HAYATA BAĞLIYSAN EN GENÇ İNSAN SENSİN…


| 31 Mart 2013 | 0 yorum | 1607 gosterim
mutluluk

 Hayata bağlanmak, hayatı dolu dolu yaşamak ne kadar da güzel…

Yaşamı sevmek, sevgiyle tebessüm ederek hayallerin, arzuların peşinde koşabilmek…

Yaşarken tat alabilmek, o tadın keyfine varmak bizim asıl zenginliğimiz bence. Ve insan hayata bağlı olduğu oranda genç, hayata tebessümle bakabildiği oranda sevgi dolu. Üstelik duyguları da hep kıpır kıpır…

İçimizdeki yaşama sevincini, hayallerimizi yakalama ve başarıyı kucaklama arzusuna dönüştürdüğümüz; o potansiyeli, o enerjiyi  hep aktif tuttuğumuz sürece mutluluk hep içimizde kalacak ve biz hep daha genç olacağız. Çünkü ruhumuz o tazeliği, o çocuk sevincini hep koruyacak. Üstelik başardıklarımız, yakaladığımız hayallerimiz ve olmasını istediğimiz pek çok yeni hayalimiz; hayatımızı her geçen gün daha da zenginleştirecek.

Dış görünümde, beden yaşında değildir gençlik. Hayata ne kadar bağlıysan o kadar gençsin aslında. Ve hayattan ne kadar çabuk elini eteğini çekersen o kadar yaşlısın hem de hiç olmadığın kadar. Yaşamı sevmek gerek önce genç olmak için, aşkla bakabilmek gerek her şeye, aşkla ve tebessümle her şeye rağmen…

Hayatımızdaki önceliklerin sırası, bunlar arasında kendimize ayırdıklarımız, ertelediklerimiz, hiç kurmadığımız hatta kendimize o güne değin yakıştıramadığımız hayallerimiz. Farkında olmadan insan kendi kendisinin önüne  setler çekiyor bazen. Hayallerini bile kurarken mantıklı mı diye bakıyor… Oysa ki hayal bu, adı üstünde ne kadar engin, ne kadar uçsuz bucaksız olursa o kadar iyi. Bırakın sizi peşinden sürüklesin, bırakın içinizdeki o çocuğun elinden tutup denizin engin maviliklerinde yol almanızı sağlasın… Bunun kime ne zararı var ki, sizi hayata sımsıkı bağlamaktan başka.

Elbette hepimiz yapacaklarımızı belirlerken daha çok zamanımız olduğunu düşünüyoruz; ama kesin olan bir şey var ki, o bize ölçülen zaman ne kadar hiç birimiz bilemiyoruz. Sadece sanki sonsuza değin yaşayacakmışçasına hayallerimizi hep erteliyoruz. Öncelik sıramızı hep sevdiklerimize ve sorumluluklarımıza ayırırken, kendimizi tabiri yerindeyse hiçe sayıyoruz. Halbuki asıl olan kendimiz değil miyiz? Biz mutlu, biz istekli, biz hayata bağlı olacağız ki; sevdiklerimize, yakınlarımıza, çevremize faydamız dokunsun, yapacaklarımızı daha iyi daha kaliteli yapmak adına istek sahibi olalım. Ama hayır. Biz tam tersine öncelikte onları başa alıyor, kendimizi sonlara dahi koymuyor, adeta yok sayıyoruz. Sonra mutsuz, bezgin, bitkin, umutsuz, hep aynı şeyleri yapan, hiç tebessüm etmeyen bireyler olup çıkıyoruz. Ve o noktada bizden daha yaşlısı yok bu dünyada. Oysa ki belki daha yolun yarısında bile değiliz. Önemli olan fark etmek. Kendimizi önemsemek ve o noktada önceliği kendimize ayırmak.  Bu bencillik yapmak anlamında değil elbette. Sadece kendimizi düşünüp, sadece kendimiz için yaşamak da değil. Sadece bizim yaşam hakkımızın da hakkını vermek sözünü ettiğim.

İşte bunun kararını verebilirsek, yaşımız kaç olursa olsun bizi kimse tutamaz. Hayal ettiğimiz, hep yapmayı isteyip de ertelediğimiz her ne varsa tek tek yapabilmemiz mümkün. Çünkü biz de, enerjimiz de buna hazırız.

Tarihe baktığımızda pek çok ünlünün pek çok ünlü esere çok ileri yaşlarında imza attıklarını görmek mümkün. Onlar hiç pes etmeden hayata inatla direnmişler. Örnek mi? O kadar çok ki…

*Mimar Sinan ünlü Süleymaniye Camii’ni tamamladığında 70 yaşındaydı.

