BAŞARMAK ÖZGÜRLÜKTÜR


| 26 Ocak 2013 | 0 yorum | 1631 gosterim
basari1

Başarmak…

Yaptığımız iş her ne olursa olsun; elimizden gelen her şeyi kullanarak, en iyisini ortaya çıkarmaya çalışmak…

Bir anlamda hakkını vermek…

Başarmayı sadece öğrencilik yıllarımızla ya da iş hayatımızla sınırlı tutmuyorum ben. Kendi felsefeme ve bakış açıma göre; hayatı KALİTEli ve olabildiğince dolu dolu, her ANI ile ANLAMLI yaşayabilmek bence hayattaki en büyük başarıdır. Ve işte o başarı bize özgürlük kapılarını ardına kadar açacaktır.

Öncelikle inanmak ve başarmayı istemekle başlar ilk adım. Eğer gerçek anlamda başarmak istersek önümüzde hiçbir şey duramaz. Çünkü başarmayı kafasına koyan bir insan; sürekli kendisini geliştirir, araştırmalar yapar, en iyisi olmak adına emek harcar. Kendine güveni olan insanlar; başarıda koşar adımlarla giderken, başarısızlığı akıllarına dahi getirmezler.

Kendimize olan güvenimiz, başardığımız her adımla daha da artar. Kendimize olan kişisel saygımız da. Başarıyı yakaladığımız noktada mutluluk bizimdir artık. Ve o anı tebessümlerle hatırlarken; kafamızda yepyeni hedefler çoktan belirmeye başlar. Endişeler, korkular, hüsran ve güvensizlik başarının yanına bile yaklaşamaz.

Giriştiğimiz bir işe ‘’ben yapabilirim’’ diye cesaretle adım atmak ise en önemlisi. Eğer içten inanarak yaparsak; beynimiz de bizi olumlu anlamda destekleyecektir. Yani aklımızla inanmayı desteklememiz gerekiyor. Çünkü eğer aklımız başaracağımıza inanmazsa, bir anlık bir tereddüt bile başarısız olmamızı tetikleyebiliyor. Elbette tüm bunlara ek olarak, disiplinli bir şekilde çalışmak, çalışmak, çalışmak gerek… İşte o zaman başardığımız her şey bize mutlulukla tebessüm edecek, ben buna inanıyorum.

Elbette önümüze zorluklar çıkacaktır. Ama pes etmeden, yılmadan, ertelemeden cesaretle o zorlukları yenmek mümkün. Üstelik zor olan bir şeyi başarmanın tadı daha da güzeldir, öyle değil mi? Önemli olan bir hedef koymak,  o hedefe kilitlenmek ve çalışmak olmalı.

Tam bu noktada birbiriyle karıştırılan iki terimden söz etmek istiyorum. Çünkü genellikle karar ve hedef birbirine karıştırılabiliyor. Ancak bu iki terimin birbirinden farkları var. Hedef ULAŞILAN; karar ise UYGULANANdır.  Daha açıklayıcı olması adına bu konudaki uzmanların örneklerine bakalım. Örneğin uzmanlar; maraton koşmak iyi bir hedeftir diyor. Belirlidir, başarıyı ölçmek kolaydır ve bir kere yapmışsanız yapmışsınız demektir. Yani bir hedef konmuş ve sonunda ona ulaşılmıştır.

Ancak ‘’sabahları aynada kendine gülümsemek’’ ya da  ‘’daha çok spor yapmak’’ gibi yönelişlerin karar sınıfına girdiğini belirtiyor. Çünkü bir sabah uyanıp başarmış olduğumuzu göremeyiz. Sadece bir kere değil, sonsuza değin her gün yapmak zorundayız. Yani aldığımız kararların arkasında ısrarla durup sürekli uygulamak gerekiyor. Evet belki her gün kararlarımıza uymaya çalışırız ama; bunu bazen başarır, bazen de başaramayız.  İşte o anlarda her yeni günün yeni bir başlangıç ve yeni bir fırsat olduğunu asla aklımızdan çıkarmamak gerekiyor. Sürekli hatırda tutmak,  gözden geçirmek, unutmamak ve bir gün yapmadık diye tamamen vaz geçmemek asıl olan.

