FARKINDALIK ROTAMIZ, ANLAR TEBESSÜMLERİMİZ OLSUN (1/2)


| 16 Mart 2013 | 0 yorum | 1321 gosterim
farkindalik copy

Anı yaşamak, farkındalığımızı artırırken; hayata daha sıkı, daha umutla sarılmak ve mutlulukla tebessüm etmek… İşte hepimizin yapmak istediği bu aslında. Ama yaparken öyle zorlanıyoruz ki. Üstelik bazen de  önemsemiyor, hatta görmezden geliyoruz. Oysa ki zaman ne kadar kıymetliyse, zamanın içindeki ANlar da o denli kıymetli. O çilek kokusu burnumuzda olmalı, tadı ağzımızı şenlendirmeli her daim.

Aslında hayatımızı yaşarken hiçbir ANımız sıradan değil. Eğer bunu keşfedersek, bakış açımız tamamen değişecek ve algılarımız açılacak… Bunun için öncelikle FARKINDALIĞIMIZI artırmamız gerekiyor. Farkındalığımız arttıkça anlayışımız, olaylara bakış açımız artacak ve algılamamız kolaylaşacak. Kısacası, farkındalığımız bilincimizi artırırken; bilincimiz dört bir yanımızı tarayan algılarımızı artıran basamakları oluşturacak.

Pekiyi farkındalık ne demek? Farkındalık; fark edebilmek yani bakmanın yanında görebilmek demek. Farkındalık; yapılan işle bütünleşmek, araya başka duygu ve düşüncelerin girmesine izin vermeden o ANda kalıp, sadece o işe odaklanmak demek. Elbette  herbirimizin baktığı, bakarken gördüğü ve fark ettikleri; yani farkındalıkları başka başka şeyler olabiliyor. Bu durum biraz kişilerin yaşam tarzıyla, biraz da beyin yapıları ve kendilerini geliştirmeleriyle alakalı olarak değişiyor.

Farkındalık yaşarken, kendi dışımızda olan olaylar her ne ise onlara yargılamadan yaklaşabiliyoruz. Her şeyi daha net ve olduğu gibi görüyoruz çünkü. İşte bu nedenle de ANları kucaklamamız kolaylaşıyor.

‘’Hayat nefes aldığın ANların toplamı değil, nefes kesen ANların bütünüdür ‘’ diyor Oscar Wilde. Katılmamak elde değil.

Hayat her haliyle yaşamaya değerken, bin bir güzellik dört bir yanımızı sarıp sarmalamışken; bizim onları yok saymamız bence kendimize yapacağımız en büyük haksızlık; öyle değil mi? Üstelik neden mutlu olamıyorum, neden çok şansızım diye düşünüp duran ve böyle yaptıkça olumsuz duyguların etrafımızı bir bulut misali sarmasına izin verenler yine bizleriz. Ve en kolayına kaçıp başkalarını suçlayan, her şeyi kadere yükleyenler de. Halbuki pek çok şey elimizin altında, çevremizde, dünyamızda. Bizlere düşen ise sadece FARK etmek, ANları yakalamak o kadar. Sonrasında o mis gibi çilek kokusunu duymamak, o eşsiz lezzeti tatmamak olmaz. İşte en büyük ödülümüz de onlar aslında.

Pekiyi ANları nasıl yakalayacağız? Zaman bu denli hızla akıp giderken nasıl farkında olacağız? İşte kilit nokta burada. Bunun ipuçlarını yakalamak için konunun uzmanlarına kulak verelim ve adım adım uygulamaya çalışalım istiyorum bu yazımla, her zaman olduğu gibi beraberce.

Anı yakalayabilmek için, öncelikle düşünce eylemimizi gözden geçirmemiz gerekiyor. Bir başka deyişle; kendi iç sesimize kulak verip, ne dediğini duymak ve bundan da önemlisi onu önemsemek…

Aslında hepimizin kafasında sürekli konuşan bir iç ses var, bazen fark etmediğimiz, bazen de susturmaya çabaladığımız. İşte bu sesi dinleyip, tarafsız ve önyargısız bir şekilde ne dediğine bakmamız lazım öncelikle. Uzmanların tabirleri ile; bir anlamda düşünce akışımızı dışardan bir başkası gibi gözlemleyip, durdurmaya çalışmamız gerekli. Ve bunu yaparken kendimizi zorlamamak da oldukça önemli. Önerildiği kadar kolay olmadığını biliyorum, ama her şey bizim elimizde. Çünkü insan isterse gerçekten ve yüreğini koyarsa başarmaması için bir neden yok diye düşünüyorum. Ve bizler her şeyi yapabilecek kadar güçlü ve cesuruz aslında. Yeter ki bunun farkında olalım. Kendimize güven duyalım. Üstelik ilk denemelerde başarmıyorsak, başarana kadar denemek ve vazgeçmemek de her daim ilkemiz olsun.