*Ünlü İspanyol ressam Pablo Picasso 90 yaşında en güzel eserlerini verdi.

*İsmet İnönü 53 yaşında İngilizce öğrenmeye başladı, yine 50 yaşında viyolonsel çalmayı denedi.

*Alman edebiyatının ünlü yazarlarından Geothe ‘Dr.Faustus’u 80′inden sonra yazdı.

*Ünlü İtalyan besteci Giuseppe Verdi, Otello’yu  73 yaşında bitirdi.

*İngiliz düşünürü Thomas Hobbes, 90′ını geçtiği halde kalemini elinden bırakmadı.

* Ünlü Fransız heykel sanatçısı Auguste Rodin, en iyi eserlerini 70′inden sonra yaptı.

*Nobel barış ödülü sahibi ünlü Alman doktor Albert Schweitzer, bir Afrika hastanesinde ameliyat yaptığında 88 yaşındaydı.

* Don Counsilman, 58 yaşında Manş Denizi’ni geçen en yaşlı adam ünvanını aldı.

* İngiliz sinema yönetmeni, oyuncu ve yazar Charlie Chaplin, 76 yaşında halen film yönetmenliği yapıyordu.

*Fransız Edebiyatında klasik geleneğin en saygın temsilcisi olan Anatole France yaşı 80 olduğu halde hayattan kopmadı, eser yazmaya devam etti.

* Çağdaş İngiliz romanının öncülerinden olarak kabul edilen Thomas Hardy, 88 yaşında iken, edebi şaheserler vermeye devam ediyordu.

*İrlandalı ünlü oyun yazarı George Bernard Shaw, piyeslerinden biri ilk defa sahnelendiğinde 94 yaşındaydı ve o yaşına değin umudunu kaybetmedi.

Bunlar tarih sahnesindeki birkaç isim sadece. Onlar gibi olmamız mümkün olmasa bile, kendi hayallerimizi yaratma ve yaşatma adına; yaşın o kadar da önemli olmadığını göstermiyor mu hepsi? Bu yolda başarılı olmak için gelin Grammy ödülü sahibi, İrlanda asıllı Amerikalı ünlü komedyen, oyuncu ve yazar George Carlin’in tavsiyelerine kulak verelim.

‘’Yaş kilo boy gibi zorunlu olmayan sayıları çöpe atın.’’ diyor ve devam ediyor ‘’Bırakın onları doktorunuz düşünsün, bunun için ücret alıyor sizden.’’

‘’Sadece neşeli arkadaşlarınız olsun. Çünkü tebessüm edemeyenler, surat asanlar sizi aşağı çeker.’’

‘’Öğrenmeyi sürdürün. Beyniniz hep çalışsın, atıl kalmasın. Sizi meşgul edecek şeyleriniz olsun.’’

 ‘’Küçük şeylerden zevk almaya bakın.’’

‘’Sık sık, uzun uzun, var gücünüzle gülün. Soluksuz kalıncaya kadar gülün.’’

‘’Gözyaşı olacaktır. Katlanın, yas tutun, başka yaşantılara geçin.’’

‘’Sevdiklerinizle doldurun çevrenizi, aile, kedi, köpek, kuş, balık, yadigarlar, müzik, bitkiler, hobiler, ne olursa… Eviniz sığınağınızdır.’’

‘’Sağlığınız kıymetini bilin. İyiyse üzerine titreyin. Bozuksa düzeltin. Siz kendiniz düzeltemiyorsanız yardım arayın.’’

‘’Vicdan azabından uzak durun.’’

‘’Sevdiğiniz insanlara onları sevdiğinizi söyleyin her fırsatta. Ve hiç unutmayın ki yaşam, aldığımız sokularla değil, soluk kesen anlarla ölçülür.’’

İşte tüm bunları yapabilmek lazım, en azından denemek elden geldiğince. Hayatın o dalgalı ritmlerinde  hem ruhen genç, hem özgür, hem de başarılı olmak adına. Yani ünlü Fransız yazar Andre Maurois’in tabiriyle “İnsan her gününü küçük bir ölmezlik haline getirmesini bilmelidir.”

Bırakalım hayallerimizle zenginleştirdiğimiz dünyamızda her şeye rağmen en güzel eserimiz; yaşama hakkını vermek, her ANın kıymetini bilmek ve tebessümlerimizle kazandıklarımız olsun.

Sevgiyle kalın.

Belgin ERYAVUZ

23.01.2013

Konu ile ilgili yorum yapmak ve yorumların tamamına ulaşmak için tıklayınız