Çocuklarımızda Travmanın İzleri


| 20 Nisan 2007 | 0 yorum | 2234 gosterim

Biz büyükler çocuklarımızın omuzlarına taşıyabileceklerinden daha büyük sorumluluk yükleyip onlardan anlayış beklerken; gerçekleri saklayarak, "çocuk, nasılsa anlamaz" mantığıyla bir takım şeyleri ört bas edersek onları daha çok yaralarız aslında.


Boşanmanın ardından çocukların dünyaları tıpkı adliye koridorlarında dava sonrası yaşanan sessizlik gibidir. Pek çok şeye tanık olmuş, pek çok şeyi dile getirememiş, çaresiz ve suskun kalmış duvarlalar gibidirler. Kimselerin umursamadığı sessiz çığlıklarından kimi küçük bir mahkeme odasında kilitli kalmış, kimi bir pencerenin pervazına sıkışmış, kimiyse tozlu raflarda bekleyen dosyaların arasında unutulup gitmiştir. Haykırışlarını duyacak kimse kalmamış, derin bir boşluk hissi tüm yüreklerini kaplamıştır.

Ama çocukların gönüllerinde hala anne babayı yeniden bir araya getirme tutkusu vardır ve bu umutlarını hiç kaybetmezler. Öte yandan hep bir merak duygusuyla içten içe mücadele ederler. Taşları bir türlü yerli yerine oturtamazlar. Sürekli eksik kalan ve bir türlü tamamlanamayan o taşı arar dururlar. Karşılaşacakları gerçeğin acı olabileceğini düşünseler de meraklarına engel olamazlar. Ve hayatları boyunca bilinçli olarak ya da bilemeden pek çok davranış şekli sergilerler.

Babasını evden uzaklaştırdığı, mutlu yuvalarını bozduğu için annesini suçlayanlar. Annesinin kızgın ve agresif tavırlarına bir anlam veremediği için ona düşman kesilenler. Babalarına haksızlık yapıldığını düşünereksürekli onu savunanlar. Erkeklere asla güvenmeyip, yaşamları boyunca onlardan nefret eden genç kızlar. Kadınlara ve sevgilerine hep soru işaretiyle bakan, her ilişkisinde öç alma isteği ile yanıp tutuşan delikanlılar. Dayak ve şiddetin içinde çocukluğunu dahi yaşayamadan büyümek zorunda kalan ve yaşadıklarının aynısını ileride kendi ailesine uygulayanlar. Doğduktan sonra terk edilip unutulduğu için hayata hep küskün olanlar; boşanan anne babanın arasında sürekli çekiştirilip durduğu için kendisini hiçbir zaman doğru dürüst ifade edemeyenler.

Ve daha niceleri…

Her bir cümlede bir başka travmanın izleri, bir başka acı tecrübenin kalıntıları var maalesef. Ve her biri içimizdeki, yakınımızdaki belki de kapı komşumuz bir ailede yaşanan dramın çocuklarımızın yüreklerinde açtığı onulmaz yaradan birkaç örnek sadece.

Unutmayalım ki, boşanmanın sebepleri biz büyükleri değil, çocuklarımızı da derinden etkiliyor. Bu sebepleri bilmenin ya da tamamen habersiz olmanın hangisinden çocuklarımız en az hasarla kurtulurlar onu kestirmek zor olmakla beraber; hatırlamamız gereken en belirgin özellik çocuklarımızın ayrılıklara karşı duyarlı oldukları, dirençlerinin ise pek çok noktada zayıf kalışıdır.

Onca yaşanmışlığın, onca deneyimin hiçe sayıldığı böylesi bir ortamda; çocuklarımız kasırgaya tutulmuş küçük bir yaprak gibi oradan oraya savrulup giderken, gerçeklere peşlerini asla bırakmaz. Gün gelir o acı damlalar yüzlerine birer tokat misali çarpar ve ileriki dönemlerde bu travmanın izleri mutlaka bir şekilde kendini gösterir. O nedenle gerekçeler, açıklamalar, anne babanın birbirlerine karşı sözleri, tavırları, boşanma sebeplerininanlatılıp anlatılmaması adına verilecek kararlar oldukça önemlidir.

