Ağzı açık ayran budalası (6)


| 07 Mayıs 2007 | 0 yorum | 4099 gosterim

Şalvarlı Bacılar Üçlüsü’nün köyde estirdiği yenilik fırtınası yetrli olacak mı? Pembe, eflatun, mor renkli devrim amacına ulaşacak mı?


Nilgün olanca gücü ile bağırıyordu “bir erkek seyircimiz vaaaaar”

Bu, köyde verdikleri üçüncü konserdi. Onsekiz saat süren bir yolculuk sonrası köye ulaşmış ve Müdürüm beyin evine yerleşmişlerdi. Paytak Hanım Teyze heyecanını gizleyemiyor, tüm sevimliliği ve içtenliği ile konuklarını en iyi şekilde ağarlamaya gayret gösteriyordu. Kızların enstrümanları eve sığmadığı için özellikle Nilgün’ün davulunu bahçedeki depoda hazırlanan özel bölüme yerleştirmişlerdi. Köye geldikleri ilk akşam neredeyse tüm köy halkının ilgi odağı olmuşlar, yukarı kahvede çay içmek için verdikleri molada kendilerini ürkek ve meraklı bakışlar arasında buluvermişlerdi.

Yukarı kahve, Müdürüm bey’in seçim kampanyasını yürttüğü ofisiydi artık. Kızların da gelmesiyle kendini daha güçlü hissediyordu. İlk iki gün kızlarla birlikte evlere misafirliğe gitmişler, okumanın önemini, değişen dünyayı, kadınların sosyal hayata katkısından ve esas olunması gereken yerden çok uzakta bulunduklarından bahsetmişlerdi. Canlı örnekleri işte karşılarındaydı. Okuyan, kendilerine güveni tam ve özgür kadınlar. Bu ziyaretlerden en çok zevki Başak alıyordu, her gittikleri yerde “devrimin ayak sesleri bunlar, giderek kalabalıklaşacak, önümüzde kimse duramayacak” diyordu. Misafirliğe gittiklerinde kızlar da boş durmamış konuk oldukları evlerde ev işlerine yardım etmiş, ev sakinlerinin izin verdiği ölçüde küçük kurabiyeler, tatlılar, yemekler yapmışlardı. Hedefleri, yeniliğin ve okumanın benliklerinden bir şey kaybettirmeyeceğini göstermek idi. Ne de olsa yılların köy hayatı alışkanlıklarından mucizevi şekilde vaz geçilmesini kimse beklemiyordu. Ama bunu yavaş ve emin adımlarla yapmak onların elindeydi, inisiyatif onlarda olmalıydı. Üçüncü günün sonunda Müdürüm Bey’in okul bahçesinde hazırladığı sahnede ilk kez yerlerini almışlar ve repertuarlarındaki şarkıları söylemeye başlamışlardı. Doğrusu ilk gecenin adı hüsran değilse ne olabilirdi ki. Okul çevresindeki evlerin tamamının bahçesi ve damları dahil meraklı dinleyicilerle dolmuş olmasına rağmen, okulun bahçesinde birkaç ufaklık dışında kimse yoktu. Grubun çaldığı rock şarkılarına ancak çevrelerinde uçuşan ebabil kuşları karşılık veriyordu. “Bu daha ilk konser” demişti Müdürüm bey “alışacaklar”. Ertesi günü yanlarında getirdikleri “viktorya sittiret” marka iç çamaşırlarını alt üst ayırt etmeden köydeki kadınlara dağıtmaya başladılar, bu onların pembe, mor, eflatun devrimlerinin simgesiydi. Ama kadınların tamamı, Paytak hanım teyze hariç, çamaşırları giymeyi reddetmişti. Geceleri sadece kocalarının gördüğü devrim simgesi neye yarardı ki. Onlar bunu herkese göstermeliydiler. Bunun için çamaşırları kollarına bağlayarak köyde gezinmeye başlamışlardı. Paytak hanım teyze dışında çamaşırlar ancak yirmiiki kadına yetince, kalanlara, sümerbank basması paçalı donu kesip kesip dağıttılar.

İkinci konser biraz daha kalabalık geçmişti. Üç beş ufaklığın yanına, onları eve götürmek için gelen devrim üyeleri eklenmişti. Çoğu kadın kocalarının engellemesiyle karşılaşmış, uyduruktan işler yüzünden konseri yine evlerinden izlemek zorunda kalmışlardı. Yolunu şaşıran bir iki keçi ve ineği saymazsak tek izleyicileri şişe dibi gözlüklü kavruk dede idi. Konser bitiminde doğruca Muhtarın yanına gidip “Şarlatan bunlar, tek yaptıkları metal parçalarına vurup gürültü çıkarmak” diyordu.

Üçüncü konserlerinde radikal bir değişiklik yapmaya karar vermişlerdi. “Burası köy” demişti Selen. “tamam tavuklara ve kokusuna alıştım artık, ama seyircisizliğe dayanamıyorum, bizim grubun adı ne?”

“Tabi ya diye haykırdı Nilgün, ŞALVARLI BACILAR ÜÇLÜSÜ, bu gece şalvarlıyız, başka yolu yok”

Gerçekten de bu değişiklik işe yaramış gibi görünüyordu, devrim üyelerinin kocalarına karşı aldıkları tavrın da etkisiyle hatrı sayılır bir dinleyici toplanmıştı bahçeye. Şalvarlı bacılar üçlüsü neşe içinde konserlerini sürdürmeye devam ederken sıra son parçalarını çalmaya geldiğinde kalabalığı yara yara genç bir erkeğin geldiğini görmüştü Nilgün. Genç adam kararlı ama şaşkın bakışlarla sahneye doğru ilerlemiş, gözlerini Başak’a dikmiş, ağzı açık ayran budalası gibi hayretle bakakalmıştı. Nilgün olanca gücü ile bağırıyordu elindeki bagetlerle davuluna vururken “tabuları yıktık işte, bir erkek seyircimiz vaaaaar” .

Konu ile ilgili yorum yapmak ve yorumların tamamına ulaşmak için tıklayınız