Baküs (1.bölüm “küçük orospu”)


| 04 Ağustos 2008 | 0 yorum | 5246 gosterim

ayrılmak istemişti sevgilisinden ve bunu başarmıştı, yoksa başardığını mı sanıyordu, başına gelecekleri bir bilebilseydi………


Arabayı park ettiğinde bir sonraki günün başlamasına hala iki saat vardı. Uzun ve yorucu geçeceğini düşündüğü akşam oldukça kısa sürmüştü. O’na “artık bitti” demesine rağmen neden rahatlamış hissetmediğini anlayamıyordu. “ Çok kolay oldu” diye düşündü. Kaçarcasına çıktığı restorandan park yerine nasıl ulaştığını hatırlamıyordu bile. Bilinçaltı onu otoparka kadar yönlendirmiş, ancak üç beş trafik lambasındaki duruşları dışında bilinci ona eşlik etmemişti. Kapıyı açıp dışarı çıktı, serin hava biraz da olsa iyi gelmişti. Yukarı sıyrılan elbisesini aşağı doğru çekiştirip düzeltti, arabanın anahtarını çantasına attı, ağaçlıklı yolda, evine doğru yürümeye devam etti.

Son zamanlarda sabah uyanışları zor gelmeye başladığından çalar saatini onbeş dakika sonrasına kurup küçük şekerlemeler yapmayı ve bunu her sabah iki üç kez tekrarlamayı huy edinmişti. Bu sabah da yine aynı rutin tekrarlanmış, hatta bir dördüncüden, kendini banyoya atıp zor kurtulmuştu.

“Tanrım perişan görünüyorum”

Aynaların saf gerçeği yansıtma gibi özellikleri olmasından hep nefret etmişti. Ama bu sefer başka bir görüntü yansıyordu aynada. Yüzüne akan rimel ve yanaklarına dağılmış ruj izleri vardı. Gözlerinin altı halka halka, kopkoyuydu. “Hal böyleyse fondötenin kalan yarısı da yastıkta olmalı” diye düşündü. Çıkık şakak kemikleri, biçimli dudağı yerliyerindeydi. Dalgalı, bakıra çalan sarı saçları dağılmış vaziyette omuzlarına dökülüyor onları belli belirsiz örtüyordu. Minik pırlanta küpeleri hala kulaklarındaydı. Ayna karşısında geçirdiği üç beş saniye sonra bu halini sevimli bulmuştu, muzip bir tebbessüm kapladı yüzünü “seni küçük orospu” diye kendi kendine laf atarken elini kaldırıp parmağıyla aynadaki görüntüsüne dokundu. Sırtı, kürek kemiğinin hemen altı sızlamıştı. Aynı hareketi tekraladığında acı yine vardı. Hergün bir iki saat meditasyon yapan biri için hamlık sözkonusu olamazdı, sıcak bir banyo nereden çıktğına anlam veremediği ağrılarına son verebilirdi. Küvetin musluklarını açarken acı şiddetini arttırmıştı. Kilodunu bacaklarına doğru indirmeye başladığında bu sefer ağrı sırtının tamamını kapladı. Ağzından çıkıveren “ahh” sesi banyoda yankılanıp akan suya karıştı. Gözünden gelen bir damla yaş dağılan rimellerle buluşurken sırtını aynaya çevirip baktı. İrili ufaklı morluklar sırtının neredeyse tamamını kaplamıştı. Bakışlarıyla vücudunun tümünü taramaya başladı. Kollarının içi bacaklarının arası morluklardan geçilmiyordu. Aynada yüzüne bakmaktan vücudundaki renk değişikliklerini fark etmemişti. Her birine tek tek dokunmaya başladı. Sızı ve ağrıları hissettikçe gözyaşlarına hakim olmakta güçlük çekiyordu. Endişeli ve yaşlı gözlerle aynaya baktı “ben, …….” kursağı düğümlenmiş ağzından başka bir kelime çıkamamıştı, hüngür hüngür ağlamaya başladı.

Kapı zili ve mobil telefonu neredeyse aynı anda çalıyordu, gelen Çise olmalıydı. Banyodaki ağlama krizi hafiflediğinde onu aramış gelmesini rica etmişti. Kendini yatağa nasıl attığını hatırlamıyordu bile. Zil sesleri onu kendine ancak getirmişti. Morluklar içindeki bedenini sabahlığıyla gizleyip kapıyı açtı.

“Selda!, ne oldu, neredeydin, acayip merak ettim, on dakkikadır kapıdayım, deminden beri cebini de çaldırıyorum hiç birini açmadın, şimdi polisi arıyacaktım, iyimisin tatlım”

Çise ona hep talım derdi, oysa şimdi neredeyse tüm vücudu mor ve sızı içinde ona acı veriyordu.

“tatlı olacak bir yanım kalmadı” dedi, sabahlığı çıkarıp vücudundakileri gösterdi.

Çise ağzı bir karış açılmış Selda’ya baktı. “inanamıyorm yaaa, bu nasıl olabilir?”

Bu işe Selda’nın da aklı ermemişti kopuk kopuk hatırladıklarını Çise’ye anlattı. Lokantadaki ayrılık yemeğiydi, sevgilisine “artık bitti” demek için gitmişti, hayatına girmek üzere olan bir başkasından bahsedemezdi elbette, lokantadan uçarcasına çıkışı ve eve gelişi. Hatırladığı hepsi buydu. Soran gözlerle arkadaşına bakarken Çise’nin arkasında, komidinin üzerindeki telefonun “mesaj var” işaretinin yanıp sönüşünü fark etti. Uzandı, yeşil düğmeye bastı. Kulaklarında tanımadığı bir kadın sesi vardı şimdi, donuk ve dikte edici ses tonuyla konuşuyordu “bu kadar kolay kurtulacağını mı sandın, seni küçük orospu”

Konu ile ilgili yorum yapmak ve yorumların tamamına ulaşmak için tıklayınız