Başarmak için ilk adım ve niyet çok önemli dedik. Ama tabii ki iş bununla bitmiyor. Sonrasında bolca sabır ve dikkat göstermek; emek harcamak; kendimizin belirlediği prensiplerle çözüme odaklanmak ve çok zorlandığımız o pes etme noktalarında içimizdeki ümidi ve inancı kaybetmeden yola devam etmemiz de çok önemli. İşte tüm bunları yaptığımızda bizi hiç kimse tutamaz.

“Büyük Düşünmenin Büyüsü”  isimli kitabın yazarı Dr. David J. Schwartz’ da  başarmanın değişik yollarından bahsederken aynı formülleri koyuyor önümüze. Ve şöyle diyor ‘’Hangi yolu denerseniz deneyin fark etmez,  bir tanesi mutlaka işe yarayacak…’’

*öncelikle yapacağımız her ne ise ona tüm kalbimizle inanmak. Çünkü inandığımızda çözüm yolları da beynimizde şekillenmeye başlar.

*yeni fikirlere açık olmak,  yenilikleri denemek.

*insanın kendisini geliştirmesinin sınırı olmadığına göre her gün yaptığının ‘daha iyi ve daha çok’ nasıl yapılacağına ilişkin yolları aralamak.

*araştırmacı olmak, daha önce yapılanlar hakkında bilgi edinmek, onları kendi beyin süzgecinden geçirirek özümsemek.

*zaman zaman beyin fırtınası yapabileceğimiz kişilerle bir araya gelmek, onların düşüncelerine de değer vermek.

*belirli bir program dahilinde çözüme odaklanmak.

İşte tüm  bunlar göz önünde bulundurularak başarının merdivenlerini emin ama güçlü adımlarla çıkmak… Hep daha ileriye odaklanarak, hep hayallerimizi yakalamak için çalışarak…

Bu arada başarıyı etkileyen yan faktörler de var elbette. Olumlu düşünmek, olumlu düşüncenin diğer olumlu düşüncelere zemin hazırlaması gibi. Her ne olursa olsun, negatif düşüncelerden enerjimizi sönümleyecek haberlerden ve kişilerden uzak durmaya çalışmak. Yani yaydığımız enerji ne denli pozitifse ve biz ne kadar güzel düşüncelerle geceyi sonlandırırsak; ertesi gün bizi daha büyük başarılar bekliyor olacak. Bunu asla unutmamamız gerekiyor.

Gelin bu noktada bilimsel yöntemlerle çalışmayı seven, söylenenleri olduğu gibi kabul etmeyen, çeşitli kaynaklardan araştıran, gözlem ve deneyler yapan  ünlü bilgin Ebu Reyhan Biruni’ ye kulak verelim. Biruni Ortaçağ İslam Dünyasının en büyük bilgin ve düşünürlerinden birisiydi. ‘’Hakikatin araştırılmasını insan hayatının en yüce amacı’’ olarak görüyordu. 180 den fazla eseri olmasına rağmen günümüze sadece 20 tanesi ulaşmış. İşte bunlardan Kitab-ı Malil Hind’de güzel bir hikayesi var ünlü bilginin, dört öğrencinin öyküsü üzerine derlenen; kısaca şöyle;

‘’Bir öğretmen yanında öğrencileri ile bir iş için gece yolculuk yaparken, yolda önlerine bir şey çıkar. Karanlıkta ne olduğunu anlayamazlar. Öğretmen öğrencilerine dönüp hepsine teker teker karşılarındakinin ne olduğunu sorar. Birinci öğrenci “Ne olduğunu bilmiyorum” der. İkincisi ise “Ne olduğunu bilmiyorum öğrenme imkanına da sahip değilim” derken; üçüncüsü “Zaten bunun ne olduğunu araştırmaya gerek yok, nasıl olsa gün ışıyınca belli olacak. Eğer korkunç bir şeyse gün ışıyınca yok olur. Eğer değilse, ne olduğu ortaya çıkar” diyerek düşüncesini açıklar. Sonuçta bu öğrencilerden hiçbiri bilgiye erişemezler. Birincisi cahil olduğu için, ikincisi yeteneksiz olduğu, bilgi edinme imkanına sahip olmadığı için, üçüncüsü tembel olduğu ve cahil kalmaya rıza gösterdiği için. Dördüncü öğrenci ise: önce biraz durur. Sonra o cisme doğru yürür. Yaklaşınca karşılarına çıkanın karmakarışık bir halde duran balkabakları olduğunu görür. Karşısındakinin cansız bir cisim olduğunu anlar. Onları dağıtma yollarını araştırır, bulunca dağıtır. Sonra öğretmenine dönerek karşılarına çıkanın ne olduğunu eksiksiz olarak anlatır ve yolu temizlediğini belirtir.’’ (Öykü için kaynak1: CAHİT BÜYÜKKANBER-KAD üzerine 3 makalesi ve Kaynak2:  Dr. Harika Ercan-Yeni Yüksek tepe Dergisi 20)

