Ben Bir Anneyim


| 12 Ekim 2010 | 0 yorum | 4371 gosterim

Ben bir anneyim; yüreğim güçlü, yüreğim sevgi dolu. Yavrumu kucağıma aldığımda hissettiğim o muhteşem duygu, yıllar içinde yavrumla beraber büyüdü, büyüdü, kocaman oldu. Yavrum; oğlum, kızım onlar benim canım, onlar benim her şeyim adeta yaşama sebebim.

Nasıl  da cesur oluyor insan anne olunca; nasıl da gözü kara, hani tüm dünyaya tek yumrukla kafa tutacakmış gibi… Yavrusu söz konusu olduğunda aslan kesilen, gözü hiçbir şeyi görmeyen; olacak her ne varsa kendisine olsun, kendisine olsun da yavrusuna, göz bebeğine, canından sakındığına hiçbir şeyler olmasın isteyen; yeri geldiğinde yerlerde sürünen, açlık çeken, geceler boyu uyumayan…

Anne yüreği öylesine kocamandır, öylesine sevgi yüklüdür ki; çocukları söz konusu olduğunda hassaslaşır aniden. O bir dakika önceki demir gibi yumruktan eser kalmaz; yumuşacık olur kalbi pamuklar misali.

Yavrusuna bakarken gözleri nemlenir ara sıra; ona bir şeyler olacak diye içi titrer. Dudaklarında belli belirsiz dualar mırıldanır, yavrusunu her daim kötülüklerden korumak adına. Yanındayken, sıkı sıkı sarıldığında içi rahattır rahat olmasına ama uzağındayken meleklere emanet eder onu, dönüşünü dört gözle beklerken.

Peki ya o gidişlerin dönüşü olmazsa?

Ben bir anneyim, oğlumu, kınalı kuzumu şehit verdim. O olmaz olası teröre inat ağlamayacağım, al bayraklı  tabutuna son kez sarılırken oğluma sözüm var. Her yeni şehit haberinde yüreğim dağlansa da göz yaşlarım içime akıyor dualarım eşliğinde.

Ben bir anneyim; dünyalar tatlısı kızımı hala bulamadılar. Kayıp çocuk listesinde sadece bir isim herkesler için ama ya benim için? Yıllar geçti üzerinden, kapkara uzun yıllar, artık dirisinden geçtim ölüsüne de razıydım ama yok, yok işte.

Ben bir anneyim; oğlum uyuşturucu batağında. Nasıl olup da sevgimle yenemedim o olmaz olası arkadaşlarını, nasıl da yok edemedim kanındaki o zehirli akışkanı? Nerede yanlış yaptım? Biliyorum toplum en çok beni, anneliğimi suçluyor ama bir de bana sorsalar, bir de beni anlamaya çalışsalar, nasıl mücadele verdiğimi ve sonundaki çaresizliğimi görseler…

Ben bir anneyim; iki kızım da engelli. Onlara addım tüm dünyamı, ama ya etraftaki o meraklı bakışlar, o yürek sızlatan sorular? Hiçbir şeyden yılmadım onlardan yıldığım kadar.

Ben bir anneyim; oğlumu kollarımda ninnilerle büyütürken nereden bilirdim gün gelip farklı tercihleri olacağını. Karşı cinse hissedemediklerini kendi hemcinslerine aktaracağını. Rujlarımı, giysilerimi gizli gizli kullanıp farklı düşler kuracağını.

Ben bir anneyim; yavrumu bir deniz kazasında kaybettim. O hani motorun keskin pervaneleri kızımı almadan önce nasıl da neşeyle girmiştik denize; nasıl da planlar yapıyorduk geleceğe dair. O sahne yok mu ahh o sahne… yıllardır unutamadım tek bir karesini bile.

Ben bir anne adayıyım; karnımda downsendromu tanısını koydukları bir bbeğim var. Minicik bir kız. İçimde varlığını hissettiğim o her şeyden habersiz bedeni nasıl yok ederim ben?

Ben bir anneyim; gelinlik yaşa gelmiş kızını o büyük deprem faciasında yitirdim. Günlerce aradık narin bedenini ama yok bulamadık. Şimdilerde boş bir mezarla dertleşiyorum ama kulağım hala kapıdaki ayak seslerinde. Belki döner, belki gelir diye…

Ben bir anneyim ama yapayalnız. Anneliği tadamadan, yavrusunu koklayamadan ondan zorla kopartılan ve uzaklar kaçırılan çocuğunu hiç göremeyen, büyüdüğüne tanık olamayan bir anne.

Ben bir anneyim; yavrusunu, gencecik kızını demir parmaklıklar ardında bırakan. Özlemle duruşma günlerini bekleyip, sarılamadan, öpüp koklayamadan bir sonraki buluşma gününe gün sayan, kapıdan geleceği günleri iple çeken.

Ben bir anneyim; oğlumu elim bir trafik kazasında kaybeden. Aradan yıllar geçti ama o freni patlamış kamyonun görüntüsü, yavrumun parçalanmış bedeni her göz kapayışımda beliriyor önümde.

Ben bir anneyim; bin bir sıkıntı çekerek büyüttüğü biricik oğlu tarafından dövülen, yediği her bir tokatta, her hırpalanışta sessiz göz yaşları döken ama yine de şikayet etmeden seven.

Ben bir anne adayıyım; içimdeki minicik bedeni,  ara sıra kendini hissettiren tekmeleri ile beni kendine bağlayan yavrumu öpüp koklayamadan , sütümle besleyemeden alacaklar elimden.

Ben bir anneyim; çocukları tarafından elindeki avucundaki tüm birikimi alınıp, eski bir süpürge gibi kapı dışına fırlatılan, yabancılara, bir tas çorbaya muhtaç hale getirilen ama yine de yavrularına söz söyletmeyen bir anne.

Ben bir anneyim; gözünden sakınarak büyüttüğü kızını sevdiğiyle evlendiren, mutlu olması adına herşeyi kabul eden. Ama kızını evine yaptığı her ziyarette dayak izlerine tanık olan bir anne. O cıvıl cıvıl dünya güzeli kızı şimdilerde içine kapanmış, kaderine razı olmuş, hiç konuşmuyor. Gözündeki morluk, sırtındaki darp izleri… dayanılşır mı bu eziyete? Bu ne yaman çelişki böyle?

Ben bir anneyim; tüm çocuklar benim çocuklarım olmasa bile açlık çeken çocuklar için ağlarım; kaybettiğimiz her gencimize yanarım; başarı kazanan çocuklarla gurur duyarım; çocuklar hep mutlu olun, gözleri her daim sevinçle ışıldasın isterim. Anneyim ben yüreğim sevgi, yüreğim umut dolu.

Zor zanaattır anne olmak, dünyanın en mesuliyetli ve en yüce görevi. Severek üstlenilen, istenerek her türlü zorluğa karşı ayakta kalabilen ve ömür boyu süren tek görevdir annelik. En kutsal görev.

İşte bu nedenle her anne eli öpülecek  kadar özel ve önemlidir. Ve her anne canıyla, kanıyla, sütüyle en çok da sevgisiyle  besleyip büyüttüğü yavrusuyla bir bütündür. İster yanında olsun, ister uzağında, ister kendisinden habersiz, siter mezarında. Her anne muhteşemdir benim gözümde.

Tüm annelere saygıyla.

Sevgiyle kalın.

Belgin ERYAVUZ

17.10.2009

Konu ile ilgili yorum yapmak ve yorumların tamamına ulaşmak için tıklayınız