RUHUMUZ HER DEM TAZE!


| 17 Kasım 2009 | 0 yorum | 1856 gosterim

Seneler hızla koşar adım gidiyor, zaman acımasız, zamana dur durak yok. Hayat bir göz açıp kapayıncaya kadar geçiyor. Ama her şey o kadar yeni gibi ki… Okul yılları, arkadaşlıklar, ilk aşk, ilk gözyaşları, iş yaşamı, evlilik, çocuk derken ve sürekli zamanla yarışırken aslında yarıştığınız sadece kendinizdiniz.

Bir gün, evet bir gün bir de bakıyorsunuz ki yolu çoktan yarılamışsınız. Boyunca çocuklarınız olmuş, bir kısmı kendi hayatlarını kurmuş; belki emekli olmuşsunuz, belki hala çalışıyorsunuz ama; bu arada kendinizle ilgili hiçbir şey yapamadan aynalarla köşe kapmaca oynuyorsunuz. Oysaki siz, eski sizsiniz. İçiniz, duygularınız, hissettikleriniz, heyecanlarınız henüz çok genç. Ruhunuz adeta yıllara meydan okuyor.

Seneler bedeninizden bir şeyler alıp götürürken, saçlarınızda beyaz teller çoğalırken, yüzünüzdeki çizgiler iyice derinleşip kendisini hissettirirken ve siz tüm bunları şaşkınlık içinde izlerken genç kalan tek şey ruhunuz. Öyle ki aldığınız her yaş edindiğiniz sayısız tecrübeye bir yenisini eklerken; saçlarınıza beyaz telleri, yüzünüze çizgileri eklemeye devam ediyor siz farkına varmadan.

İçinde olduğumuz yaşı kabullenmemek değil elbette ama yine de kendimize konduramıyoruz. Boyumuza gelen çocuklarımıza bakınca ya da eski okul arkadaşlarımızı görünce anlıyoruz yılların gerçekten acımasızca geçtiğini. Yine de ruhumuz yaşımıza inat gençlik türküleri söyleyecek kadar kıpır kıpır içimizde. Ne ilginç değil mi? Yıllar önce bizlere çok büyük ve yaşlı gelen insanların yaşına yaklaştığımız halde; şimdi içinde bulunduğumuz bu yaşlar bize eskisi gibi yaşlı gelmiyor. Eskiden sanki kırklara, ellilere hiç gelmeyecekmiş gibi hisseder, o yaştaki insanlarla aramızda uçurumlar olduğunu kabul ederdik. Ama göz açıp kapayıncaya kadar geçti zaman. Bir de baktık ki bizlerde o yaşları sürmeye başlamışız.

Elbette her yaş çok güzel, elbette her yeni sene bizlere kattığı olgunlukla hayatı daha farklı algılamamızı sağlıyor. Ama bir gerçek var ki o da zamana direnmek olmuyor. Nasıl ki ellerimizin arasından akıp geçerken suyu durdurmak mümkün olmuyorsa, zamana  karşı koymak da imkansız. Yapılacak tek şey hem ruhumuza hem de bedenimize iyi bakmak. O dünyadaki tek varlığın kıymetini gerçekten bilmek. Rastgele ilişkilerle, öylesine geçen günlerle, boşvermişliklerle zedelememek. Pişmanlıklara, keşkelere yer vermemeye çalışmak. Ve ne zaman sonuçlanacağınız bilemediğimiz hayatımızı doyunca yaşamak.  Ruhumuzun gençliğini bedenimize yansıtmak. İçimizin kıpır kıpır çocuksu neşesini bastırmak yerine beslemek ve ondan kuvvet alarak hayata dört elle sarılmak. Başlangıcından sorumlu olmadığımız hayatımızın finalini elimizden geldiğince iyi yaşamak, mutlu anlarımızı çoğaltmak.

Ve her dem taze ruhumuzun ışıltı kattığı bedenimizi sevgimizin gücüyle tazelerken; aldığımız yaşlara inat hayata gülümseyerek bakmayı başarmak; en önemlisi gençlere her yaşın yaşanacak ayrı güzelliği olduğunu göstermek.

Sevgiyle her dem genç kalın.

Belgin ERYAVUZ
03.04.2009

Konu ile ilgili yorum yapmak ve yorumların tamamına ulaşmak için tıklayınız