Zorluklar bir değil, beş değil o kadar çok ki. Elimizde her iki ucu keskin, tehlikeli bir bıçak vardır sanki. Hangi tarafa denk gelirseniz gelin fark etmeyecek, mutlaka canınız acıyacak, içinizde bir yerleriniz kanayacaktır. Bu nedenle böylesi zor durumlarda yardım almak, profesyonel bir gözle olayın üstesinden gelemeye çalışmak, sorunlara ve sorulara ortaklaşa çözüm aramak belki de en doğru tercihtir. Çünkü kafamızı meşgul eden, bizi ikilemler içinde bırakan o kadar çok soru vardır ki…

Örnek mi? İşte birkaç tanesi…

Çocuğa tüm gerçekler anlatılmalı, boşanma sebepleri, anne babanın hataları açık seçik ortaya dökülmeli mi? Verilecek yalın cevaplar çocukları ruhsal anlamda etkilemez mi? Peki ya, hiçbir neden yokmuş gibi davranmak, gerçekleri saklamak? Düşüncelerin yanlış yönlere kaymasına, masum kişilerin suçlanmasına sebep olmaz mı?

Bu soruların cevaplarını vermek hiç de kolay değil, öyle değil mi? Çünkü her iki durumda da çocuğun ruhu etkilenecek ve bir şekilde darbe alacak.

Eğer gerçekler ne kadar acı olursa olsun bilmelidir derseniz, yavrularımızın minicik ruhu çok derinden sarsılabilir. Öğrenmesine gerek yok zaten anlayacak ve değerlendirecek yaşta değil deyip, her şeyi ört bas ederseniz bir süre sonra farklı suçlamalarla karşınıza dikilebilir. Hatta yıllar sonra gerçeklerle yeniden yüzleşmek zorunda kalınca, kapanmış yaraların kanamasına neden olabilirsiniz.

Bu zor kararı verirken kendinize dışardan bakmayı deneyin, ama unutmayın ki bu çok da kolay değildir. Bir insanın kendisine dışarıdan bakması, kendisini başkasının yerine koymasından daha zordur. Ancak yazılarını severek takip ettiğim yazar İclal Aydın'ın bir köşe yazısında dediği gibi; "Belki de işin sırrı, kendi hayatına karşıdan bakanların yön ve makas değiştirirken üstlerine doğru gelen bir başla trenle karşılaşma olasılığını hiç unutmadan, akıllıca risk alabilmelerinde yatıyor."

Konu çocuklarımız ve onların geleceği olduğu için, alacağımız riskin ne denli önemli olduğunu belirtmemize gerek yok sanıyorum. Ancak böylesi ciddi riskler güçlü bilinç düzeyiyle aşılabilir. Çünkü "hiçbir sorun, o sorunu yaratan bilinç düzeyi ile çözülemez." Bu cümle ünlü bilim adamı A.Einstein'a ait ve ne kadar doğru değil mi? Her zaman daha güçlü bir bilinç düzeyi ve her zaman akılcı bir yaklaşım.

Ben diyorum ki, aile içinde yapılacak vicdan muhasebesi can acıtacak olsa bile vakit geçirmeden yapılmalı; gerekçeler belirli çerçevelerde çocukla paylaşılmalı, ileride "keşke" denecek hiçbir şeye fırsat yaratılmamalıdır. Elbette tüm bunları yaparken çocuğun ruhunu zedelememeye özen göstermeli, oldukça yumuşak kelimeler kullanılmalı, nefret ve kin gibi kötü tohumların o minicik kalplerde yer etmesi önlenmelidir.

Biz büyükler çocuklarımızın omuzlarına taşıyabileceklerinden daha büyük sorumluluk yükleyip onlardan anlayış beklerken; gerçekleri saklayarak, "çocuk, nasılsa anlamaz" mantığıyla bir takım şeyleri ört bas edersek onları daha çok yaralarız aslında. Madem ki sorumluluk yüklenecek, bizi anlayacak kadar büyükler o halde bazı şeylerin belli ölçülerde konuşulması, onların fikirlerine baş vurulması, onaylarının alınması daha doğru değil mi? Diğer şekilde davranmak onları yok saymak anlamına gelmez mi?

Ortada aldatma, taciz, dayak, içki, kumar, uyuşturucu alışkanlığı gibi kolay affedilemeyecek sebepler varsa; boşanma sonrasında bunu çocuklara getirilerini düşünerek; saklayıp saklamamaya ya da bir süre ertelemeye karar vermek gerekiyor galiba. Çünkü gerçekler karşımıza dikilip, bunun çocuklarımız üzerindeki menfi etkilerini gözlemlemeye başladığımızda her şey için çok geç kalmış olabiliriz.

Unutmayın güçlü bilinç düzeyi ve akılcı yaklaşım bize yol gösterecektir. Yeter ki zamanında ve yerinde kullanmasını bilelim.

Sevgiyle kalın.

Konu ile ilgili yorum yapmak ve yorumların tamamına ulaşmak için tıklayınız