Ayna ayna söyle bana


| 30 Ekim 2006 | 0 yorum | Array gosterim

Pamuk prensesin sihirli aynasına sahip olsam süper olurdu, ölünceye kadar “dünyanın tek yakışıklı bekar erkeği sizsiniz efendim”.


O sabah, aynada kendimi tanıyamayacak kadar dalgındım. “Bu ben miyim, yoksa sütçünün oğlu mu?”. Son zamanlarda kendimi Fransızlara benzetmekten de vazgeçmek zorunda kalmıştım. Babam duysa üzülür vallahi, ama ne yapayım annem beni Fransız hastanesinde doğurmuş, dediğine göre hemşire bana bir sıvı içirmiş ve ben şiddetli ishalden gitmek üzereyken son anda yaşama sarılmışım. İşte ne zaman kendimi farklı hissetmek için sebebim kalmasa acaba hastanede bir yanlışlık olmuş mudur diye düşünmekten kendimi alamam. “yoksa ben Fransız mıyım?” Şimdilerde ise ne zaman ishal olsam sebebini Fransız hemşirenin içirdiği sıvıda aramaya başlar oldum.

Temizlikçi kadın aynayı temizlemeyi unutmuş diye bir iki silmeye kalktım, nafile namazlarının bile işe yaramayacağı çok açıktı, aynadaki bendim. Göz altlarım aydaki kraterlerden bile derindi, yüzümü yıkadıktan sonra oluşan göletlerin sebebi anlaşılmaya başlamıştı. Çalışmaktan, “bu kadar çok çalışmam gerekiyor mu?” diye düşünecek vakit bulamıyordum. Kaç zaman sonra evde aylak aylak oturma fırsatı yakalamışken olacak iş mi şimdi bu, aynada kendini tanıyamamak ne demek? Pamuk prensesin sihirli aynasına sahip olsam süper olurdu, aynanın değerlendirme frekanslarını düzenle olsun bitsin, ölünceye kadar “dünyanın tek yakışıklı bekar erkeği sizsiniz efendim”.

İş sadece yüzle bitse iyi, saçlarım, uzatmaya başlayalı, uyandığımda kıvrılıp dikilen isyankar tavırlar takınır olmuşlardı. “Aynadaki berbat görüntüme bakıp gözyaşı dökecek halim yok ya” Gözlerimin içinde oluşan parıltıyı fark etmeden önce aynen böyle düşünüyordum. Bir farklılık vardı. Evet evet bu berbat görüntüyü yansıtan ayna, göz bebeklerim için neden bu kadar insafsız davranmamıştı?. Ümit ve sevinç dolu göz bebekleri beni bana yansıtan görüntümle tamamen bir tezat oluşturuyordu. Mutlu muyum? Hayır, yorgun muyum? Evet, ümitlerim var mı? Eh işte şöyle böyle, Yaşama sevinci? İç güveysinden hallice denilebilir ya da bir başka deyişle oksijen tüketmeye devam. Yani çelişkilerimle yaşamaya devam ediyorum işte. Peki bu kadar vasat bir yaşam düşüncesi içerisinde parıl parıl parlayan göz bebekleri de nereden çıktı. Sanırım aynayı silerken fazladan parlattım ya da göz bebeklerim bir yerdeki ışık yansımasını kapıyor. Aynaya biraz daha fazla yaklaşıp gözlerimi bir iki kırpıştırdım, biraz soldan biraz sağdan keskin bakışlar fırlatıyorum ama hayır, parıltı daha da şiddetlendi sanki.

Sakin olmalıyım, aslında sakin olunacak bir şey yok. Algılama eksikliği yaşlılıktan olsa gerek, yok yok ben ona yaşlılık demiyorum, olgunlaşmaktan bahsediyorum, yaş, hissettiğin yaştır, yıllar ise olgunluğun sayısal ifadesinden başka bir şey değil.

Biraz yer değişikliği iyi gelecek sanki. Salondaki balkondan sokak kedisi Kedişko’nun miyavlamaları beni biraz olsun ayna konsantrasyonundan uzaklaşmama yetmişti. Derin dondurucuda unuttuğum yıllanmış tavuklardan birazını daha Kedişko’ya vermek üzere mikro dalga fırında çözdürüp kabın içine koydum. Balkona doğru yönelip kapıdan dışarı çıkarken Kedişko inanılmaz bir sıçramayla tıslayıp balkondan kendini zor attı. “Yuh yani sen de mi Bürütüs?, tamam kötü bir görüntüm var ama tıslayacak kadar da değil, lanet kedi sen görürsün, nasılsa geri geleceksin yemek ve sevgi dilenmeye, kış da geliyor, kaloriferin yanını biraz zor görürsün sen.”

Çözdürülmüş tavukları mutfağa götürürken, üzerimdeki uykulu ter karışımı ekşimiş kokuyu ancak fark etmiştim. Kedinin sıçraması çok doğal, bu koku ve bu görüntüyle canlı cenaze gibiyim, yıkanmalıyım. Tam banyonun kapısından girmiştim ki parlak göz bebeklerimin tutkulu bakışları beni yine yakaladı. “Yaa kesin bir terslik var bunda” deyip aynaya iyice sokuldum. Artık o kadar yakınım ki burnumdan çıkan ılık hava aynada buğu bile yapıyor, göz bebeklerim ise ışıl ışıl. Aniden geri çekildim, ürkmüştüm. Birden aklıma bir fikir geldi dışarı çıkıp ışığı kapattım, ve tekrar banyoya döndüm. Sızan ışıklarla kendi süliyetimi ancak görebiliyordum ama göz bebeklerimdeki ışıltı beni çağırıyordu. Bu çok saçma diye düşünmeme rağmen uzandım ve soğuk aynaya dokundum.

Karanlıkta ne beklediğimi ben de bilmiyorum, ama karanlığı delercesine bakarken ışık yandı, aynanın karşısındayım ve göz bebeklerimin ışıltısı yok artık, rahatlamıştım. Yüzümde sinsi ve yayvan bir gülümseme belirdi. Saçlarımı taradım, biraz jöle ile isyankar uzantıları yatıştırdım. Kyafetimde belli belirsiz bir tarz farklılığı vardı. Artık daha sevecen ve yaşama isteği dolu bir görüntüm, neşeli ve mutlu bakışlara sahibim. Ümit doluyum. Geriye doğru çekildim ve banyodan çıktım. Banyonun ışığı söndü. Karanlığı delercesine bakmaya devam ediyorum. Burası biraz soğukça galiba.

Konu ile ilgili yorum yapmak ve yorumların tamamına ulaşmak için tıklayınız