Kıskançlığın Soğuk Nefesi


| 02 Ekim 2005 | 0 yorum | 9357 gosterim

Kıskançlığın Soğuk Nefesi Ensenizde mi? İnsanlar neden kıskanırlar?

Kıskançlık… bir türlü anlayamadığım, tanımlamakta zorluk çektiğim, insanların o güzel manevi değerlerinin yanına pek yakıştıramadığım karmaşık bir duygu.

İnsanlar neden kıskanırlar?

Kendi kendime bu soruyu defalarca sorduğum halde, yanıt bulmakta zorlanıyorum. Kıskançlık bana göre sevmeyi ve paylaşmayı tam öğrenememiş, "ben" duygusu ağır basan insanların kendi egolarını tatmin etmeye çalıştıkları yada bazı duygularını bastırmaya çalışırken yaşadıkları o soğuk ama bir o kadar da yakıcı duygu…

Kıskançlık her insanın doğasında vardır ve insanlık kadar gerçektir. Ama gerek aldığımız eğitim ve gerekse yaşam şeklimizle kimimiz kıskançlık nedir bilmezken, bazılarımız sadece kıskançlık yüzünden birbirlerinin canına kıyacak kadar değişim gösterebiliyor. Dahası bu duyguyu böylesine yoğun yaşayıp, sevdiklerine de hissettiriyorlar ve hayatlarını bir anlamda yaşanmaz hale getiriyorlar. Bir bayan kendisinden daha güzel bir bayanı, kısa boylusu uzun boyluyu, fakiri zengini, evsizi ev sahibi olanları, arabasız olanlar araba sahiplerini, gelir seviyesi düşükler daha güzel şartlarda yaşayanları, çocuk sahibi olamayanlar çocuklu aileleri, çoğunlukla da eşler birbirini kıskanıp duruyorlar. Peki ama neden? Ben esas gerekçeği bir türlü bulamıyor ve kıskananları haklı göremiyorum. Belki de diğer duygularımın yanında yer vermiyorum, aslını isterseniz vermek de istemiyorum. Ama zaman zaman ensemde kıskançlığın soğuk nefesini hissediyorum…

Yazılarını severek takip ettiğim Ahmet Altan “Kıskanmak ve içinizdeki bıçak” isimli deneme yazısında bakın kıskançlığı nasıl özetliyor. “Şeytanın yarattığı gökkuşağı gibidir kıskançlık. İçinde siyahtan mora doğru her türlü karanlık rengin kıpırdaştığı bir gökkuşağı…”

Kıskanmayı kendimizden uzak tutalım ne olur, o soğuk duygunun önce kendi içimizi kemirmesine, sonrada karşımızdakilerin duygularını incitmesine izin vermeyelim. Özellikle çocuklar…onlara bu duygunun varlığını bile hatırlatmayalım. Tek yolu sevmek ve paylaşmak…Herkesi, her şeyi ayırt etmeden, karşılık beklemeden seven ve sahip olduklarını çevresindekilerle paylaşan çocuklar yetiştirelim. Bu o kadar da zor değil inanın bana. Bu duygu bütünlüğü içinde yetişen bir çocuğun arkadaşlarını, kardeşlerini ve ileriki yaşamında etrafındakileri kıskanmasına gerek kalmayacaktır o zaman.

İnsanların belirli hedeflere sahip olmaları adına, kendilerinden daha yüksek düzeydekilerle kıyaslama yapmaları onların kıskanmalarını gerektirmez ki. Beğenip, gıpta edebilirsiniz ve içinizden “keşke bende de olsa, keşke bende onun gibi olsam,…” dersiniz o kadar. Bu son derece masum, son derece naif bir histir ve hissedilmelidir. Ama kıskanmak, sahip olmadığımız bir değere başkalarının sahip olduğunu görünce içimizi kemiren o karabasana yenik düşmek… Bunu anlayamıyorum.

Ama biliyorum ki sevmeyi bilen, paylaşmayı isteyen hiç kimse kıskanmaz. Kıskançlığın o iç yakıcı duygusuna yenilip, hem kendine hem de sevdiklerine hayatı çekilmez hale getirmez.

Kalbini sevginin o eşsiz pınarına dayayan, sevgiye doyan, güvenmeyi bilen, paylaşımın erdemlerin en güzel duygusu olduğuna inanan insanlar… Hayat sizlerle güzel, sizlerle anlamlı inanın bana.

Kıskançlığın o soğuk nefesini ensemizde duymadığınız güzel günlere…
Sevgiyle kalın.

Konu ile ilgili yorum yapmak ve yorumların tamamına ulaşmak için tıklayınız