Bu noktada ‘%100 DÜŞÜNCE GÜCÜ’ isimli ünlü bir kitaptan söz etmek istiyorum sizlere. Yazarı Amerikalı Jack Ensign ADDINGTON; kendisi eski bir hukukçu ama, aynı zamanda ruhsal bilimler üzerine eğitim görmüş ve kendini geliştirmiş bir yazar. Bu kitapta; her şeyin düşüncede başladığı vurgulanıyor. Düşünce, hem yönetici, hem üreticidir deniyor. Hepimizin bildiği gibi, içimizdeki bilinçli düşüncenin yanında bir de bilinçatımız var. İşte kitapta; hayatın erkek boyutu içimizdeki BİLİNÇLİ düşünce, dişi boyutu ise BİLİNÇALTIndan gelen yaratıcı düşünce olarak açıklanıyor. Bilinçaltı bedensel fonksiyonlarımızı otomatik olarak yürütüyor. Yani bilinç emir veren, bilinçaltı ise uygulan taraf.

İşte hepimiz, gereksiz sınırlandırmalarla, kendimiz için koyduğumuz kural ve yasaklarla aslında kendi mutsuzluğumuzu yaratıyoruz farkında olmadan. Oysa ki bilinçli olarak düşündüğümüz her şey bilinçaltımızı etkiliyor ve kalpten isteme derecesine bağlı olarak da eyleme geçiyor. Kalpten desteklenmeyenler ise sadece hayallerde kalıyor. Kısacası  hayatımızı ve geleceğimizi düşüncelerle yaratmak bizim elimizde. Düşünceler, duygulara onlar da hayata bakışımıza etki ediyor.

Bir de negatif düşünceler var ki; bunlara Otomatik Negatif Düşünceler (OND) deniyor. İngilizce’de kısaltması karınca anlamına gelen ANT (Automatic Negative Thought) olduğu için; kafamızın içindeki bu tarz olumsuz düşünceler karıncalara benzetiliyor. Bunlarla başa çıkmak psikolojimiz açısından son derece önemli. Çünkü bazıları ’kırmızı karınca’ olarak adlandırılan ve ’zehirleyen’ bu olumsuz düşünceler yeri geldiğinde hayatımızı karartabiliyor. Psikologlar, bu olumsuz düşüncelerin sağlığın ve cildin bozulmasına, kilo almaya ve acıya neden olabileceğini düşünüyor.

Bu konu üzerinde yıllardır çalışan Amerikalı ünlü psikiyatr ve pozitif düşünmenin kitabını yazan Doktor Daniel Amen; yaptığı çalışmalarla, olumsuz düşünceleri olumlu düşüncelere dönüştürerek yaşamlarımızı daha iyi hale getirebileceğimizi ortaya koyuyor. Meşhur kitabı ‘Beyninizi Değiştirin, Vücudunuzu Değiştirin’ de karıncaları ele alıyor. Bazılarının üstesinden gelinebiliceğini belirtirken; olumsuz düşüncelerin tüm düşünce yapısını ele geçirmesi anlamına gelen karınca istilasına karşı dikkatli olunması gerektiğini önemle vurguluyor. Kitabında basit bir takım tekniklerle, bu düşüncelerin beyni yemesine ve işgal etmesine engel olabileceğini ve bir daha geri gelmemelerinin sağlanabileceğini söylüyor. ‘’Kendinizle kafanızda oluşan olumsuz düşüncelere kulak vermemek için anlaşın. Bunu yaparsanız düşünceleriniz olumlu davranışlara yansıyacaktır. Vücudunuz aklınızı takip eder. Başka şansı yoktur” diyor.

Yapmak istediklerimiz, hedeflerimiz her ne ise öncelikle şimdi, beklemeden ilk adımı atmalı, kendimize duyduğumuz güveni asla kaybetmeden; yaratıcılığımızı kullanarak, olaylara daha geniş bir bakış açısıyla bakmayı alışkanlık haline getirerek, problemler karşısında çözüm odaklı düşünerek, olumsuz düşüncelerimize kulaklarımızı tıkayarak ve kendi zamanımızın efendisi olarak başarıyı kucaklayabiliriz. O halde ne duruyoruz, ŞİMDİ tam zamanı… (devamı 2/2 ‘ de)

Sevgiyle kalın.

Belgin ERYAVUZ

21.02.2013

Konu ile ilgili yorum yapmak ve yorumların tamamına ulaşmak için tıklayınız