HASTALIKTA SAĞLIKTA…


| 08 Ocak 2011 | 0 yorum | 2293 gosterim

“Hastalıkta sağlıkta, iyi günde kötü günde… “ diye başlamaz mı en mutlu beraberlikler, en güzel evlilikler. Sıcacık aşk kokusunu içimizde hissederken ağzımızdan heyecanla dökülüvermez mi bir çırpıda? Sevdiğimiz tam karşımızdayken, eli elimizdeyken gözlerinin taa içine bakarak söylediğimiz bu cümleye o anda tüm kalbimizle inanmaz mıyız? Elbette evet. Ama ya sonra?


Sadece biten sevdalarda, aldatmalarda değil kaderin önümüze çıkarttığı ağır hastalıklarda da nedendir bilinmez bu sözleri en çok ve en çabuk erkekler unutuverir. Sanki hiç söylenmemiş, sanki hiçbir şey hissedilmemiş, sanki hiç yaşanmamış gibi kadınını o en çaresiz anında hastalığı ile yapayalnız bırakırken… Bir kadın olarak bunu anlamam ve erkeklere hak vermem öylesine zor ki. Erkeklerin bu denli acımasız ve vicdansız olduklarını; adeta insanlıktan uzaklaştıklarını, yaşadıkları sevgiyi bir anda yok sayarak tamamen bencil duygularla hareket ettiklerini düşünmekten kendimi alamıyorum. Oysa ki hastalıklar bir anda çıkıverir karşımıza, bazen hafif bazen de ağır bir tabloyla hayatın nasılda değerli olduğunu bize o anda derinden hissettirirken. Bir gün öncesine kadar nasıl da şanslı ve mutlu olduğumuzun bilincine ancak o anda varırız nedense ve yine o anda yanımızda bize destek olacak bir yürek, bir el, bir omuz ararız. Bu eşimiz olmayacak da kim olacaktır? Ne yazık ki erkekler hasta eşlerini terk ederken, kendi hayatlarını yaşayacaklarını açıkça söylerken bu gerçeği tamamen unutuyorlar. Halbuki onlar da bir baba, bir eş statüsünde değiller mi? Vicdanları nasıl rahat edebilir ki geride bıraktığı eşleri çaresizlikler ve hastalıklar içinde boğuşurken. Bir zamanlar aynı yastığa baş koyduğu, iyi ya da kötü pek çok şeyini paylaştığı eşini böyle çaresiz görmek istemediği için mi acaba? Yoksa bu çok mu iyimser bir bakış açısı bilemiyorum. Yine de içimdeki bir ses erkeklerin bu denli acımasız ve duygusuz olmadıklarını fısıldıyor; her ne kadar bu ve buna benzer örnekler çok olsa da. Engelli çocuğu oldu diye eşini suçlayan ve o masum çocuğun dünyaya gelmesinde hiçbir katkısı olmamış gibi tüm suçu eşine yükleyerek çocuğu ile birlikte eşini bir başına bırakanları; baba olduğu halde bu sorumluluğu kaldıramayan, bakımını üstlenemeyen ve terk edip gitmeyi kendilerince en doğru hareket olarak gören erkekleri ise düşünmek dahi istemiyorum. Elbette çok duyarlı, çok hassas erkekler var biliyorum. Eşi için, çocukları için her türlü fedakarlığı gözü kapalı yapan, yüreği güzel insanlar. Ama böylesi ağır travmalarda aniden gelen hastalıklarda bozulan ilişkilere ve ani terk edişlere baktığımızda erkekler ne yazık ki başı çekiyor. Bir yanda ağır hastalığını henüz kabullenemeyen, neden olduğunu anlamaya çalışan çaresiz bir kadın. Öte yanda onunla bir ömrü paylaşmaya söz verdiği halde sözünden dönmekte herhangi bir sakınca görmeyen bir erkek. Bu acımasızlık değil de nedir? Sağlıklı ve iyi günlerinde, her şey yolundayken, el ele gülüp yaşamasını bilen, hayatın tadını çıkaran bir çift nasıl olur da hem de ağır bir hastalıkta bir anda yol ayırımına gelir ve o dönemeçte bir kişi başını alıp başka bir yol izlemeyi kendisine hak görebilir? Diğerini tek başına, hastalığı ve kaderi ile bırakarak… Paylaştıkları onca düşü öksüz bırakarak, anılarını hiçe sayarak, hayallerini tek tek yok ederek. Zordur o günlerle başa çıkmak hem de çok zor. Yazınız bir anda kışa dönüverir. Sıcacık günler yerini ıssız, soğuk ve karanlık günlere bırakarak. Ama her anlamda son derece dayanıklı ve güçlü olmanız gereken böyle bir anda sakın kendinizi bırakmayın. Aksine sizin sevginizi hak etmeyenlerden bir an önce uzaklaşın. İçinizden söküp atın tüm olumsuz düşünceleri ve güçlü çok daha güçlü olarak ayakta kalın, hayata meydan okuyarak. Hem hastalıkla, hem de ayrılıkla başa çıkacak güce sahipsiniz siz. Üstelik sizi aciz görenlere nasıl da güçlü olduğunuzu göstermek adına yapın bunu. Hepsinden önemlisi hayat denen hediyenizi kimsenin elinizden almasına izin vermeden. Varsın dertler gelsin tek tek değil de birbiri ardına adeta sabrınızı zorlayarak. Siz güçlüsünüz ve yaşamın hakkını vereceksiniz. Bırakın terk edip gideni, mücadeleniz nefes alacağınız günlerin sayısını arttırmak olsun, iyileşmek olsun. Hastalığınızı alt ederek, sapasağlam dikilin geride kalan hayatınızda gerekirse kaderinizin önüne geçerek. Şu anda en dip noktalardasınız muhtelemen, var mı daha aşağısı, yok! O halde ayaklarınızla hızla dibe vurup yukarılara çıkma ve ışığı yakalama zamanı şimdi. Çünkü siz güçlüsünüz, evet terk edilmeyi hak etmediniz belki ama yaşam sınavını hakkıyla, bileğinizin gücüyle tek başına verdiniz. Sağlıkla kalın, sevginizin gerçek değerini bilenler kuşatsın dört bir yanınızı. Belgin ERYAVUZ 10.04.2010

Konu ile ilgili yorum yapmak ve yorumların tamamına ulaşmak için tıklayınız