutfaktan çok güzel kokular geliyordu. Taze sıkılmış portakal suyunu içerken Çise beklenen soruyu sordu “kim olabilir?” evet zehirli örümceğe ev sahipliği yapan mis kokulu gül kutusunu kim yollamış olabilirdi.

“Adam” dedi Selda “motorlu adam” “bizim orda olduğumuzu nasıl anladı, şaşkın şaşkın bakınıyordu, biri söylemiş olmalı”

“telefonla” diye atıldı Çise “hatırlıyormusun, telefonu çalmıştı, ama sen tuvalete gitmiştin, Allahtan seni tanımıyordu”

Selda birden kafasını kaldırıp Çise’ye baktı, sonra mantarlı omletinin son lokmasını çatalın ucunda bırakıp masadan kalktı çantasına doğru uçarcasına giderken söyleniyordu

“Hay benim salak kafam niye Tansel’i aramıyorum ki” elini telefonuna atarken telefon da çalmaya başlamıştı. Selda ekrana baktı “amma telapati yaaa” diyordu “arayan Tansel”

Tansel Selda’nın lise arkadaşıydı. Dönem dönem işleri gereği uzun ayrılıklar yaşasalar da iki arkadaş fırsat yaratıp dostluklarını sürdürecek vakti bulabiliyordu. Selda’nın aklında parmaksız motorcu vardı. Tansel de birçok motor kulübünün tanınmış üyelerinden sayılırdı, aslında iyi bir motorcu değildi Tansel ama neredeyse tüm kız arkadaşları motor camiasındandı. Hatta hızlı motor kullanan arkaşlarıyla arayı, hızlı sevgili değiştirerek kapamasını biliyordu.

“Tansel?”

“Aaaaaa Selda, kızım sen yaşıyor musun?”

Tansel’in sesi neşeliydi, neredeyse beş aydır görüşmemelerine rağmen daha dün ayrılmış gibiydiler, öğleden sonra buluşmaya karar verdiler. Selda sormak istediklerini telefonda söylemek istememişti.

Önce Çise soyunup dökünüp giyindi, kırmızı ruj, allık ve taze ojeleriyle dün yaşadıklarından eser yoktu. Tansel’i bir ya da iki kere görmüştü Çise, aslında yakışıklı bir çocuktu ve bir dönem onunla çıkmayı çok istemişti ama Selda Çise’yi Tansel’den hep uzak tutmuş, hızlı sevgili değiştirme çarklarının arasında kalıp üzülmesini istememişti. Çise’yse hep savunmadaydı “Aşk bu” diyordu “kelebek gibidir, ota da konar boka da” Selda ise her zaman aynı cümleyle yanıtlıyordu Çise’yi “arkadaşıma bok deme, kaldı ki olsa bile ona konup üzülmeni istemem, sonra çok kötü kokarsın” Çise pes edecek gibi görünmüyordu yine süslenip püslenip Tansel ile olan randevuya hazırlanmıştı. Selda’nın evine ulaşmaları çok zamanalarını almamıştı, yine dünki gibi sade giyinmişti Selda. Gözlerinin mavisi yeterince çekim alanı yaratıyordu. Taksi’ye atlayıp buluşma noktasına vardıklarında randevu saatini sadece on dakika geçmişti. Küçük eski bir konaktı geldikleri yer. Dışarıda şirin bir bahçesi, içeride de geniş bir iç avlusu vardı. Yazları iç avluda salsa ve tango günleri düzenlenirdi. Şimdi de bir milonga vardı. Tansel herzamanki gibi dakikti.

Selda iki adım öne geçip boynuna kollarını sardığı Tansel’in omzuna başını da yaslamıştı. İki dost biraz geri çekilip birbirleine bakıyordu şimdi. “Özlemişim seni” dedi Tansel “uzun zaman oldu be kız” Selda biraz açılıp arkasından gelen Çise’ye dönerken “bak kim var burda” diyordu Tansel’e “müzmin aşığın Çise”

Çise hiç kıpırdamadan duruyordu. Şoka girmiş gibi göz bebekleri büyümüş ağzı bir karış açılmıştı. Mini eteğinin açıkta bıraktığı bacakları zangır zangır titriyordu. Selda elini arkadaşına uzatırken “gel Çise’ciğim bu kadar heyecanlanmana gerek yok, al işte, Tansel diye diye ölüyordun” demişti ama Çise’nin kıpırdayacak hali yoktu. Selda endişelenmişti, Çise’nin koluna girip onu sandalyeye oturturken Çise sabitleşmiş bakışlarını Tansel’in ilk boğumu kesik sol el küçük parmağından ayıramıyordu bir türlü.

Konu ile ilgili yorum yapmak ve yorumların tamamına ulaşmak için tıklayınız