İşte öykümüz böyle… bizim de hayata bakışımız; bir engelle, bir sorunla karşı karşıya geldiğimizde yapacak olduklarımızda böyle olmalı bir anlamda. Yani problemi gördüğümüz noktada durup biraz düşünmek, akabinde çözüme odaklanmak ve yapabileceğinin en iyisini hakkıyla yapmak…

İşte BAŞARMAK… işte ÖZGÜRLÜK…

Başarmadan bu denli söz etmişken; gelin satırlarımızı bilimin en başarılı isimlerinden EİNSTEİN’ a ait manidar bir fıkra ile sonlandıralım. Başarmanın yolunda biraz da tebessüm etme zamanıdır şimdi diye düşünüyorum. Fıkra kısaca şöyle…

‘’Einstein konferanslarına hep özel şoförü ile gidermiş. Yine bir konferansa gitmek üzere yola çıktıkları bir gün şoförü Einstein’a;  “Efendim, uzun zamandır siz konuşmanızı yaparken ben de arka sıralarda oturup sizi dinliyorum ve neredeyse söyleyeceğiniz her şeyi kelimesi kelimesine biliyorum” demiş. Einstein gülümseyerek ona bir teklifte bulunmuş:  “Peki, şimdi gideceğimiz yerde beni hiç tanımıyorlar… O halde bugün palto ve şapkalarımızı değiştirelim, benim yerime sen konuş; ben de arka sırada seni dinlerim.” Şoför, gerçekten çok şahane ve başarılı bir konuşma yapmış ve sorulan bütün soruları doğru cevaplamış. Tam yerine oturacağı sırada bir kişi, o güne kadar konferansta sorulmamış ağır bir  fizik sorusu sormuş. Şoför, hiç duraksamadan soruyu soran kişiye dönüp: “Böylesine basit bir soruyu sormanız gerçekten çok  garip” demiş.  Sonra da salonun arkasında oturan Einstein’ı işaret ederek şöyle devam etmiş: “Şimdi size arka sırada oturan şoförümü çağıracağım ve sorduğunuz soruyu,  göreceksiniz, o bile cevaplayacak.”

Aslında sadece bir fıkra ama, zeki ve hazır cevap olmanın güzel bir örneği. Evet zeki insan yeteneklidir, üstelik hazır cevaptır. Ancak akıllı insan da neyin ne olduğunu, nasıl yapılması gerektiğini bilir. Bu nedenle her ikisiyle de donanımlı olan bir insanı ve hayallerini tutmak mümkün değildir. Öyle değil mi?

Herkesin idealleri, hedefleri, başarmak istedikleri var elbette. Kimi kilo vermek istiyor, kimi üniversiteye girmek, kimi iyi bir iş sahibi olmak, kimi yabancı dil öğrenmek, kimi yıllardır içtiği sigaradan kurtulmak, kimi yazar olmak, kimi hayalini kurduğu eve sahip olmak… belirlenen hedefler ve alınan kararlar her ne ise yapılmaması için hiçbir neden yok. Yeter ki başarı için kolları sıvayalım ve hiç tereddüt etmeden emin ve kocaman adımlar atmaya istekli olalım… gerisi zaten kendiliğinden gelecektir, ben buna inanıyorum. Ya siz? Unutmayın sizler de benim gibi ‘’inanıyorum’’ derseniz; ilk adımı fark etmeden atmış olacaksınız.

Sevgiyle kalın.

Belgin ERYAVUZ

15.01.2013

 

 

 

 

Konu ile ilgili yorum yapmak ve yorumların tamamına ulaşmak için tıklayınız